Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Devrim Tarihi > Türkiye Devrim Tarihi

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
EYLEM ÖĞRETİYOR
Cevaplar
8
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
3104
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 25.Şubat.2013, 21:55   #1
 
UmudunElçisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
UmudunElçisi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16.Şubat.2013
Üye No: 45245
Mesajlar: 128
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1
4 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
Standart EYLEM ÖĞRETİYOR

GİRİŞ

EYLEM ÖĞRETİYOR Kurtuluş Gazetesi'nin 11 Mayıs
1996 ile 16 Kasım 1996 tarihleri arasında çıkan sayılarında 28
bölümlük bir dizi halinde yayınlandı. Kitap haline getirdiği-
miz bu dizi Devrimci Sol'dan DHKP-C'ye uzanan tarihsel ke-
sitteki irili ufaklı binlerce devrimci eylemden bazılarını içine
alan bir derlemeyi kapsıyor. Kitabı okuyanlar EYLEM ÖĞ-
RETİYOR dizisinde yazılanların bir tarih arşivi olmaktan çok
bugün Parti-Cephe'nin saflarını dolduran ve buna aday olan
binlerce insanımız için bir eğitim amacı taşıdığını görecekler-
dir... Dizinin sonunda Kurtuluş gazetesi tarafından yayınla-
nan BİTERKEN bölümü yer alıyor. Ve bu bölümde KURTU-
LUŞ, yazı dizisinden beklenilen amacı özetliyor. Bu yüzden
biz, daha fazla bir söz eklemeye gerek görmeden, KURTU-
LUŞ'taki BİTERKEN bölümünü bu kitaba giriş niteliğinde
koymayı uygun gördük:

"Eylem Öğretiyor'un 28. bölümüyle bu diziyi bitiriyoruz.
Ya da daha uygun bir deyişle ara veriyoruz. '77'lerden VO'lı
yıllara kadar yayıları 50'ye yakın eylem anlatıldı dizi bo-
yunca. Tüm bu eylemlere belli bir devrimci anlayış, belli
bir devrimci strateji ve devrimci ilkeler yön veriyordu. 'Ey-
lemlerin Öğrettiği' bölümlerinde hem bu ilkelerin altını çiz-
meye, hem, de her bir eylemin kendi özgünlükleri çerçeve-
sinde bir eylemin başarısı için gerekli bazı yanlarına dikkat
çekmeye çalıştık.
"Eylemler hem yapılış biçimleriyle, hem hedefledikleriy-
le pekçok çeşitliliğe sahipti. Bunların hepsini yansıtmış sa-
yılamayız elbette. Anti-emperyalist eylemler, kamulaştırma
eylemleri, anti-faşist eylemler, cezalandırma eylemleri, uyarı
eylemleri... Hepsinden en azından bir-iki eylem olmasını
gözetmeye çalıştık. Ama belirttiğimiz gibi eylemler hedef ve
biçim itibariyle öylesine büyük bir çeşitlilik göstermektedir
ki, 28 bölümde bunları yansıtmak güç iştir. Keza Anado-
lu'daki eylemlerden ancak bir kaçını yansıtabildik...
"Tarihimiz gerçekten de dopdolu bir tarih. Çünkü hiçbir
süreçte politikasız ve hemen hiçbir süreçte eylemsiz olmadık. Bu tarih bizim için büyük bir güçtür. Büyük bir öğret-
mendir. Bu tarihin her sayfası politik, askeri, kültürel, ör-
gütsel hemen her açıdan öğreticidir. Devrimci Sol ve
DHKP-C pratiğinin ancak çok küçük bir bölümünü oluş-
turan aktardığımız eylemler bile bir savaşçıyı donatacak
bilgileri içinde taşımaktadır.
"Örneğin tüm bu eylemler, kadrolaşma sürecindeki in-
sanımızın askeri eğitiminin bir parçası olarak değerlendiri-
lebilmelidir. Bir eylemi ele alıp onun üzerinde inceleme
yapmak, tartışmak, kuru bir askeri bilgiden kuşkusuz çok
daha fazla öğretici olacaktır.
"Bütün bu deneyimin bize gösterdiği şudur; asla, hiçbir
açıdan tarihimizden kopmamak durumundayız. Bu tarihte
ister politik açıdan, ister askeri açıdan aradığımız herşey,
pekçok sorumuzun cevabı vardır. Bu yüzdendir ki, bizim
tarih üzerine yaptığımız vurgular asla bir akademik bilgi
için değildir. Tarihimizi öğrenmek eğitimimizin, kadrolaş-
mamızın ayrılmaz bir parçasıdır.
"O kadar anlatımdan açıkça görülmüştür ki, eylemler
ne süper insanların işidir, ne de olağanüstü, ideal olanak
ve koşulların ürünüdür. Bu tarih yokluklar, yoksunluklar,
zorluklar içinde yazılmış bir tarihtir ve öyle yazılmaya de-
vam edilmektedir. Anlatılan ve anlatılamayan yüzlerce ey-
lem Türkiye solunda sayısız geleneğin de yaratıcısıdır. Bu
gelenekler, en azından taktikler, politikalar kadar önemli
ve açıklayıcıdır. Kitlelerle aramızdaki güvenin temelidirler.
Eylemler bu gözle de görülmelidir mutlaka.
"Eylemler devam ediyor. Eylemler de öğretmeye devam
edecek. Kurtuluşumuz için, devrimimiz için savaşmak iste-
yen herkes, eylemlerden öğrenerek, yeni eylemlerin yaratıcısı
olmaktadır. Ve savaşımız böylece kesintisiz akıp gitmektedir.
Zafere kadar da öğrenerek, öğreterek, görüp yaparak bu akış
sürecektir." (Halk İçin KURTULUŞ Sayı: 6, 16 Kasım 1996)

Halk Kurtuluş Yayınları
Aralık 1996
______________________________________________________



Kurtuluş Kavga'da Zafer CEPHE'DE!
UmudunElçisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
UmudunElçisi Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 25.Şubat.2013, 22:15   #2
 
UmudunElçisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
UmudunElçisi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16.Şubat.2013
Üye No: 45245
Mesajlar: 128
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1
4 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
Standart

SİLAH YOK, İSTİHBARAT YOK,
AMA YÜREĞİMİZ, BEYNİMİZ VE
BAYRAĞIMIZ VAR...
BUNLAR YETER

HALICIOĞLU'NDA ÇEVİK KUVVET
OTOBÜSÜNÜN TARANMASI EYLEMİ


16-17 Nisan sonrasıydı. 16-17 Nisan'da önder yoldaşları-
mız katledilmişti, ama yoldaşlarımızın üslerindeki direnişleri
ve bu direnişin ateşlediği hesap sorma eylemleri, oligarşinin
zafer naralarını boğazında düğümledi. Polis arka arkaya yedi-
ği darbelerle psikolojik olarak çökmüştü. Oligarşinin başına
balyoz gibi inen hareketimizin eylemleri işkencecilerde, halk
düşmanlarında müthiş bir şaşkınlık ve korku yaratmıştı. Bir
anda ortalığı kaplayan "bitirdik, beyinlerini dağıttık" lafları
yerini yeni yeni korunma direktiflerine bırakıyordu. Devrimci
şiddet eylemlerimizle onları hareket edemez duruma getirmiş-
tik.
Biz bir Milis grubuyduk. Bu hesap sormada bizim de yeri-
miz olmalıydı tabii. Oligarşiye karşı etkili eylemler düşünü-
yorduk. Yeni kurulan bir milis ekibi olduğumuzdan elimizde
hazır istihbarat yoktu. Tabii ki bu bizim için engel olamazdı.
Biraraya gelip kısa bir konuşmadan sonra sabit bir merkezde
bekleyip gelen düşmanı imha kararı aldık. Böylesi bir eyleme
ilk kez katılacaktık. Hepimiz hazırdık, sabaha randevulaşıp
birbirimizden ayrıldık. Sabahki randevumuza o kadar dakik
gelmiştik ki, eylem kararlılığımız bu ilk dakikalardan anlaşılı-
yordu. Silahları alıp coşkulu bir şekilde merkezi bir noktaya
çıkıp beklemeye başladık. "Hangi halk düşmanına piyango
çıkacak" diye espriler yapıyorduk. Beklemeye başlayalı on
yüz metrelik yolu epey ağır aksak gidiyoruz. Sonuç olarak
komutan yoldaşın bize neden bu kadar erken saate randevu
verdiğini anlıyoruz. Birkaç kez direksiyona oturmuşluğumuz
var ama bu konuda da özel bir ustalığımız yok. Ama araba
kullanmak zorundayız eylemde. Ve onu da eylem içinde öğ-
renip kullanıyoruz.
Eylem yerine gidiyoruz. Ben ve sorumlu arkadaş yıkık bir
gecekondunun arka tarafında mevzileniyoruz, diğer arkadaş
da bizden ileride işaret vermek için bekliyor. Ben G-3'ü çı-
karmış hazır bir durumda bekliyorum. Ve işte arkadaş işaret
veriyor. Sorumlu arkadaş bayrağı asmaya başlıyor. İşte hedef
karşımızda. Bir çevik otobüsü. Çevik otobüsü bayrağı görün-
ce yavaşlıyor... evet bayrağımız onları vurmuştu. Bu bayrağı
tanıyorlardı. Durdular... Ben de silahımı ateşliyorum. Aklım-
dan 17 Nisan, Çiftehavuzlar geçiyor. Evet orada dalgalanan
bayrağımız şimdi burada dalgalanıyor. Yarın ülkemizin her
yerinde dalgalanacak, ona olan inancımla şarjördeki tüm
mermileri boşaltıyorum. Kurşunlar hedefe gidiyor. Ben elimi
tetikten çektiğim anda silah seslerinin devam ettiğini duyuyo-
rum. Arkamıza döndüğümüzde polislerle karşılaşıyoruz. Si-
lah sesleri üzerine yakınlarda olan bir ekip gelmiş bize ateş
ediyorlar, sırtımız dönük olduğu halde bir türlü yaklaşama-
mışlar. Korku iliklerine işlemiş. Silahımız elimizde üzerlerine
üzerlerine gidip adeta yanlarına yaklaşıyoruz. Bizden o denli
korkuyorlar ki kaçmaya başlıyorlar. İşte onların cesaretleri bu
kadar.
Eylem sonrasında arkadaşlarla randevuda buluşuyoruz.
Hepimizde müthiş bir neşe ve coşku hakim. Hemen haberleri
dinleyebileceğimiz bir yere gidiyoruz. Sekiz polisin yaralandı-
ğını, birinin durumunun ağır olduğunu öğreniyoruz (bu polis
daha sonra ölüyor). Yaptığımız eylemin oligarşide yarattığı
panik, yoldaşlarımızın hesabını sormak bizi gururlandırıyor.
Çiftehavuzlar'da "Yoldaşlarımız sizi cezalandıracak" diyen
Eda'nın sözleri eylem talimatımızdı bizim.

