Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SOSYALİZM OKULU > DEVLET KAVRAMI

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Demokrasi ve halk temsili
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1320
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 05.Ocak.2010, 18:49   #1
 
Denge Azadi Dersîm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Denge Azadi Dersîm
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Ekim.2009
Üye No: 26428
Mesajlar: 312
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Demokrasi ve halk temsili

Zenginin de fakir gibi tek bir oyu olsa bile, çeşitli yollarla hem seçilenleri tespit etme, hem de devlet üzerindeki etkisini ve ağırlığını koyma imkanları bulunmaktadır. Çünkü halkın sisteme katılımı örgütlü bir toplum olması sonucunda gerçekleşmiyor. Dolayısıyla biçimsel olarak siyasal eşitlikten söz edilse de, yaşam içinde fakirle zenginin toplum üzerindeki ve kararlardaki ağırlığı ve etkisi eşit olmuyor.

Avrupa’da gelişen demokrasi açısından İngiltere’nin özgün bir yeri vardır. Avrupa’da gerçekleşen Rönesans ve bunun toplumda yarattığı zihniyet gelişimi, toplumda yönetimlere ve devlete bakışta da değişiklikler ortaya çıkarıyor. İngiliz Devrimi gerçekleşmeden önce bu devrimin yolunu döşeyen bir olay olarak eşrafın, aristokrasinin, ortaya çıkan manifaktürel üretimin ve palazlanan tüccar kesiminin kralın sınırsız yetkilerine karşı itiraz ve mücadele sonrasında kralın yetkilerinin sınırlanmasını kabul eden Magna Carta (büyük belge) adlı belgenin kabul edilmesi vardır. Yani kral bu kesimlerin tepkisi karşısında zorlanıyor; kendi haklarından belli düzeyde vazgeçtiği belgeyi kabul ediyor. Bunun sonucunda giderek bu hakların önemli oranda meclislere devredildiğini görüyoruz. Lordlar Meclisi ve Avam Kamarası denen iki meclis kralın yetkilerinin önemli bölümünü kullanıyor. Lordlar kamarası daha çok krallık dışında kalan feodal otoritelerin temsillerinin ve eşraf denen aristokrat kesimin temsilcilerinden, Avam Kamarası ise daha çok halkın ve yeni sınıf olan burjuvazinin temsilcilerinden oluşuyor. İlk başta Lordlar Kamarasının önemli yetkileri olsa da, daha sonra bu yetkiler sınırlanıyor; ağırlıklı olarak Avam Kamarasının yetkili olduğu bir parlamenter sistem ortaya çıkıyor.

Avrupa demokrasisi ve halk temsili

İlk önce belirli bir halkçı karakteri olan bu sürecin daha sonra egemen sınışarın hâkim olduğu devletçi sistem altında geliştiği ve esas olarak da egemen sınışarın kontrolünde olan bir siyasi düzen kurumlaşmasıyla sonuçlandığı bir gerçektir. Tabii İngiltere’de gelişen demokrasi anlayışı aslında Atina’daki modelin farklı biçimidir. Atina’da alt toplumsal kesimler yurttaş olmadıkları için bu demokrasi içinde yer almamışlardır. İngiltere’de ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde ilk önce herkes oy kullanma ve seçilme hakkına sahip değildir. İngiltere’de ve daha sonra Avrupa’da herkes yurttaş olarak görülse de, aslında bu yurttaşlık bir nevi devlet üyeliği gibidir.

Demokrasi tabandan başlayarak bir örgütlenmeyle ortaya çıkmadığından, üstten devleti ele geçiren ve düzenleyen güçlerin hâkimiyetinde bir kurumlaşma kazandığından bir üst toplum demokrasisi ortaya çıkmıştır. Devlete hâkim üst toplum arasındaki dengeleri düzenleyen, ağırlıklı olarak da devletle iç içe geçen ekonomik güçlerin her zaman hâkim olduğu ve demokrasi denilen düzenekle toplumu hâkim güçlerin sistemine bağladığı bir siyasal düzen gerçeği oluşmuştur.

