Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SOSYALİZM OKULU > DEVLET KAVRAMI

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Demokrasi ve katılımcılık
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1402
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 05.Ocak.2010, 19:02   #1
 
Denge Azadi Dersîm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Denge Azadi Dersîm
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Ekim.2009
Üye No: 26428
Mesajlar: 312
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Demokrasi ve katılımcılık

Demokrasi ve demokratik kültür, katılım ve örgütlenme ile gerçekleşir ve yaygınlaşır. Yereldeki bilinç, bireyin genel bilinçlenmesinde önemli bir temel olur. Yerelden örgütlenmeler demokratik kültür okulu haline gelerek, bölgesel ve tüm ülke düzeyinde demokratikleşmeye güç katar. Bunun da evrensel demokrasiye güç katacağı açıktır.

Devletin merkezileşmesi gerektiği düşüncesinin gelişmesi, kapitalizmin milliyetçi ideoloji ile ortaya çıktığı ulus-devlet zamanı ile olmuştur. Devletin merkezi olması ve her hücreye nüfuz etmesi insanların beynine ve yüreğine bir dini inanç gibi yerleştirilmiştir. Milliyetçilik, kapitalizm ve ulus-devlet çağının dinidir. Ancak kapitalizm şimdi ulus-devletin aşılmasını ve küçülmesini -ortadan kalkmasını değil- öngörüyor. Bunu ideolojik bir yaklaşım ve özgürlükçü eğilimle değil, çıkarı gereği yapıyor. Ulus-devleti eleştirmesi ve özgürlük vurguları yapması, sömürüsünü genişletip derinleştirerek artırmayı hedefleyen bu çıkarını gizlemek içindir.

Özgürlükçüler, sömürü ve baskıya karşı çıkanlar tabii ki emperyalist-kapitalist sistemin ulus-devleti aşmak istemesine ağlayacak değildir. Kaldı ki kapitalizmin bu eğilimi yeni sayılamaz.

Tekelci kapitalizmin ve finans kapitalin başat hale geldiği emperyalizm aşamasıyla birlikte bu eğilim artarak yükselmiştir. 20. yüzyılın başında enternasyonalist düşünceyi savunarak ulusal değerleri yıpratmakla suçlanınca, Lenin buna verdiği karşılıkta, “Bizleri suçlamanıza gerek yok, sizler ve tekelci kapitalizm uluslararası hale gelerek bunu bizzat yapmaktasınız” cevabını vermiştir.

Dolayısıyla dün olduğu gibi bugün de devrimciler olaya farklı yönden bakarlar; onlar bazı solcuların yaptığı gibi ulusal devleti korumayı ulusal kurtuluşçuluk gibi görmezler. Bugün dogmatik solcuların milliyetçilikle buluşması, ulus-devletin gerici rol oynamasını görememeleri nedeniyledir; ancak bir ulus-devletleri olursa var olacaklarını sanmalarıdır. Ulus-devleti varlık nedenleri olarak görmeleri, onların milliyetçi zehirden ve kapitalizmin illüzyonundan ne kadar etkilendiklerini gösterir.

Ulus-devlete karşı yeni teorik yaklaşım

Ulus-devletin aşılması, mücadele için yeni teorik yaklaşım, araç ve yöntemlerin gerekli olduğunu bize gösterir. Hatta sosyalistlerin etnernasyonalist düşüncelerinin daha fazla pratikleşme imkânı bulmasının önü açılmıştır. Ulus-üstü (surnational) bir mücadele dönemi başlamıştır. Artık uluslararası dayanışmadan öte, demokratik devrimci güçlerin yerel iradelerini koruyarak birlikteliklerini konfederal temelde daha da sıklaştıran bir yaklaşımı gerektiren bir mücadele dönemine girilmiştir.

Konfederalizm tarih içinde görülen iki biçimiyle bugün kendisini dayatmış bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, toplumdaki farklı kesimlerin kendilerini örgütleyerek daha sonra bir araya gelmelerini ifade eden konfederal örgütlenmeler; ikincisi ise, bağımsız devlet ve devletçiklerin bir araya gelerek oluşturdukları devletlerarası konfederasyondur. Bu eğilimler giderek artmaktadır. Bu gelişmeyi demokratik ve özgürlükçü mücadelenin sonucu ve gereği olarak görmek gerekir. Öte yandan bilimsel teknik devrimle ekonomik ve sosyal gelişmeler de bu eğilimi arttırmaktadır. Bazılarının zihinleri bulandırarak bu gelişmeleri esas olarak kapitalizmin postmodern aşamasının gereği biçiminde yutturmaya çalışmalarını deşifre etmek gerekir. Kapitalizmin yeni aşaması bu eğilime objektif olarak zemin sunduğu müddetçe değerlendirilebilecek konudur.