EYLEMİN ÖĞRETTİĞİ

DÜŞMANIN SİLAHIYLA
DÜŞMANI VURMAK


17 Nisan'ın hemen sonrasıdır.
Devrimci Sol'un önder kadrolarını katlettiği bir operasyon
gerçekleştiren oligarşi zafer naraları atmakta, bu katliamla
Devrimci Sol saflarda sinmeyi ve pasifikasyon yaratmayı
amaçlamaktadır.
Onlar bir milis grubudur, gelişmeleri radyolardan, televiz-
yonlardan öğrenmişlerdir.
Üstelik henüz yeni kurulmuş bir milis grubudur bu. Elle-
rinde ne doğru dürüst silah, ne de doğru dürüst istihbarat
vardır.
Dahası onların daha önceden bu türden eylem tecrübeleri
de yoktur.
Ama öfkeleri vardır, inançları vardır.
Hiçbir talimat gelmez onlara o günlerde. Ama onlar buna
ve tüm diğer dezavantajlarına rağmen eylem kararı alırlar.
Kulaklarında Çiftehavuzlar'dan dalga dalga yayılan mesaj
vardır.
Dezavantajlarını kararlılıklarıyla, yaratıcılıklarıyla, cesa-
retleriyle, yoldaşlarına bağlılıklarıyla aşarlar.
Cesaret o anda koşullar ne olursa olsun bayrağımızı ülke-
nin her yanında dalgalandırmaktır çünkü.
Bağlılık o anda Çiftehavuzlar'dan yükselen sese kulak ver-
mektir.
Yoldaşları katledildiğinde kinlenmeyen, hesap sormayı
tutkuyla istemeyen ve bunun için elinden gelen -ve gelmeyen-
herşeyi yapmaya çalışmayan bir devrimci, kuşkusuz devrimci-
lik adına eksik yanlar taşımaktadır.
İçinde yaşanılan süreç açısından o günkü eylemlerin öne-
mi şuradadır:
Düşman saldırmıştır; saflarımızda asla paniğe yer olmama-
lıdır. Bu yetmez, kimse talimat beklemeden karşı saldırıya
geçmelidir. Bir savaş örgütü olmanın ve iktidar perspektifini
özümsemenin ölçütleri bunlardı. Ve devrimci hareket bu

10

noktalarda önemli mesafe aldığı içindir ki, bu devrimci anla-
yış, bitirdik, beyinlerini dağıttık yaygaraları altında, 17 Nisan
sonrasında oligarşinin işkencecilerine sokakları çıkılmaz hale
getirmiştir.
Ve bu eylem, tek başına devrimci savaşın, halk savaşının
temel özelliklerinden birinin çıplak bir tezahürüdür. Devrim-
ci ordu, halk ordusu silahını düşmandan alır, zafer düşmanın
silahlarıyla kazanılır. Çin'in yüzbinlerce akere ulaşan Kızıl
Ordu'su da, Küba'da Sierra Maestra'nın gerillaları da böyle
silahlanmış, düşmanı kendi silahlarıyla vurmuşlardır.
Kuşkusuz bu durum, bir devrimci ordunun, bir halk ordu-
sunun kendi atölyelerini kurmayacağı, değişik yollardan çe-
şitli silahlar edinmeyeceği ve savaşını daha güçlü silahlarla
takviye etmeyeceği anlamına gelmez, ama işin özü budur.
Halk savaşında kullanılan silahlar hiçbir zaman ve hatta dev-
rimin arifesinde bile düşmanın silahlarından daha güçlü ve
etkili olamaz. Ama işte silahların gücü ve etkisi esas olarak
mermisinin çapı, şarjörünün kapasitesi ile ölçülü değil, kulla-
nanın inancı, kararlılığı ve yaratıcılığıyla ölçülüdür. Viet-
nam'da yüzyılın en modern yoketme aygıtına, silahlarına sa-
hip emperyalist ordularını, yoksul ve neredeyse sırtına geçire-
ceği bir bezi bile olmayan bir halkın nasıl yokettiği, nasıl bir
sendrom içine soktuğu hiç akıldan çıkarılmamalıdır. Halk sa-
vaşının en temel yanlarından biri işte bu inanç, kararlılık ve
yaratıcılıktır. Olmazı olur kılmaktır. Ve devrimci bilinç ve ira-
deyle birleşmiş insan faktörünün önünde hiçbir güç duramaz.
O gücün önünde en ileri teknolojiye sahip, en tahripkar, en
yakıcı silahlar bile içleri boş birer demir yığınından başka bir-
şeyi ifade etmez.
Eylem, devrimci stratejinin bir özet anlatımıdır. Ama bir
başka anlamlı yanı ise, savaşmak isteyen kararlı bir savaşçıyı
bundan hiçbir şeyin, bir silaha sahip olmamanın bile alıkoya-
mayacağıdır.
Savaş, silahla değil, devrimci iradeyle kazanılır.
______________________________________________________



Kurtuluş Kavga'da Zafer CEPHE'DE!
UmudunElçisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
UmudunElçisi Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 25.Şubat.2013, 22:18   #3
 
UmudunElçisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
UmudunElçisi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16.Şubat.2013
Üye No: 45245
Mesajlar: 128
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1
4 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
Standart

SOLUĞUMUZ HER AN
HER HALK DÜŞMANIN ENSESİNDE
OLABİLİR

KONTRGERİLLA ŞEFİ
BURSA CUMHURİYET BAŞSAVCISI
NURAL UÇURUM'UN CEZALANDIRILMASI


... Bugün en sonunda eylemi yapacağımıza dair hareketten
kesin karar geldi. Uzun zamandan beri bu eyleme hazırlanı-
yorduk. Ancak eyleme daha birkaç günümüz var. Son kon-
trollerimizi yapıyoruz. Bu arada eylem anında kullanacağımız
ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışıyoruz.
Kontrgerillacı Nural UÇURUM'u uzun bir süre sürekli de-
netimimiz altında tuttuk. Ona ilişkin bilgiler elimize ulaştığı
andan itibaren, bütün dikkatlerimiz bu eyleme dönmüştü.
Özellikle Nural UÇURUM'un bir katil olması, Aydın E Tipi
Cezaevi'nde açlık grevinde ölüm sınırına gelen tutsaklara
operasyon düzenletip, iki tutsağı katlettirmesi ve adının ka-
muoyunda bu "kanlı sürgün" ile anılır olması, ona karşı kini-
mizi ve eylem kararlılığımızı artıran bir yandı.
Nural UÇURUM... başlattıkları SAG'nin 40'lı günlerinde
Eskişehir tabutluğundan Aydın'a sevkedilen tutsaklara işken-
celi karşılama töreni hazırlayan; Hüsnü EROĞLU, Mehmet
YALÇINKAYA isimli PKK'lı tutsakların dövülerek katledil-
diği operasyonu bizzat yöneten; sonrasında tutsaklara işken-
ce yapmaya devam eden; yakınlarının durumunu öğrenmek
için cezaevine gelen analara-babalara çevik kuvveti saldırtıp,
işkence politikalarını sokaklara taşıyan ve bu yaptıklarını
pervasızca savunan işkenceci kontrgerila şefi...
Böyle biri işte o. Bu eylemi gerçekleştirmek için sabırsızla-
nıyoruz, bizim için önemli bir hedef. Bundan dolayı tüm ha-
reketlerini kontrolümüz altında tutuyoruz. Örneğin eylemden
bir gün önce Bursa ÖZDİLEK Fabrikası'nın satış reyonunda
alışveriş yaparken, ona sohbet edecek kadar yakın olmamıza
karşın, eylemimizin diğer bir yönü olan işkenceci korumala-
rın (korumalarının hepsi Terörle Mücadele Şubesi'nin işken-
cecileri idi) cezalandırılmasını da gözönünde bulundurarak,
askeri açıdan risksiz olan bu ortamı kullanmadık.
Başsavcı, kendince önlem almış, halkın adaletini yanılta-
cak (!); sırasıyla bir gün saat 08.00'de, bir gün de 08.30'da
evinden çıkarak dört kişilik işkenceci timin korumasında ad-
liyeye gidiyor. Akşamları da aynı şekilde korunarak evine dö-
nüyor.
Kontrgerillacı Nural Uçurum'un daha önce de istihbaratı
çıkarılmış, fakat bu istihbarat 12 Temmuz'da katledilen yol-
daşlarımızın üslerinde ele geçen belgelerde açığa çıkmıştı.
Nural Uçurum bu yüzden evini ve arabasını değiştirmiş ve
koruma sayısını birden beşe çıkartarak elimizden kurtulmaya
çalışıyordu.
Eylemi Çekirge'de Zübeyde Hamın Doğumevi kavşağında
yapacağız. Beş kişilik birliğimizle bir kişi açıkta herhangi bir
olumsuzluğa karşı bizi koruyacak, diğer kalan dört kişi ise
ikiye ayrılarak ekiplerden biri koruma arabasındaki dört kişi-
lik işkenceci timi, diğeri ise ayrı arabadaki kontrgerillacı Nu-
ral UÇURUM'u ve yakın koruma polisini cezalandıracak. Ey-
lem makam arabası ana caddeye girdiği an başlayacak, aynı
anda makam arabasının arkasında hareketsiz bırakılacak iş-
kencecilerin otosu da imha edilecek.