İngiliz Devrimi ve diğer devrimler sürecinde ilk başlarda halkın etkinliği daha fazla olduğundan, kralın yetkileri sınırlanırken, ortaya çıkan meclislerin yetkileri artırılmıştır. Aslında meclislerin yetkilerinin artırılması, toplumun demokratikleşmesini sağlayacak bir süreç olarak görülmelidir. Halkın gücünü sınırlayan kralın ve devletin diğer kurumlarının yerine, halkın ağırlığının hissedildiği bu meclisler, söz konusu ülkelerde ilk önceleri demokratik eğilimlerin daha güçlü olmasının yansıması olarak değerlendirilmelidir. Ne var ki, giderek üst toplum egemen sınışarının devleti ele geçirmesi ve ağırlığını arttırmasıyla birlikte meclisin yetkilerinin giderek daraltıldığı, yürütmenin yetkisinin yeniden arttırıldığı bir siyasal sisteme doğru gidilir. Bu aslında Rönesans ve sonrası ortaya çıkan güçlü demokratik eğilimin iktidarcı ve devletçi egemen sınışar tarafından sınırlanması anlamına gelmektedir. Avrupa’da sözü edilen demokrasinin böyle bir serüveni vardır.

Fransa deneyimi

Çok bilinen 1789 Fransız Devriminden önce Avrupa toplumunda halk devrimleriyle ortaya çıkan yeni düşünsel ve ruhsal şekillenme koşullarında halk temsilcilerinin, palazlanan sınıf olan burjuvazinin, aristokratların bir kesiminin ve yerel otoritelerin içinde olduğu ve belli periyotlarla toplanan bir meclis sistemi oluşuyor. Etats Generaux adı verilen bu meclis zaman zaman toplanarak belli konularda karar alıyor ve krala iletiyor. Doğal olarak bu meclisin varlığı kralın yetkisinin sınırlanması anlamına geliyor. Kralın yetkilerinin belli düzeyde devredildiği bu meclisler toplumda belli bir itibar kazanıyor. Önceleri kral tek yetkilidir. Ancak halkın tepkilerinin artması, yeni sınıf olan burjuvazinin giderek yükselişi ve düşünce düzeyinde kralın yetkilerinin devredildiği kurumların olması gerektiğinin yaygınlaşması, yerel ve merkezi meclislerin ortaya çıkmasına yol açıyor. Avrupa’da olduğu gibi Fransa’da da böyle bir süreç gelişiyor. Kralın yetkilerinin sınırlandığı, merkezi otorite dışındaki güçlerin de belli karar ve yetkileri devraldığı bu süreç, Avrupa’da demokrasinin gelişmesi olarak ifade ediliyor.

İlk önceleri meclisler Fransa’da olduğu gibi sürekli toplanma yerine, zaman zaman toplanmaktadır. Daha sonra sürekli toplantı halinde olan meclisler ortaya çıkıyor. Fransız Devriminin patlamasına yol açan neden, daha önce Avrupa toplumlarındaki demokratik zihniyet gelişiminin sonucu olarak belli kararlar alma yetkisine sahip hale gelen Etats Generaux Meclisini kralın keyfi olarak toplantıya çağırmamasına karşı geliştirilen tepkidir. Kral 16. Louis, Etats Generaux Meclisini toplamayınca, yeni gelişen sınıf olan burjuvazi, yerel otoriteler ve halk birlikte hareket ederek krala isyan ediyorlar. Fransa’da Devrimle birlikte halkın gücü nedeniyle meclislerin yetkisi artıyor. Gerçekten de halkın eğilimleri meclise yansıyor. Devrimin ilk yıllarında halkın etkisini hissettirdiği meclisin giderek yetkilerinin sınırlandığı, yürütme denen gücün otoritesinin arttığı, dolayısıyla demokratik özelliklerin de sınırlandığı, daha sonra devletçi üst toplumun demokrasi anlayışının kendisini hâkim kıldığı siyasal düzen kurulur.