Dolayısıyla kapitalist sistemin objektif olarak bu eğilimle tarihsel buluşma noktaları olsa da, bu gelişme esas olarak halkların özgürlük mücadelelerinin ve demokratik eğiliminin sonucudur. Öte yandan halklar ve toplulukların sisteme karşı mücadele ederek ona alternatif bir dünya sistemi ortaya çıkarmaları da ancak böyle bir eğilimi güncelleştirerek gerçekleştirilebilir. Konfederasyonun birinci biçiminin devletler ve halkların gevşek ilişki içinde siyasal oluşuma gitmeleri olduğunu gördük. İkinci biçimi ise, halkların kendi içlerinde uygulamaya soktukları demokratik konfederal ilişkilerdir. Anlaşılması için Avrupa’dan iki örnek verelim. Bugünkü Avrupa Birliği devletlerarası konfederalizme, Paris Komünü ve Atina ise halkların kendi içindeki demokratik özgürlükçü yapılanmaya tekabül eden konfederalizme örnektir.

Birinci konfederalizm ulus-devletlerin aşılmasıyla daha fazla güncel hale gelmiş durumdadır. Emperyalizm zorlamasa bile, bilimsel teknik devrim halklar açısından da -belki paradoks olarak görebilir, ama öyle değildir- emperyalist-kapitalist sistem karşısında daha fazla güçlü konuma gelmek için böyle organizasyonları gerekli hale getirmiş bulunmaktadır. Çünkü ulus-devleti aşan birlikler ekonomik, sosyal ve kültürel gelişime daha fazla imkân verir niteliktedir. Zaten tarih içinde kapitalist döneme kadar siyasi sınırları bu kadar katı hale getiren, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin hareketliliğini bu kadar sınırlayan başka dönem yoktur. Tabii ki kapitalist dönemin araçları bu sınırları aşan ve aşındıran niteliktedir. Bu nedenle eskisinden daha fazla ilişki ve hareketlilikten söz edilebilir.

Ulus-devletten konfederal sisteme

Tabii tüccarlar her zaman kendi pazarlarını oluşturmak ve başkalarını kendi alanlarına sokmamak istemiştlerdir. Bunun yanında kârlı uzak alanlara ticaret yapmak da tüccarların genel eğilimidir. Bu konuda tüccarlar, devletler ve güç odaklarının himayesi altında olmuşlardır. Ancak zihniyet olarak hiçbir dönemde ulus devlet kadar katı bürokratik ulusal duvarlarla karşılaşılmamıştır. Bugün Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok oluşumda gözlendiği gibi ulus-devletlerden vazgeçme yaşanıyor. Avrupa Birliği, Avrupa burjuvazisinin ABD karşısında ayakta kalmasının da alternatifidir. Yakın zamanda Uzakdoğu ve Latin Amerika’da da benzer eğilimlerin artacağını söylemek gerekir. Bilimsel-teknik devrim de, ihtiyaçlar da bunu gerektiriyor. Buna yalnızca burjuvazi değil, halklar da ihtiyaç duyuyor. Böylece halkların ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimi önündeki suni duvarlar da yıkılmış olacaktır. Küreselleşen şirketler ve kapitalizmin, yine rantçı sermayenin halklar için yarattığı yıkımlar ve olumsuzluklar nedeniyle ulusal devletlerin aşılmasına karşı çıkmak yanlıştır. Bu tutum İngiltere’de Çartist hareketin kapitalizmin getirdiği acıların suçunu makinelerde görüp saldırması gibi bir şey olur ki, bunun da halklar ve ezilenler için bir yarar getirmeyeceği açıktır.

Bakış açısı gerçekçi, tarihi ve bugünü okur biçimde olursa, geleceği halkların çıkarına etkilemek ve yönlendirmek mümkün olur. Bu çerçevede ulus-devletlerin aşılmasını ve konfederal eğilimlerin gelişmesini olumlu görmek gerekir. Böylelikle tarihin en zehirli ve insanlığa acı veren ideolojisi olan milliyetçi ideoloji zayıflar. Milliyetçilik demokrasinin en temel öğelerinden biri olan ötekini anlamaya, onunla eşit ve yan yana bulunmaya karşı en kötü bir saldırı olmuştur. İnsanlığın varoluşuyla birlikte oluşturduğu ve bugüne kadar belirli düzeyde taşıdığı komünal demokratik değerler, merkezi ulus-devlet ve onun ideolojik silahı olan milliyetçiliğin ağır saldırıları altında kalmıştır.