Eylem için herşeyimiz hazır. Sabah erkenden son hazırlık-
larımızı yapıyoruz. Silahlarımızın son bakımını akşamdan ya-
pıp, eylemin üstüne son kez konuşmuştuk. Sabah erkenden
evden çıkıyoruz. Yanımda diğer yoldaşım. Dün geceden beri
müthiş bir yağmur yağıyor. Daha yoldayken makyajım yavaş
yavaş bozulmaya başlıyor. Eylem bölgesine yakın bir durakta
diğer yoldaşlarla buluşuyoruz. Yoldaşlar eylemde kullanaca-
ğımız arabayı alarak randevuya geliyorlar. Arabaya binerek
eylem yerine hareket ediyoruz. Bir yandan da arabada son
hazırlıklar ve konuşmalar yapılıyor. Eylem bölgesi yakınında,
önceden belirlediğimiz bir sokakta arabayı parkederek iniyo-
ruz. Benim üstümde pardesü var. Nural UÇURUM'u cezalan-
dıracak yoldaşın üstünde de doktor önlüğü var. Kendi sila-
hım 14'lü belimde. Pardesünün altında, elimde de uzun nam-
lulu silah var. Eylem yerine geliyoruz. Yağmur zaman zaman
hızlanarak sürekli yağıyor. Yollarda gölcükler oluşmuş. Daha
önceden belirlediğimiz gibi pusu yerinde yerlerimizi aldık.
Çevremiz çok kalabalık, insanlar okula ve işe gidiyorlar.
Pusu yerimiz ana cadde olduğu için yoğun bir trafik akışı
var. Sürekli tetikte olmak zorundayım. 100 metre alt tarafta
Polis Dinlenme Evi ile (Trafik Şube Müdürlüğü), 300 metre
yukarımızda daha önce bombaladığımız Çekirge Polis Kara-
kolu ve 100 metre arkamızda askeri birliklerin konumlandığı
bir alan var. Dikkat ediyorum, şu anki hedefimizin dışında
daha önce istihbaratını çıkarttığımız birçok hedef yanımızdan
gelip geçiyor. Ama çok rahatız. Hedefi ben göreceğim için
pür dikkat bir şekilde yolu izliyorum. Birden... Sonunda bek-
lediğimiz an geldi diye düşünüyorum. Dört tane işkenceciyi
taşıyan ekip otosu göründü, fakat çevresinde Başsavcı'nın
makam arabası yok. Komutanla bakışıyoruz, farketti. Anlıyo-
rum, beklemeye devam edeceğiz. Bu arada hedefimiz işken-
ceci ekip de önümüzden geçiyor. Yolda bir "ön kontrol" yap-
maya çıkmışlar anlaşılan. Yazık! Kontrolleri işe yaramayacak.
Bu ön kontrol onların son kontrolü olacak! İçindeki tipleri
tanımaya çalışıyorum. Öndekinin çok rahat olduğu farkedili-
yor. Özellikle durağı ve çevresini görmeye çalıştığını anlıyo-
rum. İçimden milyon kez lanet yağdırmaya başlıyorum. Bek-
lemeye devam ediyoruz, yağmur yağmaya devam ediyor, mak-
yajımın iyice döküldüğünü farkediyorum. Başımdan alnıma,
boynuma ve sırtıma doğru akan boyalı suları silmeye çalışıyo-
rum. Bir yandan da ayakkabı boyasıyla saçımı boyadığım için
kendi kendime kızıyorum.
On dakika geçmeden beklediğimiz ekip yeniden görünü-
yor. Bu sefer önde tutsakların katili Başsavcı Nural UÇU-
RUM da var. Yoldaşlarla bakışıyoruz, anlıyorum, onlar da
gördüler. Pür dikkat oluyorum, otomatiğin kabzasını iyice
kavrıyorum. İşkenceci Başsavcı'nın arabası yavaşça önümden
süzülüp dönerek yoldaşların önüne geliyor. Bu arada işken-
ceci ekip de önüme gelmek üzere. Aramızda 3-4 metre var.
Birden "HAYDİ!..." komutuyla birlikte, elimde otomatik si-
lahla bir ok gibi fırlayarak, ekibin önüne dikiliyorum. Aynı
anda elim tetikte, basıyorum. Korktuğum başıma geliyor. Ye-
niden basıyorum, basıyorum, silah ateş almıyor. Diğer taraf-
tan da yoldaşlarımın Başsavcının cezasını verdiklerini fark
ediyorum. Onlar da bana bakıyorlar. Silahımın ateş almadığı-
nın farkındalar. Yeniden lanet okumaya başlıyorum. Elimde
otomatik, işkenceci katillerle gözgözeyim. Gözleri faltaşı gibi
açılmış, bütün çaresizlikleriyle bana bakıyorlar. Yoldaşlarım-
dan biri bana desteğe geliyor. Artık her yanı silah tarakaları
kaplıyor. Pusu yerimiz artık bizim için bir savaş alanı. İşken-
ceci ekibin işi de tamam, hakettikleri cezayı alıyorlar. Ben de
bu arada mekanizmaya dikilen kurşunu çıkarmaya çalışıyo-
rum. Sonra birden vazgeçiyorum, belimdeki 14'lüyü çekerek,
ekibe iki el sıkıyorum. Aynı anda "tamam, çekiliyoruz!..." ko-
mutu geliyor. Eylem alanını terkediyoruz. Toplu ve birbirimizi
koruyarak pusu yerimizden çekilip, arabaya biniyoruz. Şoför
yoldaş güneşliğe koyduğu anahtarı arıyor, birden anahtarın
kontağın üstünde olduğunu farkediyoruz. Eylem bölgesinden,
herhangi bir çatışma olasılığına karşı camları açarak
uzaklaşmaya başlıyoruz. Silahlarımız çatışma olasılığına karşı
bir süre elimizde. Arabayı uygun bir yerde bırakıp iniyoruz.
Herşeye karşın, sevinçliyiz.
Ayrılarak, dağılmaya başlıyoruz. Çok rahatım, hemen uy-
gun bir yerde başımı yıkamam gerekiyor. Suratım boya için-
de. Bir atölyeye giriyorum. İşçiler meraklı gözlerle bana bakı-
yorlar. "Başıma toz boya döküldü, yıkayabilir miyim?" diye
soruyorum. Gülüyorlar. Birisi hemen musluğun başına götü-
rüyor, bir yandan da sabun ve havlu geliyor. Sıcak bir suyla
başımı yıkayarak, ayrılıyorum.
Bir süre ara sokaklarda yürüyerek zaman geçiriyorum.
Otobüse binerek, güzergahın üstünde olan Emniyet Müdürlü-
ğü'nün önünden geçiyorum. İşkencecileri içten içe gülerek iz-
liyorum. Telaşla oraya buraya koşuşturup duruyorlar. Bir süre
sonra eve geliyorum. Yoldaşlarım sevinçten parlayan gözlerle
beni karşılıyorlar. Diğer yoldaşımla kısa bir eylem değerlendirmesi yapıyoruz.
Ertesi gün gazetelere bakıyorum, sevincim sonsuz. Bütün
gazeteler işkenceci katil sürülerinin cezalarını nasıl verdiği-
mizi anlatıyor. Bu arada arabadaki anahtar hikayesini de çö-
züyoruz. Arabayı eylem bölgesine yakın bir sokakta parket-
tikten sonra arabanın şoförü, liseli öğrencilerin yardımıyla
bagajdan kurtularak polise haber veriyor. Çekirge Karako-
lu'ndan gelen başkomiser ve iki polis, şoförü yanlarına alıp
çevrede bir iki tur attıktan sonra, kimseyi bulamayınca arabayı
aldıkları yere geri dönüp, Emniyet Müdürlüğü'ne telefon
etmek için şoför ve başkomiser yakındaki ilk apartmana giri-
yorlar. Bu arada diğer iki polis apartmanın kapısının önünde
bekliyor. Birden silah seslerini duyunca, apartmanın içine,
başkomiserin yanına kaçıyorlar. Biz de bu sırada işimizi biti-
rip hızla arabaya binerek uzaklaştığımız için anahtarı koydu-
ğumuz yerde bulamayışımızı anlayamamıştık.
Eylemimiz teknik nedenlerden dolayı istediğimiz hedeflere
tam ulaşamamıştı. Ancak yine de kontrgerillacı Nural
UÇURUM artık yaşamını tekerlekli sandalyede sürdürecekti.
Bunun dışında iki işkenceci imha edilmiş, üç işkenceci ağır
yaralanmıştı. Bu eylemden sakat olarak kurtulan Nural UÇU-
RUM ve diğer işkenceciler, şimdi tüm diğer halk düşmanları
gibi er ya da geç HALKIN ADALETİ önünde hesap verecek-
leri günün kaygısıyla yaşıyorlar...

EYLEMİN ÖĞRETTİĞİ

YAPMA KARARLILIĞI VARSA
"OLMAZ'LAR YOK OLUR


Çok şey var bu eylemde gerçekten. Ve eylemlerimiz elbette
yalnızca devrimciler için, savaşçılar için değil, karşı-devri-me
de birşeyler öğretiyor. Onlar da bu eylemlerin öğrettiğini
öğrenmek zorundalar. Bu onlar açısından son derece hayati;
çünkü öğrenmemelerinin faturasını halkın adaleti önünde
ödeyecekler.