Parlamenter demokrasi

Demokratik devrimler tabii ki halkı Avrupa’da bir güç yapıyor. Rönesans öncesi Avrupa ile Rönesans sonrası Avrupa farklıdır. Avrupa’da demokratik ve özgürlük değerleri içeren bir halk ruhu ortaya çıkıyor. Artık Avrupa’yı Rönesans öncesi olduğu gibi kralların ve imparatorların yönettiği bir sistemle yönetmek zordur. Halkın düşünce ve duygularındaki gelişmeler birçok filozofun da bu yönlü düşünce üretimi içine girmesiyle birlikte yürümüştür. Avrupa’da genel ve eşit oya dayalı parlamenter demokratik sistem denen siyasal sistemin ilkleri giderek netleşir. Yani dört yılda bir halkın sandığa giderek kendi temsilcilerini seçmesi ve bu temsilcilerden oluşan yasama yetkisine sahip parlamentolar kuruluyor. Bu parlamento içinde de ülkeyi yöneten hükümetler çıkıyor. Parlamento yasama, hükümet de yürütme görevini üstleniyor.

Yani herkes oy kullanmakta ve herkesin oyu eşit değerde olmaktadır. Hukuki ve teorik olarak bireylerin eşit ağırlıkta güç olduğunu varsaymak bile önemli bir olgudur. Siyasi kararları alan ve yönetim gücü olanların seçimini sağlayan sistemde eşit oya sahip olmak, eğer altı doldurulur ve devletçi sisteme dayalı yapılanma gerçeği değiştirilirse, önemli sonuçlara yol açacak bir gerçeklik haline getirilebilir. Tabii ki pratikte yine zenginlerin ağırlığının ortaya çıktığı bir sistem söz konusudur. Zenginin de fakir gibi tek bir oyu olsa bile, çeşitli yollarla hem seçilenleri tespit etme, hem de devlet üzerindeki etkisini ve ağırlığını koyma imkânları bulunmaktadır. Çünkü halkın sisteme katılımı örgütlü bir toplum olması sonucunda gerçekleşmiyor. Dolayısıyla biçimsel olarak siyasal eşitlikten söz edilse de, yaşam içinde fakirle zenginin toplum üzerindeki ve kararlardaki ağırlığı ve etkisi eşit olmuyor. Dört yılda bir sandığa oy atma biçiminde oluşan böyle bir temsili sistemde halkın demokratik bir siyasi güç olma imkânları çok sınırlıdır.

Demokrasi tanımının bir yönü de devleti temsil edenlerin yetkilerinin sınırlanması ve topluma devredilmesidir. Yetkilerin ve karar merciinin merkezden topluma yayılmasına, merkezden çevreye yayılmasına demokrasinin gelişimi diyoruz. Çünkü toplumun kendi kendini yönettiği, kararlarını kendisi aldığı ve uyguladığı toplumlar demokratik toplumlardır. Dolayısıyla halkın bu iradesini sınırlayan devletin ve egemen sınışarın yetkilerinin sınırlanmasına demokratik gelişme denilmektedir.

Avrupa’da ilk önce yetkilerin merkezden çevreye dağıldığı meclisler oluşuyor. Daha sonra merkezi otoritenin karar merciinin giderek bu meclislere doğru kaydığı bir süreç işliyor. Bu da Avrupa’da demokratik özü olan kurumların gelişmesini beraberinde getiriyor. Avrupa’daki demokrasi, devleti tümden dışlamak yerine sadece yetkilerin dağıtılması ve üst toplum sınışarı arasında bir denge kurulması ve meclis gibi bazı kurumlarla toplumu sisteme eklemleyince, bu düzenin istikrarlı sürmesini sağlayacak hukuk devleti anlayışı da öne çıkıyor.