Ulus-devletlerin aşınarak başka ulusların devlet organizmalarıyla konfederal sürece girmeleri yalnız dışa karşı değil, içerde de demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü eğilimlere ivme kazandıracak bir etkide bulunur. Özellikle milliyetçiliğin komşu halkları birbirine düşürmesi sona ererek, yeni bir zihniyetin gelişmesi hızlanır. Bu tür oluşumlar demokratik uluslaşmayı güçlendirecek çeşitli toplumsal kesimlerin kendi aralarında demokratik konfederal sistem kurarak devletlere alternatif yaşamı ‘devlet + demokrasi’ diyebileceğimiz bir sistem oluşumuna yol açabilirler. Toplumsal kesimlerin oluşturduğu demokratik konfederalizmlerin var olduğu devletler, doğal olarak eski ulus-devlet karakterini kaybederler ve bu nitelikteki başka devletlerle konfederal ilişkiler kurma eğilimi gelişir. Bizim üzerinde daha fazla durmak istediğimiz, devletlerin gevşek siyasal ilişkisi olan konfederalizmden çok, halklar ve etnisitelerin komünal demokratik değerler temelinde geçmişte kendi içlerinde pratikleştirdikleri konfederalizmin bugün güncel hale getirilmesinin nasıl olacağıdır.

Demokrasi ile merkezileşmenin zıtlığı

Demokrasi ile merkezileşme tarih içinde hep birbirine zıt olgular olmuştur. Demokrasi mücadelesi bir yönüyle merkezi iktidarın sınırlandırılıp çevrenin ve halkın irade ve karar gücünü artırmaktır. Böyle olması, komünal demokratik değerlerin geriletilmesi ve bu temelde hiyerarşik sistemin iktidarı merkezileştirip tekeline alması sürecine de uygundur. Böylece devletin demokrasiye hâkim olma süreci tersinden geliştirilmektedir. Merkezileşme ve devletçi toplum komünal demokratik değerleri gerileterek kendini var etmişse, demokratikleşme de merkezileşme ve devleti gerileterek kendini var edecektir. Dolayısıyla demokrasi mücadelesi ne Atina demokrasisi ile başlamış, ne de iddia edildiği ve şişirildiği gibi Magna Charta belgesiyle yeni bir başlangıç yapmıştır. Tüm merkezileşmiş devletçi güçlere karşı halkın gücünü artıran her türlü mücadele birer demokrasi mücadelesidir. Dolayısıyla kralların tanrı olmayacağını söyleyen Hz. İbrahim demokrasi tarihinin önemli bir kilometre taşıdır. Çünkü kralların tanrı olmadığını söyleyerek bir anda en önemli güç kaynağını ortadan kaldıran bir eylem yapmıştır. Demokrasi kralların ve devletlerin gücünün sınırlandırılmasıysa, o zaman bu eylemin büyük bir demokratik devrimci eylem olduğu açıktır.

Merkezileşme ve karar gücünün bir yerde toplanması, her zaman toplumların ve bireyin iradesini kıran bir nitelik taşır. Dolayısıyla bir yerde demokratikleşme ve demokratik ilişkiler ortaya çıkarılacaksa, karar gücünün dağıtılması, her şeyden önce de halk tabanına verilmesi ve yayılmış olması gerekir. Bu da yetmez; halkın ve bireyin iradi ve bilinçli katılımına ve örgütlü güç olmasına elverecek bir sistem oluşturulması da büyük önem taşır. Sınıflı toplum, gücü merkezileştirerek devletçi toplumu ortaya çıkarmayı ve böylece sömürüsünü gerçekleştirmeyi gerekli kılar. Bu güçlerin demokrasiyi anlama, yorumlama ve uygulama biçimleri de bu ufkun sınırlarında seyreder. Avrupa’da gelişen ya da kavramlaştırılan demokrasi, daha çok üst toplum ve çevresindeki sınıf ve tabakaların tekçi ve oligarşik olan devlet gerçeğinin yumuşatılması ve kendilerinin de çıkarını savunabilecekleri bir düzeye getirilmesidir.