Bu eylemde halkın hesap sorma bilinci var. Nural Uçu-
rum, Aydın Cezaevi'nde iki yurtsever tutsağı katletmesini
unutmuştu bile belki. Mahkemeler unutmuştu. Ama tutsaklar
unutmamıştı. Halkın belleği, bilinci demek olan devrimciler
unutmamıştı. Adalet yıllar sonra tecelli etmişti.
Cezaevlerinde yeni katliamlara hazırlananların unutma-
ması gereken bir hatıra bu. Onların unutmaması gereken bir
tecelli.
Kurtuluş savaşçıları vurulacak hedefin bilincindeler. 12
Temmuz operasyonunda savcının istihbaratları açığa çıkıyor,
savcı kendince önlemler alıyor. Ama Halk Kurtuluş Savaşçı-
ları bu halk düşmanının, bu katilin peşini bırakmaya niyetli
değil. Yeniden aranıyor, yeniden bulunuyor. Bulduklarında
iletiyor ve hareketin kararını bekliyorlar. Ama hedefin de bir
an peşini bırakmıyorlar. İşkenceci savcı, adeta günlerce, haf-
talarca Halk Kurtuluş Savaşçılarının soluğunu ensesinde du-
yarak yaşıyor.
Yaratıcılık var bu eylemde. Eylem yerinde uzun süre bek-
leyecekler; tanınma ihtimali yüksek. Çare makyaj. Ama onla-
rın elinin altında ne makyaj setleri var, ne de o kadar masraf
etmek niyetindeler. Yaratıcılık harekete geçiyor bir kez daha.
Ve bir ayakkabı boyası, sorunu çözüyor. Her zaman böyle mi
olmak zorunda? Elbette hayır. Daha teknik, daha modern de
yapılabilir bu işler. Ama en olumsuz, en olanaksız koşullarda
bile ihtiyaç olanı karşılayacak birşeyler bulabilmenin müm-
kün olduğunu gösteriyor bu örnek... Bir doktor önlüğü, onla-
rın hedefi vuracakları yerdeki kamuflesini sağlıyor. Vuracak-
ları yer, hastane personelinin gelip gittiği bir yer çünkü. Sava-
şacakları alanı incelemiş ve oranın özelliklerini kendileri için
avantaja dönüştürüyorlar.
Ve bu eylemde bir parça da rehavet var, başarının rehave-
ti; cezalandırmayı gerçekleştirip arabanın yanına döndükle-
rinde kontak anahtarını bıraktıkları yerde bulamıyorlar. Bir
tuzak, bir pusu, herşey olabilir. O anda arabaya binmek bü-
yük risk. Biniyorlar. Şans onlara yardımcı. Ama her zaman
öyle olmayabilir, olmayabiliyor. Eylem bu yanıyla bir savaşta,
savaşın kendisi kadar, savaş alanından çekilmenin de aynı di-
siplini, aynı planlılığı, aynı soğukkanlılığı gerektirdiğini anlatıyor.
Başarı ya da başarısızlık, bir eylemde her ikisi de müm-
kün. Ama ne başarısızlıkta karamsarlık, ne de başarıda reha-
vet olmamak durumunda; çünkü bu o eylemin hiç beklenme-
yen sonuçlar yaratmasına yolaçabilir.
Çekirge Bursa'nın merkezi yerlerinden biridir. Hele ki ey-
lemin gerçekleştirildiği yer adeta oligarşinin militarist güçle-
rince kuşatılmış bir yer. Düşmanın böylesine yerleştiği bir
alanda cesaretle düşmanın üzerine gitme, onların burunları-
nın dibinde eylem yapma kuşkusuz devrimci cüretin, yaratıcı-
lığın, düşmana vurmadaki ısrarın biraraya gelmesiyle müm-
kün olabilmiştir. Devrimci Sol ve DHKP-C kadrolarının, sa-
vaşçılarının ruh halidir bu gerçekte. Bir eyleme ya da herhangi
bir işe bakarken "olmaz" yanını değil "olur" yanını görmek
olarak ifade edilebilir bu ruh hali. Yapma kararlılığı varsa, ol-
mazlar yok olur.
______________________________________________________



Kurtuluş Kavga'da Zafer CEPHE'DE!
UmudunElçisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.Mart.2013, 16:26   #4
 
UmudunElçisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
UmudunElçisi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16.Şubat.2013
Üye No: 45245
Mesajlar: 128
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1
4 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
Standart TOPKAPI KORSAN MİTİNGİ (1980)

TOPKAPI KORSAN MİTİNGİ (1980)

Devrimci Sol'un 1980 yazında başlattığı "İşkence ve FaşistTeröre Karşı Mücadele Kampanyasının son eylemlerinden biri olarak geniş katılımlı bir korsan miting düşünülmektedir. Bu eylem aynı zamanda Nihat Erim'in cezalandırıldığı kampanyanın doruğu olacaktır.
Sadece Avrupa Yakası Mahalli Bölgeler örgütlenmesiningerçekleştireceği korsan miting, silahlı bir kitle gösterisi biçiminde olacaktı. Mahallelerden geniş bir kitle katılımının öngörüldüğübu eylemde kitle güvenliğini de mahalli bölgelerin FTKSME'leri sağlayacaktı.
Eylem Topkapı Garajı'nın önünde büyük bir kitle gösterisi olarak gerçekleştirilecekti. Ancak eylem bununla sınırlı da değildir, çok yönlüdür. Gösterinin ana gövdesini oluşturacak olan yaklaşık 1000 kişi, Topkapı'daki dörtyolda sloganlarla, konuşma ve devrim andı ile gösteri yaparken, bütün yollar tutulup yakılacak, bu sırada Topkapı Surları'na büyük boyutlarda pankartlar ve Devrimci Sol bayrağı asılacaktır. Ayrıca garaj bölgesi içindeki bütün polis noktalan ve jandarma enterne edilip, polis noktaları yakılacak ve silahlarına el konulacaktır. Bunlar yapılırken, aynı zamanda eyleme yönelik dışarıdan özellikle de Edirnekapı Yurdu'na yerleşmiş bulunan jandarma komandolarından gelebilecek olan müdahale ve saldırıya karşı yollarda özel güvenlik alınacaktır. Tüm bunlar için yaklaşık 40 kişi silahlı güvenlik alacaktır. Eylemin başlamasına 15-20 dakika kala, eylemi başlatmakla görevli arkadaş, eylemin başlaması için işaret vermeden önce eylem alanını son bir kez daha kontrole çıkar. Çevrede her zamankinden çok fazla ekip otosu ve silahlı polis vardır. Bir olağanüstülük olduğu açıktır. Bunlar jandarmayla birlikte bölgede önlem almaktadırlar. Gösteriye katılacak kitlenin hemen tamamı oradadır. Yer yer kümelendikleri için de dikkat çekmektedirler. Öyle ki, çevredeki esnaf dahi şüphelenmiş, birşeyler olacağının beklentisiyle dikkat kesilmiştir.
Eylemin başlama işaretini verecek olan arkadaş, bu gözlemlerini eylemi örgütleyen mahalli bölgeler üst sorumlusuna aktarır. Ya eylem hemen başlatılmalı ya da iptal edilmelidir. Bu düşüncesini açıklarken güvenlik alacak yoldaşların bir kısmının ve güvenlikten sorumlu yoldaşın henüz gelmediğini ve bu nedenle de eylemin iptal edilmesi gerektiğini de belirtir. Üst sorumlu, eylemin başlamasına on dakika kala eylemin iptal edilmeyeceği yönündeki kararını iletir. İletilen karar üzerine eylem başlatılır. ilk slogan sesiyle birlikte polis ateş açar. Eylemin güvenlik görevlileri polisin ateşine karşı ateşle cevap verirler. Ancak daha önceden polis kilit yerleri tutmuş olmasının avantajıyla çatışmaktadır. Elverişsiz koşullarda çatışmayı kabul etmek zorunda kalan yoldaşlarımızdan İbrahim Karakuş ve Talip Güldal, ilk çatışmanın şehidi olurlar. Eylemin inisiyatifi kaybedilmiştir. Bu da eylem kitlesinin dağınıklığına yolaçmış, geride güvenlikten sorumlu yoldaşlarımızla polis ve jandarmalar kalmıştır. Bu durum karşısında geri çekilme kararı alınır ve uygulamaya geçilir. Geri çekilenlerden iki yoldaş bir arabaya el koyup, çatışarak uzaklaşmak isterler. Amaçlan, bütün dikkatleri üzerlerine çekip diğer yoldaşlarımızın eylem alanından çekilmeleri için zaman kazandırmaktır. Arabanın içinden ateş ederek Edirnekapı yönüne giden yoldaşlarımıza Edirnekapı yurduna yerleşmiş bulunan jardarma taburundan da ateş açılır. Polis çemberinin dışına çıkmış bulunan bu yoldaşlarımızdan Yüksel KARAN G-3 mermileriyle başından vurulur. (Bu yoldaşımız da, aylarca komada kaldıktan sonra şehit oldu.) Diğer yoldaşımız elinden yaralanmış olmasına karşın Aksaray'a kadar arabayı kullanır. Aksaray'da Yüksel'in öldüğünü düşünerek arabayı terkeder. Polis ve jandarmayla eylem bölgesinde girilen diğer çatışmalarda bu üç şehidin dışında halktan bir insan ölmüş, beş kişi de yaralanmıştır. Bu o güne kadar hiçbir eylemde verilmeyen kayıpların verilmesi demektir. Kampanyanın doruk eylemlerinden birinin olumsuz gelişimi eylem sonrasında değerlendirilmiş, özellikle eylemin başlatılması kararı eleştirilmiştir. Eylemde yeralacak tüm ekipler yerlerini almadan, güvenlik görevlilerinin tamamı silahlarını alıp yerlerine geçmeden eylemin başlatılmasının doğurduğu sonuçlar bir bir ortaya serilmiş, daha büyük kayıplara yolaçmaması, yoldaşların soğukkanlılığı ve eylem tecrübesine bağlanmıştır. Eyleme katılan kitlenin harekete olan güvenini sarsmaya, yoldaşlarımızın kendilerine olan güveninde kayıplara neden olabilecek bu büyük hata, İstanbul Mahalli Birimler Sorumlusu'nun Merkez Komitesi'nce ciddi eleştiriler almasına neden olmuştur. Eylemin başarısızlıkla sonuçlanmasının nedeni, değerlendirmede de ortaya konulduğu gibi, planlamadaki eksiklik ve yanlışlıklardan değil, örgütlenmede ortaya çıkan aksaklıklardır. Kuşkusuz aksaklığın nedenleri arasında katılanların bu tür eylemlere ilişkin tecrübe eksikliği, kitlenin eylem saatinden çok önce eylem yerine gelmesi ve de bunun polisi harekete geçirip önlem almasına yolaçması gibi nedenler de sayılabilir. Ancak bunlar bir yerde de talidir.
Polis bir süredir kitle eylemlerine, gösterilerine karşı daha vahşi, pervasız bir saldırı taktiği izlemektedir. Topkapı korsan mitingi, bir yanıyla da polisin kitle gösterilerini eylem biçimi olmaktan çıkarmayı amaçlayan planını da bozacaktır. Polis bu amacına ulaşmak için kitle gösterilerine silahla saldırırken, yapılacak eylem bu oyunu bozmaktan öte kitleleri silahlı gösterilere, çatışmalara da hazırlayacaktır.
Eylemin olumsuz bitişinin akşamı, İstanbul'un gecekondu semtlerinde şehit düşen iki Devrimci Sol militanının öfkesi egemendir. Semtlerde o gece meşaleli gösterilerle şehit yoldaşlar anılır, hesaplarının sorulacacağına dair ant içilir. Hesabın sorulmasında gecikilmez de...
Eylemin ertesi günü, Devrimci Sol savaşçıları, biri bizzat Topkapı korsan mitinginde silahla ateş ettiği belirlenen, diğeri de Siyasi Şube'de görev yapan iki polisi cezalandırmışlardır. Cezalandırılan polislerin üzerine İbrahim KARAKUŞ ve Talip GÜLDAL'ın kanlarının yerde kalmayacağını belirten bir bildiri bırakılır. Cezalandırmaların duyulmasıyla birlikte bir gece önce yasa bürünen semtlerde o günün öğle sonrasında bu kez coşkulu sloganlar yüselmektedir.