Avrupa’daki bu demokratikleşme modeli aynı zamanda tüm işlerin bir hukuk çerçevesinde yürütülmesi zorunluluğuyla beraber ele alınıyor. Bu temelde demokrasi ile hukuk devletinin birbirinden kopmaz bağlar içinde bulunması gerektiğine vurgu yapılıyor. Formel olarak krallar ve yöneticilerin bağlı olduğu kurallar netleşiyor. Bir taraftan meclisler kralların yetkisini sınırlarken, diğer taraftan hukuk her kurumun ve bireylerin hakkının sınırlarını çiziyor. Artık devlet hukuk sistemiyle kendini güvenceye alıyor; toplumla kurduğu dengeyi de bu hukuk sistemiyle koruyor. Yöneticilerin yetkilerinin sınırlandığı, ancak halkın tabandan örgütlenip kendini örgütleyecek bir kurumlaşmasını ifade etmediği için, halkın kendi kendini yönetimi olan gerçek bir demokrasi kurulmuyor. Ancak halkların mücadelesi sonucu, keyfi devlet yönetimi yerine kuralları olan ve halkın tepkilerini de belirli düzeyde dengeleyen bir sistem kuruluyor.

Toplumun ahlakı, devletin hukuku

Toplum her zaman kendi yaşamını ahlakla düzenlemiştir. Devletçi sistemle birlikte bir hukuk ortaya çıkmıştır. Bu hukuk esas olarak devleti korumaya yönelik olmuştur. Ancak Avrupa’da görüldüğü gibi; hukuk, halkın mücadelesi karşısında üst toplumla alt toplum arasındaki dengeyi ve ilişkiyi belirli düzeyde kuran normlar manzumesi haline getirilmiştir. Tabii her dönemde yazılı veya yazısız bir hukuktan söz edilebilir. Özellikle tek tanrılı dinlerle birlikte yöneticilerin ve tüm toplumun uymak zorunda olduğu kurallar manzumesi ortaya çıkıyor. Bu nedenle devlet ve toplum yönetimindeki hukuku Avrupa’da gelişen Rönesans, Reform ve demokrasiyle başlatmak yanlış olur. Roma’da ve Atina’da da hukuk belli düzeyde gelişmişti. Ancak bunlardan önce de kralları ve toplumu bağlayan bazı değerler olduğunu söylemek gerekir. Hukuk devleti ve belirli demokratik kurumların ve anlayışın gelişimiyle birlikte, bütün bireyler formel olarak kanun karşısında eşit hale gelmektedir. Sadece sandığa oy verirken oylar eşit değildir; aynı zamanda bir mahkemeye çıktığında kanun karşısında yoksul da, zengin de eşittir. Rönesans’ı yaşamış, devrimler içinde belli bir demokratik ve özgürlükçü kültürü kazanmış Avrupa toplumunun eski dönemlerin keyfi yönetimleriyle yönetilemeyeceği açıktır. Bu açıdan yeni devletçi kapitalist sistemin toplum üzerinde egemenliğini sürdürebilmesi için hukuksal açıdan meşruiyet sorununu çözmesi gerekmektedir. Hukuk devleti denen olgu bu ihtiyaca cevap veren bir kurum olarak ele alınmıştır.