Pratikte kanıtlanmıştır ki, üst toplumun geliştirdiği temsili demokrasi halkın kendini güçlü yansıttığı ve çıkarlarını koruyabildiği bir model değildir. Burjuvazi ve çeşitli güç odakları, ellerindeki imkânları kullanarak bu temsilcileri etkilemekte ya da onları kendi çıkarlarının çemberi içinde kalmalarını sağlamaktadır. En kötüsü de, temsili sistem büyük savaşları ve yıkımları önleyememiştir. Hatta temsilcilerden oluşan parlamento bu yıkımların aracı olmuştur. Dolayısıyla İkinci Dünya Savaşından sonra halkın katılımının sürekli olacağı bir sistem ihtiyacı doğdu. Sivil toplum örgütlerinin İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaygınlaşması bu ihtiyacın sonucudur. Böylelikle dört yılda bir sandığa gitmekle sınırlı katılım bu biçimde sürekli hale getirilmeye çalışılmıştır. Ancak sivil toplum örgütlerinin varlığı da mevcut parlamenter sistemde bireyin ve halkın iradesini geliştirmesi ve ortaya koyması açısından yetersiz kalmaktadır.

Temsili demokrasi

Temsili demokrasi demokratik kültürün geliştiği bugünkü ortamda bile üstte kalmakta, halkın çıkarlarından uzak durmaktadır. Sivil toplumların gelişkin olması da bu niteliği fazla değiştirememektedir. Aslında Batıdaki sivil toplum örgütleri alternatif bir demokratik model olmaktan çok, temsili demokrasinin eksikliklerini ve yetersizliklerini sınırlı düzeyde gideren bir özelliğe sahiptir.

Yerel yönetimler ve özgür belediyecilik, üstte kalan ve merkeziyetçi devlet modeline benzeyen temsili demokratik modele karşı demokrasiyi tabandan geliştirecek önemli alanlardır. Temsili demokrasinin üst toplum karakterini yereldeki örgütlenme gücüyle dengeleyip demokrasinin gelişmesine hizmet ederler. Yerel yönetimler günümüzde demokrasinin gelişmesinde önemli roller oynamaktadır. Ancak bunların da çok yerel kalarak ufku dar bir konumu yaşadıkları sıkça görülen bir durumdur. Dolayısıyla yerel yönetimlere de üst toplum demokrasisinin eksikliğini ve yetersizliğini giderecek bir unsur olarak bakmak fazla abartılı olur.

Demokratik konfederalizm

Bu gerçekler demokrasiyi yaygınlaştıracak ve derinleştirecek bir modele ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Bu da alttan örgütlenen ve devlet modeline dayanan bir merkezileşme içermeyen demokratik konfederalizmdir. Toplum kültürel, etnik ve dinsel unsurlar, emekçiler ve başka kesimlerden oluşmaktadır. Toplumu oluşturan her kesim demokratik temelde yerellerde örgütlenir.

Bu örgütlerin her biri kendi demokratik iradesini koruyarak, yereldeki ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamı örgütleyip geliştirmek için demokratik konfederal temelde bir araya gelir. Bu ortak iradeyi bir meclis ve koordinasyonla somutlaştırıp pratikleştirir. Bunlar yerel konfederal örgütlenmeler olarak tanımlanır. Bu yerel konfederal örgütlenmeler de diğer yerel konfederal örgütlenmelerle demokratik konfederal temelde bir araya gelirler. Bu bir araya gelişi meclis ve bu meclisin yürütmesiyle pratikleştirirler. İşte bu örgütlenmeye, toplumu oluşturan tüm kesimlerin demokratik temelde örgütlenip konfederal temelde bir araya gelmesine demokratik konfederalizm denilmektedir.

Tüm toplumun demokratik temelde örgütlenmesi ve bu örgütlerin konfederal temelde sistemleşmesi, esas olarak da toplumun demokratik iradesinin en güçlü biçimde ortaya çıkarılması anlamına gelmektedir. Tabandan bireyin katılımının bilinçli, etkin ve iradeli olması açısından, bireylerin sorunlara hâkim olacakları ölçülerde birimlerin özyönetimlerinin örgütlenmesi de demokratik konfederalizm için önemlidir. Büyük üniteler, bireylerin sorunlara hâkim olamadığı ölçekte olduğundan, iradeli ve bilinçli bir katılıma olanak vermemektedir. Yereldeki bilinç bireyin genel bilinçlenmesinde önemli bir temel olur. Yerelden örgütlenmeler demokratik kültür okulu haline gelerek, bölgesel ve tüm ülke düzeyinde demokratikleşmeye güç katar. Bunun da evrensel demokrasiye güç katacağı açıktır. Sadece yerelde demokratik temelde örgütlenme demokratik kültürün gelişmesi açısından yeterli olmaz. Belirttiğimiz temelde daha geniş konfederal birliklere ulaşıldığında, demokratik kültür geliştiği gibi, yerellerin birbirini tamamlayarak daha güçlü ve etkili olmaları sağlanır. Örneğin birkaç yerel birim kendi özgünlüklerini ve bağımsız kimliklerini önemli oranda koruyarak bir araya gelip bir konfederasyon oluşturur. Böylece konfederalizm hem merkeziyetçi, toplumu boğan ve bireyin iradeli katılımını engelleyen sistemi aşarak demokrasiyi tabana yayar, hem de yerel dar görüşlülüğü ortadan kaldıran bir işlev görür. Toplumsal örgütlenmenin konfederal biçimi ve buna dayanan siyasal örgütlenmeler toplumların demokratikleşmesinde ve demokratik reflekslerin gelişmesinde daha etkili rol oynarlar. Bu sistemin her gün yeniden ve yeniden demokratik kültürü derinleştiren ve yaygınlaştıran bir özelliği vardır.