EYLEMİN ÖĞRETTİĞİ
ZAFERLER KADAR YENİLGİLER DE,
BAŞARILAR KADAR BAŞARISIZLIKLAR DA ÖĞRETMENİMİZDİR
Savaşçılar da, kitleler de sonuçta savaşı bizzat savaşın içinde öğreneceklerdir. Bunun başka bir yolu yoktur. Topkapı eylemi bu açıdan gerçekten de önemli dersler bırakmış bir eylemdir. Her eylemin matematik bir kesinlikle önceden öngörülen plana, programa uygun gideceğini düşünmek sınıflar savaşının doğasına aykırıdır, bazen dışımızdaki koşullar, bazen bu örnekte olduğu asıl olarak hazırlanmamız gereken savaş tarzının bir yanı budur. Süreç bizi ister istemez böylesi eylemlerde ve anlarda müdahalenin biçimleri, yolları, yöntemleri, araçları üzerine yoğunlaştıracaktır. Kayıpları, hataları asgariye indirmenin bir yolu da bu noktada yetkinleşebilmekten geçiyor. Topkapı eylemi kötü, yanlış bir inisiyatifin örneğidir. İşte iki uç bakış açısı: Birinde koşulların olumsuzluğu böylesine açık ortadayken eylemi iptal etmeme tavrı; bir diğerinde ise karşımıza, eylem yerinden bir ekip geçti diye eylemin iptali gündeme gelir. Esasında sorun ikisinde de yalnız bir "inisiyatif meselesi değildir. İkisi de aynı zaaftan beslenen hatalardır.
İkisinde de kişisel kaygılarla alınan kararlar sözkonusudur:
Biri belki kariyerist duygularla eylemi iptal etmemekte, diğeri risk almaktan kaçtığı, mükemmelliyetçi-sağlamcı baktığı için iptal etmektedir. İkisinde de kitleye karşı sorumluluk duyma yoktur. Biri oraya toplanan binlerce insanın ve onlarca militanın güvenliklerini, bu eylemin kitle ve kamuoyu üzerinde bırakacağı etkileri hesaba katmamakta; diğeri ise sıradan bir gerekçeyle eylemi iptal ederken oraya toplanan kitlenin kendisine, emeğine saygısızca davranmaktadır. İnisiyatif dediğimiz şey bu noktada gerçekte bir devrimcinin sahip olduğu inancın, kararlılığın, tecrübenin toplamının bir ifadesidir.
O yüzdendir ki Devrimci Hareket, yıllardır bir kadronun sahip olması gereken "askeri formasyonu", "silahın nasıl kullanılacağını değil, silahın nerede, nasıl, kime karşı kullanılacağını bilmek" olarak tanımlamıştır. Topkapı eylemi gerçekten de kayıpların daha fazla da olabileceği bir eylemdir. Eylemin anlatımında belirtildiği gibi bunu engelleyen Devrimci Sol savaşçılarının soğukkanlılığı, tecrübesidir;
ama bunun yanında kendini feda etme de belirtilmelidir. İbrahim, Talip ve Yüksel, çatışmayı, düşmanın ateşini üzerlerine çekerek kitlenin, diğer yoldaşlarının eylem alanından çekilebilmesini sağlamak isterken şehit düşmüşlerdir. Yakın dönemde Sibel'in düşmanı üzerine çekip yoldaşlarının güvenliğini sağlamasıyla tanık olduğumuz bu gelenek bir Devrimci Sol geleneği olarak o günden bu yana uzanmaktadır. Burada bir kadronun sahip olması gereken şu ya da bu teorik bilgiden, şu ya da bu askeri bilgiden öte, bir ruh hali, bir soylu insan, soylu bir davranıştan sözetmek gerekir. Geleneğimiz bu soyluluğun ifadesidir.
Topkapı'daki eylem, teknik başarısızlığına karşın, devrimci hareketin savaşı yayma, savaşı halklaştırma, kitleleri savaştırma çizgisi açısından da bir önem taşır. Savaşı büyütmek esasta soyut bir söz olarak bırakılamaz; bırakılırsa, bu söz boş ajitasyondan öteye geçmez; ki bugün çoğu siyasetin yaptığı da bundan öte değildir. Savaşı büyütmenin askeri anlamda iki karşılığı vardır; halk savaşçılarını ordulaştırmak ve halkı savaştırmak. Devrimci Hareket bu bakış açısının ürünü olarak siyasi arenaya çıkışından itibaren 78'deki Gültepe Baskını'ndan yakın dönemdeki Alibeyköy Baskını'na kadar şehir gerillası açısından daha nitelikli, geniş katılımlı eylemlerin yaratıcısı, cüretli uygulayıcısı olmuştur. Aynı şey kitlelerin mücadelesinde de sözkonusudur; 75'teki Kocamustafapaşa direnişinden 89'un 1 Mayıs çatışmalarına, Gazi, Nurtepe, Yenibosna barikatlarına kadar uzanan örnekler de esasında bu çizginin ifadesidir. Her iki yaklaşım ise kaynağını halka ve savaşçılara güvenden ve elbette siyasi cesaretten alır. Askeri eylemlerde de, kitle eylemlerinde de cüretli olmak durumundayız. Kayıplar, başarısızlıklar, yalnızca tecrübemizi artırıp, yalnızca hırsımızı, kinimizi bilemeli, asla "vazgeçişin" nedeni olmamalıdır.
Tek zafer şansımız budur.
______________________________________________________



Kurtuluş Kavga'da Zafer CEPHE'DE!
UmudunElçisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.Mart.2013, 01:44   #5
 
JoseMarti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
JoseMarti
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 04.Nisan.2012
Üye No: 42973
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 169
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 81
23 Mesajına 73 Teşekkür Aldı
Standart

Sen bunları paylaştıktan sonra kitabı araştırırken internette cephenin kütüphanesine rastladım. Şu anda hangisini okuyacağımı şaşırmış durumdayım, özellikle senin burada alıntılar paylaştığın o kitap, büyük eylemlerin nasıl yapıldığına dair çok önemli bilgiler aktarıyor. O kitabın dışında birinci elden yazılmış çok fazla eylem, olay var. Gerçekten hepsinin okunması gerekiyor, ozgurluk.info adresinde sanırım tüm kitaplar mevcut yoksa eksikler var mı?
JoseMarti isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.Mart.2013, 02:13   #6
 
UmudunElçisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
UmudunElçisi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16.Şubat.2013
Üye No: 45245
Mesajlar: 128
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1
4 Mesajına 4 Teşekkür Aldı
Standart

evet kitaplıkta ve dergiler var. Devrimci Sol'dan Mücadeleye Kurtuluşa ayrıca başka kitaplarda var bende ilk gördüğümde hangisini okumam gerektiğini kavrayamamıştım
______________________________________________________



Kurtuluş Kavga'da Zafer CEPHE'DE!
UmudunElçisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10.Temmuz.2015, 18:36   #7
 
Feda Cephesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Feda Cephesi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Nisan.2015
Üye No: 52202
Mesajlar: 833
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 480
604 Mesajına 1,585 Teşekkür Aldı
Standart

Eylem Ögretiyor

ÇAGLAYAN'DA POLIS EKIBININ CEZALANDIRILMASI

23 Haziran 1980


1980 yilinda polisteki fasist kadrolasmanin sonucu bazi polis ekipleri özel olarak POL-BIR'li fasist polislerden olusturulmustu. Tamamiyla fasist polislerden olusan bu ekipler mahallelerde terör estiriyorlardi. Gültepe, Çaglayan, Esenler gibi DEVRIMCI SOL'un etkin oldugu mahallelerde bu ekipler hemen hergün birkaç olayin nedeni oluyorlardi. Kahvehaneleri basiyor, sokaktaki gençleri toplayip karakola götürüyor, iskenceyi sokaklara tasiyorlardi. Sivil fasist çetelerle birlikte çalisan bu halk düsmani polislerin tavri halkin nefretini kazaniyordu.
Fasist polislerden olusan ekip otolarinin plakalari mahalli bölgelerde duvarlara yaziliyor, teshir ediliyor ve bu yolla ekipler uyariliyordu. Buna karsilik, bu ekip otolarinin plakalari degistiriliyor ya da iki-üç ekip otosu birarada dolasarak baski ve iskencelerine devam ediyorlardi. Bu tür saldirilara "dur" demek gerekiyordu, bu ekiplerin mahallelerde terör estirmelerine karsi dogrudan bu ekiplere yönelik bir eylemin yapilmasi karari uyarinca istihbarat çalismalarina hiz verildi.