Hukuk devletinde kuvvetler ayrılığı

Demokratik parlamenter rejim ve hukuk devletiyle birlikte yargı, yasama ve yürütmenin birbirinden ayrılması gündeme geliyor. Montesquieu’nün Kanunların Ruhu kitabında ortaya koyduğu kuvvetler ayrımı, demokratik bir devlet olmanın olmazsa olmazları olarak kabul ediliyor. Özellikle yargının yasama ve yürütmeden ayrılması demokrasi açısından çok önemli görülüyor. Böylelikle yasama ve yürütmeyi elinde bulunduranların yargı üzerindeki etkilerini ortadan kaldırma amaçlanıyor. Kral, başbakan ve cumhurbaşkanı biçimsel olarak da olsa yargıya müdahale edemez hale getiriliyor. Büyük güçlerin, zenginin, askerin, generalin ya da bir devlet bakanının yargıya müdahale etmediği bir yargılama sürecinin ortaya çıkması, öngörülen parlamenter demokratik sistem açısından önemli görülüyor. Tabii ki bunlar teorik olarak böyledir. Ancak pratikte dolaylı ya da dolaysız güç odaklarının yargıya müdahale ettiği bilinmektedir. Yüzlerce yıl geçmesine rağmen bu gerçek hala kendini göstermektedir.

Diğer taraftan yasama ve yürütmeyi de ayırıyorlar. Birini yasa yapan ve kararlar alan bir güç olarak tanımlıyorlar. Yasama erki meclise ait oluyor. Uygulama gücü olan hükümet ve devlet başkanına yürütme deniliyor. Bunlar yasaların aldığı kararları uygulamakla sorumlu kılınıyor. Kimileri bunun çok demokratik bir model olduğunu düşünüyor. Bu bir yanılgı ve yanlış yargıyı ifade ediyor. Toplumlar tarih içinde yasama ve yürütme yetkisini ve yargıyı hiçbir güce devretmeden bütünlüklü uyguluyorlar. Esas olarak da bütün faaliyetler toplumun iradesini yansıtan meclise ait oluyor. Nitekim halk devrimlerinin etkili olduğu süreçlerde meclislerin yetkisinin ağırlıkta olması bunun kanıtıdır.

Halkın gücü azaldıkça yasamanın yetkileri daraltılıyor, yürütmenin yetkileri artırılıyor; daha önce topluma ait yargılama sistemi de meclisin yani toplumun elinden çıkıyor, kendini güç yapan egemen sınışarın kontrolüne geçiyor. Her ne kadar bağımsız yargıdan söz edilse de, toplumların ve toplumların demokratik iradesi olan meclislerin iradesi dışına çıkan yargı kurumları egemenlerin denetimine girmektedir. Aslında toplumcu demokratik sistemler açısından kuvvetler ayrımı doğru olmayan bir sistemken, egemen sınışarın hâkim olduğu bir siyasal düzende kuvvetlerin ayrı olması sistemin kendisi açısından bir tedbir olduğu gibi, egemen sınışarla toplum arasındaki dengeyi korumada ve egemen sınışarın keyfi uygulamalarını sınırlamada bir tedbir olarak olumlu görülebilir. Ancak bundan yola çıkarak gerçek demokrasinin ve özgürlüğün yaşandığı sistemler açısından böyle bir kuvvet ayrımını öngörmek bir gelişmeyi değil, bir gerilemeyi ifade etmektedir. Nitekim toplumun yürütme ve yargı yetkisinin adım adım egemen güçler tarafından elinden alınması, toplumdan ve meclisten koparılması bu gerçeğin kanıtıdır.

Halkın demokratik meclisleri ve halkın hukuku

Halkın demokratik sisteminde meclislerin iradesi esastır. Yargılamalar bile önemli oranda halkın denetimi ve kontrolündedir. Halkın demokratik gücünün varlığı, aynı zamanda kendisine ait bir yargı sistemini yaratmasındadır. Böylece kendi sisteminin ölçülerini bu yargılamalarla belirlemektedir. Daha yakın tarihte Amerika’nın en demokratik dönemlerinde yargının daha fazla halkın denetiminde olduğunu görüyoruz. Bugünkü halk jürileri sistemi yargılamanın tümüyle halka ait olduğu bir geleneğin devamıdır. Ancak Amerika’daki bu jüri sisteminde halkın yargılama üzerindeki etkisi ve denetimi eskisine nazaran çok sınırlıdır. Buradan da anlaşılmaktadır ki, yürütmenin meclisin denetimi dışına çıkması halkın gücünü zayıflatmışken, yargının halkın demokratik kurumlaşmasının dışına çıkması da halkın gücünü zayışatmıştır.