Bireyin toplum yaşamına ilgisi

Demokraside fazla iddialı olan Avrupa’da bile kitlelerin siyasete ilgisi azalmıştır. Siyasete karşı bir yabancılaşma yaşanmaktadır. Hatta kitlenin ve toplumun kendisini ilgilendiren kararlara katılımı anlamına da gelen siyaset kötülenir bir konuma düşmüştür. Avrupa’da durum böyleyse, diğer ülkelerde siyasetin fonksiyonunun daha da kötü olduğunu belirtmek gerekir. Demokratik konfederalizm toplumun ve bireyin doğrudan muhatap olduğu konuları daha yakından takip edileceği bir örgütlenme biçimi olduğundan, toplumun çoğunluğunu örgütleme potansiyeline sahiptir. Aynı zamanda bu modelde bireyler kararlara katılma ve bu kararları takip etme durumunda olduğundan, örgütlenme ve siyasetin canlandığı bir ortam da ortaya çıkarır. Demokrasi ve demokratik kültür katılım ve örgütlenme ile gerçekleşir ve yaygınlaşır.

Mevcut temsili demokrasilerde hem sistem hem de onun örgütlenmeleri merkezden aşağıya doğru bir örgütlenme içindedir. Piramidin en üstünde halk değil, siyaset bürokratları ya da profesyonel politikacılar yer almaktadır. Bunlar da halktan kopukturlar. Halktan çok devlete ve onun temel dayanağı olan kesimlere duyarlı davranırlar. Konfederal örgütlenmede piramit tersine çevrilmiştir. Örgütlenmenin ve karar gücünün en etkili ve güçlü kesimi tabanıdır.

Yine bugünkü gibi yönetimlerin hem karar aldığı hem de uyguladığı bir sistem yerine, konfederal örgütlenmede tabanın ve onun oluşturduğu yerel meclislerin daha güçlü konumda oldukları, yönetim yerine geçen koordinasyonların sadece koordine etme ve uygulama ile sorumlu oldukları görülür. Yerellerin bir araya gelerek oluşturdukları bölgesel konfederal sistemlerde de meclisler esas karar gücüdür.

Bu meclisler yerellerin kendi inisiyatifiyle yapacağı işlere karışmaz. Belki ortak iradeyle kararlar alabilir, ama uygulama yine yerellere ait olur. Görüldüğü gibi konfederal örgütlenme demokratik iradenin aşağıdan gücünü hissettirdiği bir demokratik örgütlenme modelidir. Konfederal örgütlenmede yer alan her birimin bağımsızlığı önemli düzeyde vardır. Kendi örgütlenme alanlarından kendileri sorumludurlar. Konfederasyonlar işlevlerine göre örgütlenmelerden oluşacağı gibi, coğrafi birimlerin esas alındığı bir ölçekte de oluşabilirler. Her coğrafi (yerel) birim kendi içinde işlevleri farklı olan (kültürel, sosyal, ekonomik, siyasal) örgütlenmelerin konfederal örgütlenmesini sağlar. Etnik ve kültürel kesimler, kadın, gençlik ve her türlü sosyal güçler konfederasyon esasına göre kendilerini örgütlerler. Bunlar da bir araya gelip coğrafi (yerel ve bölgesel) konfederasyonlar oluşturma yoluna giderler. Bunlar da aynı anlayışla bir araya gelip ülke genelinde bir demokratik konfederal sistem oluştururlar.

DİZİ ARAŞTIRMA SERVİSİ



YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
Denge Azadi Dersîm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com