ISTIHBARAT VE PLAN

Çaglayan Mahallesinde görev yapan ekip otolarindan biri birkaç kez uyarilmasina karsin, sik sik plaka degistirerek saldirilarina devam ediyordu. Ekibe iliskin bilgiler ve eylem önerisi harekete iletildi. Önerinin kabul edilmesi üzerine eylem istihbaratinin kesinlestirilmesi çalismalarina baslandi.
Eylemi çesitli mahalli bölgelerin sorumlulari ve Fasist Teröre Karsi Silahli Mücadele Ekipleri'nde yer alan insanlardan olusturulan bir grup gerçeklestirecekti. Eylemin sekiz kisi ile yapilabilecegine karar verilmisti. Polis ekibi her gün ögle siralarinda, bölgede bulunan bir kebapçi ya da hemen onun yakininda olan köftecinin önünde durup yemek yiyorlardi. Plana göre Çaglayan futbol sahasinda bulunacak olan eylem ekibimiz polislerin yemege geldikleri haberini alir almaz harekete geçeceklerdi.
Eylem ekibinden üç kisi yemegini yemek için kebapçi veya köfteciye giren polislere, disarida kalan üç kiside ekip otosu içindekilere ve disaridan gelebilecek herhangi bir saldiri ya da müdahaleye yöneleceklerdi. Eylem noktasi hemen Çaglayan Polis Karakolu'nun bir yan sokagindaydi ve buradan sürekli polis ekip otolari geçebiliyordu. Hemen 100 metre ilerisinde ise iki bankanin güvenligini alan mavi bereli dört asker nöbet bekliyorlardi. Eylem noktasi ana caddenin paralelindeki bir sokakta bulunuyordu ve ana caddenin öte tarafinda bulunan lisenin önünde görevli askerlerle karsilasma olasiligi yüksek olan eylem bölgesinin dezavantajlari çoktu. Bu nedenle sokak basini tutacak olan grubun stenli olmasina karar verilmisti.

EYLEM YERINDE

Eylem saati yaklasirken eylem grubunun bir bölümü Çaglayan futbol sahasinda, digerleri ise eylem yerine giren sokagin basindaki agaçlarin altinda kendilerini kamufle ederek beklemeye basladilar. Önceden el konan oto agaçlarin altinda park edilmis durumda bekletiliyordu. Eylem sorumlusu, grubun tamam oldugunu görünce bir yoldasi futbol sahasinin kenarinda seyyar satici görünümünde hazir bekleyen yoldasa gönderdi. Silahlar seyyar satici el arabasindaydi. Arabayi devreden yoldas hizla oradan uzaklasti. Silahlar aceleyle dagitildi ve ekip otosunun gelmesi beklenmeye baslandi. Eylem sorumlusu yoldas ekip otosunun gelecegi yeri gören kahvehaneye girip oturdu. Biraz sonra ekip otosu gelip köftecinin önüne park etti. Arabadan inen sivil polisler ellerinde silahlariyla inip etrafi kontrol ettikten sonra köfteciye girdiler. Bekçilerden birisi arkada kaldi, digerleri kahvehanede bir sandalye alarak ekibin yanina oturdu. Eylem sorumlusu biraz bekledikten sonra eylem anini bekleyen yoldaslarin yanina dönüp durumu eylem grubuna anlatti, polislerin esgalini verdi. Daha sonra da bir yoldasi yanina alarak yürümeye basladi ve bu yoldasla birlikte köftecide bir masaya oturdular. Simdi katillerle yanyana masalardaydilar. Ve onlar, biraz sonra estirdikleri terörün karsiliksiz kalmayacagini göreceklerdi.

CEZALANDIRMA VE ÇATISMA

Diger yoldaslarin yerlerini alip seyyar satici arabasiyla gelen yoldasin da köfteciye girmesiyle eylemin basladigi isareti de verilmis oldu. Bunun üzerine köftecide oturan iki yoldas kalkarak içeride oturan polisleri kursun yagmuruna tuttular. Burada Necdet adli polisin öldügü diger polislerden birinin de agir yaralandigi sonradan ögrenildi.
Köftecideki silah sesleriyle ayni anda disardaki grup da ekip otosu civarindaki bekçilerle çatismaya girmisti. Bir bekçi yaralanip safdisi birakildigi sirada diger bekçi elindeki MP-5 ile ekip otosunun altina girip çatismaya baslamisti. Bölgenin uzun süre çatismaya elverisli olmamasi nedeniyle bekçinin atesi etkisizlestirildikten sonra eylem grubu ikiye ayrilarak geriye çekildi. Iki yoldas gelinen noktadan geriye çekilirken, dört yoldas bankalarin bulundugu tarafa dogru giderek ara caddeye çiktilar ve el konulan arabanin yanina gittiler. Silah seslerini duyan banka görevlisi mavi bereliler bankaya kaçmislardi, ama okulun önüne mavi bereli askerler gelmis, çevreyi tutmak üzere arabalarindan iniyorlardi. Dört yoldas arabaya binip hizla eylem bölgesinden uzaklastilar.
Daha sonra, belirlenen saatte toplanan eylem grubu eylem degerlendirmesini yapti. Sivil bir kisinin eylemde yaralanmasina karsin, bunun bekçinin silahindan çikan mermilerden olmasi dolayisiyla bunun bir eksiklik sayilmayacagi ancak disaridaki bekçilerin çatismasina firsat verilmesinin bir olumsuzluk oldugu seklinde bir degerlendirme yapildi.
Eylem gününden bir hafta sonra Çaglayan'da birçok yere duvar gazeteleri asildi. Duvar gazetesinde; "Halkimiza zulmeden polisten hesap soracagiz. Devlet terörünü devrimci siddetle ezecegiz. TITRE POLIS BURADA DEVRIMCI SOL VAR. Imha edilecekler 34 A 0129, 313, 388, 402, 404; imha edilen 34 A 0410... DEVRIMCI SOL" yaziyordu. Plaka numaralari teshir edilen ekipler bir daha bölgeye ugramaz oldu.

EYLEMIN ÖGRETTIGI

Psikolojik savas... Her savasin ayni zamanda psikolojik bir yani vardir. Baska bir deyisle ifade edersek; politik ya da askeri her savas ayni zamanda psikolojik bir savastir.
Çaglayan'daki bu cezalandirma eylemi askeri açidan amacina ulasmis bir eylemdir. Ama onun önemi askeri yandan çok psikolojik savas yöntemlerini gelistirmis olmasindadir.
Örnegin, bu çerçevede düsünülüp hayata geçirilen bir eylem biçimi olarak; cezalandirilan ekipleri, iskencecileri ya da cezalandirilacak halk düsmani ekipleri tespit edip plakalarini ilan etmek en az onlara vurmak kadar önemli bir eylemdir. Bu tarzin aslinda güzel örnekleri vardir. Örnegin daha önce bir vesileyle belirtilen Astsubay Erdal Görücü'nün cezalandirilmasi. Bir hafta boyunca "Yoldasimizin katili falan astsubaydir, hesabini soracagiz" diye pankart asiyor, yazilama yapiyorsunuz. Ve bir hafta sonra da gerçekten onu cezalandiriyorsunuz. Bu eylemin kitlelere tasidigi mesaj, onlarda uyandirdigi duygu ve düsünceler, yarattigi güven bambaskadir. Elbette böyle bir yöntem halk düsmanlarina yönelirken her durumda geçerli olmayabilir. Ama asil olan savasin bu boyutunu da düsünmek ve bu çerçevede yöntemler gelistirmektir.
Halk düsmanlarinin suçunu açiklayarak yürütülecek somut teshir faaliyetleri her zaman önemli ve etkilidir. Bu bir iskenceci olabilir, bir patron olabilir, bir devlet dairesindeki yönetici olabilir, mahalle karakolundaki komiser olabilir, bir muhbir, isbirlikçi olabilir. Bu tür bir teshiri bir dergi sayfasinda yazip birakmak baska seydir, sokaga tasimak baska sey. Asil önemli olan ikincisini yapabilmektir. Ya da bir baska örnek verirsek; mahallede bir isbirlikçi düsünün, onun isyerini molotoflayabilirsiniz de, bu da bir yöntemdir, ama bunun yerine günlerce onun adini duvarlara yazip, pankartlar asabilirsiniz, adam adim attigi her yerde kendi adini ve suçlarini görür. Bu onun için çok daha büyük bir karabasandir ve muhtemelen bulundugu yerden çekip gidecektir. Bu faaliyeti devrimci siddetle de bütünlestirebilirsiniz. Ama böyle bir bütünlük içinde yönelindiginde tek basina bir molotoflamanin askeri etkisinden çok daha etkili sonuçlar alirsiniz. Kitleler nezdinde devrimci otorite pekisir, devrimci siddetin mesrulugu daha açik olur.
Sogukkanlilik... Eylem sogukkanlilik açisindan da güzel bir örnek sunuyor. Giriyor, halk düsmanlariyla yanyana oturuyorsunuz. Olmayacak bir sey yok yani. Yeter ki cüret olsun, bu cüretin ifadesi olan sogukkanlilik olsun. Ve planiniza güveniniz olsun. Planiniz eger kafanizda net degilse bu sogukkanliligi duyamazsiniz. Elbette her eylem planla yüzde yüz uygun gidecek diye de birsey yok. Farkli gelismeler de olur. Iste o anda da eylemin basarisi farkliliklar karsisinda sogukkanliliginizi korumaniza baglidir. Sogukkanlilik aslinda sadece bir "profesyonellik" ya da "tecrübe"nin ürünü degildir. Düsmana karsi öfke,çatisma kararliligi ve ölümü göze alma varsa; ve bunlari etraflica düsünülmüs bir planla tamamlamissaniz orada her durumda kendinize güvenirsiniz.
Enterne etmek... Aslinda enterne etmek bir eylemin yarisidir, bazen tamami; bir baskin, bombalama, cezalandirma, eylem türü ne olursa olsun, eger hedefin etrafinda, hedefle iliskili birseyler varsa, o eylemin güvenligi ve basarisi enterne etme isinin iyi planlanmasindan geçer. Örnekleri daha önce verilen eylemler hatirlanacak olursa, kimi eylemlerde enterne edilecek insanlarin sayisi 50'lere, 60'lara da varabilir. Enterne etme isi iyi planlanmamissa, bu 50-60 kisi her an eylemin basarisizligina yolaçabilecek bir potansiyel durumundadir. Ama iyi planlanmis bir enterne etme durumunda bu oradaki gücümüzü pekistiren, inisiyatif ve otoritemizi büyüten bir olguya dönüsür. Bir savasçi eylem aninda karsisindakinin (ister sivil, ister resmi) ruh halini iyi bilmelidir. Üstünlük kesin olarak savasçidadir, baskina ugrayan, beklenmedik, bilinmez olanla karsilasan, zayif ve çogu kez ne yapacagini bilemez durumdadir. Iste bu anda, onun birsey yapmaya karar vermesine zaman birakmadan savasçi enterne etme isini tamamlamalidir. Çaglayan'daki eylemde isin cezalandirma bölümü iyi planlanip hayata geçirilirken bu noktada, disaridakilerin enterne edilmesi meselesi biraz daha kabaca düsünülmüs ve istenmeyen bir gelisme olmustur. Enterne etmek, özel hedef olmayanlari etkisizlestirmek, "istenmeyen gelismeler"i asgariye indirmenin bir biçimi olarak en az hedefe vurmak kadar önemli görülmeli, her plan bu bütünlügü kapsamalidir.
Feda Cephesi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Feda Cephesi Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 2 Kisi:
Alt 11.Temmuz.2015, 09:32   #8
 