Halkın da ahlaki ölçüler temelinde her zaman bir yargı sistemi olmuştur. Yakın zamana kadar köylerde hiçbir sorunun mahkemelere götürülmemesi bunun açık kanıtıdır. Hatta toplumsal ahlakın hâkim olduğu ve sorunların yaşlı bilgeler tarafından çözüldüğü kır toplumlarında, ortaya çıkan bir sorunu mahkemelere götürmek en ayıp şeylerden olarak görülmüştür. Köydeki bir sorunu mahkemeye götürüp çözmek isteyenler, bu toplum tarafından dışlanmışlardır.

Özcesi mevcut devletçi demokrasi sisteminde parlamento genel ve eşit oyla seçilmektedir ve teorik olarak tamamen halka karşı sorumludur. Yasama ile yürütme ayrılarak yürütmenin de yasamaya karşı sorumlu hale getirilmesi yürütmeyi denetlemenin en önemli aracı olarak görülmüştür. Böylece devletçi güçler kendi sistemlerini toplum içinde meşrulaştırmışlardır. Yürütme ile yasamanın çok fazla ayrılmasının ve yürütmenin yetkilerinin giderek artmasının sakıncaları daha sonra çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor. Bir mücadele örgütü açısından yürütmenin ayrılması ve belirli düzeyde inisiyatif alması mücadele örgütü olmanın doğal sonucudur. Ancak yasama ve yürütmenin çok ayrılması ve yürütmenin yetkilerinin fazla olması, halk yönetimleri ve halkın iradesi açısından zafiyetler ortaya çıkarmaktadır. Halkın temsilcilerinin oluşturduğu söylenen meclis Avrupa’da görüldüğü gibi çoğu zaman yürütme karşısında etkisiz kalıyor; yürütme bildiğini okuyor.

Bu konuda en somut örnek olarak şunları belirtebiliriz: Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Rusya’ya gitti. Parlamentonun yüzde doksan sekizi Önder Apo için “Rusya’da kalsın” dedi. Ama hükümet, çıkar çevrelerini dikkate aldığı ve çıkar çevreleriyle ilişkili olduğu için, çıkar çevrelerinin sesine kulak vererek, Halk Meclisinin yani Duman’ın yüzde doksan sekiz çoğunlukla aldığı kararı hiçe saydı ve Öcalan’ı sınırdışı etti. Aynı şekilde Yunan Parlamentosunun Önderliğin siyasi ilticasına olumlu yaklaştığı, ama hükümetin bunun önüne geçtiği, devlet çıkarları ve dostluk adına tarihin en büyük ihanetlerinden birini yaptığı bilinmektedir. Bu somut tutumlarda görüldüğü gibi, yürütmeler demokratik ve özgürlük ölçüleri temelinde değil, daha çok çıkar çevrelerinin ve bu çevrelerin pragmatik politikalarının etkisiyle halkın çıkarlarına ters kararlar almakta ve uygulamaktadır. Yukarıda kısaca izah ettiğimiz gibi, yasama ve yürütmenin ne kadar ayrı olması gerektiği, bunun faydaları ve zararlarının ne olduğu teorik bir tartışma konusudur. Ancak demokratik halk sistemleriyle egemen sınışarın hâkim olduğu sistemlerde bunlara yüklenen rollerin farklı olacağı açıktır. Demokratik halk sisteminde meclislerin yetkileri esastır. Yürütme daha çok koordinasyon rolünü oynar.

DİZİ ARAŞTIRMA SERVİSİ



YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
Denge Azadi Dersîm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com