Feda Cephesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Feda Cephesi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Nisan.2015
Üye No: 52202
Mesajlar: 833
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 480
604 Mesajına 1,585 Teşekkür Aldı
Standart

Devrimci Sol'dan DHKP-C'ye Eylem Öğretiyor

Sariyer Vergi Dairesi Kamulastirma Eylemi


19 Ekim 1979


Her ayin 19'unda Sariyer Vergi Dairesi'nde toplanan paralarin bir jandarma korumasinda mutemet tarafindan 200-300 metre mesafedeki Ziraat Bankasi'na goturuldugu seklindeki bir istihbarat uzerine SDB'lerden birine kamulastirma eylemi talimati verildi.

Eylem emrini alan SDB uyeleri istihbarati netlestirerek, eylemden bir gun once .........'da bir orgut evinde bulustular.

Yapilan istihbaratlarcercevesinde eylem icin en uygun yerin mutemetin bankaya giderken kullandigi yolda bulunan benzin istasyonunun onu oldugu belirlendi. Burasi bir kose oldugu icin, koseyi dondukleri anda karsilarinacikacak silahli eylemcilere karsi direnme, refleks gosterme ve duruma adapte olma sanslari zayifliyordu. Bu kose, ayni zamanda, bankada bulunan muhafizin ve 500 metre otedeki karakolun da goremeyecegi ve eylem oncesinde farkedilmeden bir sure beklenebilecek, eylemcilerin kendilerini kamufle edebilecekleri bir yerdi. Kosenin karsisinda bir kahvehane ve el konulan arabanin birakilabilecegi bir ara sokagin bulunmasi da buyuk avantaj olusturuyordu.

Eylemin yapilmasi dusunulen yerin, benzin istasyonunun 400-500 metre ilerisinde belediye zabitalarinin toplandigi bir merkez olmasi dolayisiyla, dikkatlericekmemek icin iki zabita elbisesinin temin edilmesi ve iki kisi tarafindan giyilmesi dusunuldu.cevredecok sayida zabita bulundugundan bu iki eylemci dikkatcekmeyecekti. Bunun tek bir dezavantaji olabilirdi, o da zabita elbiseli eylemcilerincevredeki zabitalarca yabanci gorulup suphelenilmesiydi.

Eylemin gerceklestirilmesinden sonra, bolgeden hizla uzaklasabilmek ve mutemedin koruyucusu jandarmadan alinacak G-3 tufegin dikkatcekmeden tasinabilmesi icin bir araca gereksinme oldugundan, eylem gunu (19 Ekim) sabah saat 10.00'da uc DEVRIMCI SOL SDB uyesi, Kuzguncuk'ta yoldancevirdikleri bir taksiye binip, Kucuksu Ilkokulu'na gitmek uzere anlastilar. Kucuksu Ilkokulu'nun hemen arkasindaki tenha bir yere gelindiginde yoldaslardan biri sofore "Korkma seninle bir isimiz yok. Eger bagirmaz bize zorlukcikarmazsan sana bir sey olmayacak. Bize araban birkac saatligine lazim. Arabani sana sapasaglam geri verecegiz. Simdi yavasca benim yanima gel, direksiyonu arkadasa birak. Sakin ol!" dedi. Sofor denilenlere harfiyen uyuyordu. Soforu yanlarina alarak arabayi toprak yoldan Kucuksu tepelerinecikardilar. Burada soforu indirip fundaliklar icinde bir agaca bagladilar. Burada soforle konusup onu rahatlatmayacalisiyorlardi. SDB uyelerinden biri sofore; "seninle anlastigimiz ucreti sana veriyoruz" diyerek 1500 lirayi soforun cebine koyduktan sonra; "Eger arabana bir hasar olursa onu da odeyecegiz. Bizde kaldigi sure icin ayrica ucret odeyecegiz. Arabanin ruhsatindaki adres senin adresinse parayi oraya yollayacagiz. Eger baska adresin varsa onu da bize ver ki, sana parayi yollayabilelim." Sofor adresinin ruhsattaki adres oldugunu belirtti. Rahatlamisti. Alalede bir soygun eylemiyle karsi karsiya olmadigini anlamisti.

Soforun agzi da bantlandiktan sonra nefes almakta zorlukcekipcekmedigi soruldu, basiyla "hayir" isaretini verdi. En son olarak da, burada yarim saat kadar kaldiktan sonra kendisinicozebilecegi ve polise basvurabilecegi soylendi.

Arabayi alarak Yenikoy'e gelen SDB uyesi uc DEVRIMCI SOL Savascisi, arabayi bir ara sokaga park ettikten sonra eylem saatinden once bulusmak uzere ayrildilar. Hazirliklari son kez kontrol etmeleri gerekiyordu.

Saat 16.00'da Yenikoy'de bulusan DEVRIMCI SOL Savascilarindan ikisi yanlarinda getirdikleri zabita elbiselerini bir evde giydikten sonra eylem yerine dogru hareket ettiler. Vergi Dairesine yaklasirlarken arabadan ikiser ikiser inip yerlerini aldilar. Arabayi kullanacak olan, arabayi ara sokaga sokup tamir etme goruntusuyle kendini kamufle etti. Zabita elbiselerini giyen ikisi benzin istasyonunun kosesinde beklemeye basladilar. Bir kisi eylem yerinin karsisindaki kahvehaneye girerken, bir digeri ise, koseyi gorecek sekilde sahil kiyisindaki parkin onunde bekleyerek polis karakolunu gozetim altina aldi.

Hersey normaldi, bir tek sabahtan beri yagan yagmur dinmemisti. Yagmur altinda beklemek gelip gecenlerin dikkatinicekebilirdi amacevrede fazla kimsenin olmamasi da bir avantajdi. Neyse ki, fazla beklemeye gerek kalmadan, 5 dakika sonra mutemet ile jandarma gozuktu. Saat 16.30'du.

Mutemet ve jandarma tam koseye geldiklerinde karsilarinda zabita elbisesi giymis silahli iki kisiyle karsilastilar. Ayni anda kahvehanede bekleyen yoldas da harekete gecip mutemedin yanina gitti. Arabayi tamir ediyor goruntusu veren eylemci ise maskesini takip silahinicekerek yolu kesti. Mutemet, jandarma vecevredeki insanlarcok sasirmisti. Mutemet ve jandarmanin koluna girip yere yatirmak istediklerinde mutemet zorlukcikarmadan para vecek dolucantayi verdi. Jandarma ise elindeki tufegi vermek istemiyordu. Tum ikazlara ragmen silahini vermek istemeyince yoldaslardan biri ayagina bir el ikaz atesi acti. Ayagindan yaralanan er, tufegini birakmak zorunda kaldi. Tufegin kasaturasini da alan SDB Savascilari, o sirada yanlarina gelen arabaya bindiler. Bu arada, silah seslerini duyduklari icin merakla disaricikan insanlar ilkin, zabitalarin birbirleriyle kavga ettigini sanip ayirmaya geldiler. Ancak yapilan ikaz ve havaya acilan bir-iki el ates uzerine tekrar kahvehaneye girdiler. Bu ara yolu kesen iki savasci onde duran bir arabanin kontak anahtarini alarak yolu tek tarafli olarak trafige kapattilar. Bu, eylemcileri takip etmeye kalkisacak polis ekip otolarinin hareketini onlemeye yonelik olarak yapilmisti. Daha sonra guvenlikteki savasci da arabaya bindi.

Eylemi basariyla tamamlayan ekip elemanlari, Haciosman Bayiri'ndan Yenikoy sirtlarina geldikten sonra arabayi terkettiler, sadece arabanin surucusu arabayi Tarabya'ya birakmak uzere onlardan ayrildi.

Arabada herhangi bir hasar meydana gelmediginden sofor Celal Kabayel'e sadece bir gunluk hasilat tutarinda para yollandi. Kamulastirma eyleminden 302.500 lira nakit para, 3.540.000 liralikcek ile jandarma eri Mehmet Sonmez'e ait bir adet G-3 tufegi ile 20 adet mermi ve kasatura elde edilmisti.

Eylemin Ogrettigi

Eylemde Devrimci Sol Ve Parti-Cephe Tarzi

Sariyer Vergi Dairesi kamulastirma eylemiyle birlikte 20'ye yakin eylemcesitli yanlariyla anlatilmis oluyor. Dikkat edilirse "eylemlerin ogrettiginde" her eylemin kendi ozgun yanlariyla birlikte, one cikan ortak noktalar da bir hayli fazladir.cunku dogallikla bu eylemlere ayni anlayis, ayni gelenek, ayni ilkeler yol veriyor.

Bu eylemlerde pragmatizm yok, halka zarar verme yok... Adalet var, ozenli olmak var, politik ya da askeri bir yanlisi engellemek icin kendini riske atma var, ozveri var. Tum bu eylemlerde hedefler gelisiguzel degil; neyin nicin secildigi, neye nicin vuruldugu hepsinde son derece acik. Bu eylemlerde kolaycilik yok. Gerektiginde zor olan seciliyor. Buna gercekten esine ender rastlanir bir yaraticilik eslik ediyor.

Tum bu ozellikler, herhangi bir ustlenme olmaksizin da hangi eylemin Devrimci Sol'un ya da DHKP-C'nin isi oldugunun kesine yakin bir bicimde tahmin edilmesini mumkun kilan ozelliklerdir. Bu anlayis, kamuoyuna, halka yonelik bir sey oldugunda "bu onlarin isi degil" dedirten, MIT'cilere bile "kitleye yonelik eylem duzenlemezler" diye aciklama yaptiran anlayistir. Eylemde acikca bir Parti-Cephe tarzi olusmustur. Bu tarz gercekten de her yonuyle bize ozgudur.

Halkimizin degerleriyle, devrimin ve sosyalizmin ilkeleriyle yogrulmus bir tarzdir bu.

Bu tarz, halka kol kanat geren, halk dusmanlarina karsi acimasiz olan bir tarzdir.

Bu, eylemin oncesini ince eleyip sik dokuyan, planli, ama eylem sirasinda da olaganustu gelismeler karsisinda alabildigine inisiyatifli, yaratici bir tarzdir.

Bu tarz, savasi yayginlastirmayi, halklastirmayi hedefleyen, yayginlastirip halklastirirken de devrimci eylem ilkelerinden sapmayan bir yaklasimin urunudur.

Simdi bu eyleme bakalim; ornegin savascilarin taksi soforune karsi tavri... Bu tavir hem sinifsal anlamda, hem de devrimci ahlak acisindan son derece onemli ve ogreticidir. Taksi soforu halktan bir insandir, emekcidir; dolayisiyla onun hakkini gozetmekte, onu ne siyasal, ne de ekonomik anlamda hedef almamaktadirlar. Ikincisi, dogrudan hedef olmayanlara yonelik tavirlari, esas olarak anlatici, ikna edicidir. Ama bir devrimci siddet eyleminde "zor"u gerektigi an kullanmazsaniz o zaman hersey tersine de donebilir. ornegin enterne ederken bunda tereddut edemezsiniz. Sozkonusu olan polis, asker gibi fasist devletin katliamci kurumlarinin mensuplariysa bu konuda tereddute hic mi hic yer yoktur. Mutemetin koruyucu durumundaki jandarma eylemde ozel bir hedef degildir, onu cezalandirmak gibi ozel bir karar da yoktur. Bu yuzden oncelikle zararsiz hale getirilip silahinin alinmasi hedeflenir. Ancak buna karsi koydugunda yerinde bir inisiyatifle vurularak etkisizlestirilir ve silahi alinir.

Eylemde uzerinde durulabilecek bir baska yan, parayla birlikte G-3 silahinin da kamulastirilmasinin planlanmasi ve uygulanmasidir. Eylemin esas amaci acisindan bakildiginda G-3'un alinmasi pekcok ek yuk getirmekte, keza eylem sonrasi tasinmasi acisindan da ek bir sorun olusturmaktadir. Ancak zaten bu eylem yapilacaktir, onun icin bir ekip gorevlendirilmis, emek harcanmis, risk alinmistir. Iste boyle bir noktada kurtulus savascilari her durumda, halkin ve orgutun silahlanmasini da dusunurler;cunku bir halk savasinda en buyuk silah kaynaklarindan biri yine dusmanin kendisidir. Jandarmanin G-3'unu almak bunun icin bastan ongorulmus, plan ona gore yapilmistir.

Zabita elbiselerinin giyilmesi, eylemin belli bir aninda yolun kesilerek eylem alanindaki denetim ve hakimiyetin arttirilmasi eylemin basarisindaki diger belirtilebilecek yanlardir.

Bunlar her eylemde degisebilir, baska araclar bulunabilir. Bu da eylemde Parti-Cephe tarzinin bir tezahurudur. Devrimci bir eylemin ilkeleri vardir, ancak receteleri, kaliplari yoktur. Eylemin askeri basarisi acisindan da, siyasal etkisi acisindan da her eylem somutunda kosullari teknik ve siyasal acidan degerlendirme, planlama ve yaraticilik esastir. Devrimci Sol ve DHKP-C eylemleri her donemin kendi ozgunlugu icinde dogru ve yerinde hedeflere yonelmenin ve her eylem ozgulunde de hedefe ulasmakta, vurmakta yeni bicimler bulmanin da ornekleridir.

Bu anlamdadir ki, DHKP-C'nin eylemcizgisini surdurmek, uygulamak hangi anda, hangi kampanyada, kime , nereye yonelecegini dogru tespit etmek bu noktada kolayciliga kacmamak; ve eylemlerimizi orgutsel-siyasal kosullari da uygun yaratici bir tarzda bicimlendirmekle mumkundur.
Feda Cephesi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Feda Cephesi Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 2 Kisi:
Alt 18.Temmuz.2015, 09:04   #9
 
Feda Cephesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Feda Cephesi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Nisan.2015
Üye No: 52202
Mesajlar: 833
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 480
604 Mesajına 1,585 Teşekkür Aldı
Standart

Devrimci Sol'dan DHKP-C'ye Eylem Öğretiyor

Fatih Emniyet Amiri Ahmet Katlan'a Yönelik Uzaktan Kumandali Bombali Cezalandirma Eylemi

Fatih Emniyet Amiri'nin Cezalandirilmasi


Hareket tarihinde ilk kez bir eylemde uzaktan kumandali patlayici kullanacagiz. Bu yüzden heyecanliyiz. Iki gün önce yine ayni güzergaha tuzak kurduk. Fakat patlayicinin mekanizmasi çalismadigi için eylemi gerçeklestiremedik. Dün ise iskenceci polis sefi geçmedi. Bu yüzden yeniden deneyecegiz. Eylem yerine gelip hazirliklarimizi tamamliyoruz. Patlayiciyi bir çöp tenekesinin içine kamufle edip araca en yakin olabilecek yere yerlestiriyoruz. Alicidaki bakir tel anteni kamufle etmek için çöpün üzerine bir iki tel vb. seyler serpistiriyoruz. Iskencecilerin çikmasina henüz çok var. Patlayiciya yaklasik olarak yüz metre uzakliktayiz. Sabirsizlik, heyecan ve cosku karisimi bir duygu yasiyoruz. Bu kez patlayacak eminiz. Defalarca kontrol ettik. Bomba oldukça güçlü, fakat açik havada etkisi ne olacak bilmiyoruz. Sokaktan durmadan resmi, sivil polis otolari geçiyor. Fakat patlatmiyoruz. Iskenceci polis sefine sakliyoruz sürprizimizi.
Derken o da ne? Çöp arabasi... Bizim çöp tenekesini arabaya atmak üzere. Murat firliyor. Bir yandan da bagiriyor, birakin, birakin atmayin, o teneke benim" diye. Çöpçüler saskin, tenekeyi birakiyorlar. Murat çöpçülere tenekede bakir talasi oldugunu, atölyeye götürdügünü, yoruldugu için biraktigini söylüyor. Çöp arabasi gidiyor. Gülüp espriler yapiyoruz birbirimize. Aradan bes on dakika daha geçiyor. Bu kez sirtinda bir torbayla bir hurdaci yaklasiyor bizim tenekeye. Murat yine firliyor yerinden. Hurdaci tenekeyi tam torbaya bosaltacagi anda yetisip aliyor elinden. Bir yandan da adama bagiriyor. Hurdacida saskin, çekip gidiyor. Çok geçmeden iskenceci polis sefinin makam otosu sokakta görünüyor. Hemen arkasinda korumalarinin oldugu oto. Sinirlerimiz gergin, nefeslerimizi tutmus bekliyoruz. Oto tam patlayicinin hizasina geldiginde basiyorum dügmeye. Ayni anda korkunç bir patlama duyuluyor. Basincin etkisiyle sert bir hava yüzümüzü yalayip geçiyor. Yaklasik sekiz-on metre yüksege kadar bembeyaz bir duman kütlesi yükseliyor. Dumanin en az bir metresi ise kizil bir alev sanki. Makam otosunun arka tarafindan patliyor bomba. Koruma otosu patlamanin siddetiyle kaldirima savruluyor. Makam otosu ise arka taraftan savrulup yolun ortasinda kaliyor. Çevredeki bütün camlar dökülüyor. Iskenceci polisler panik içinde arabadan disariya atiyorlar kendilerini.
Hemen uzaktan kumanda aletini cebime koyuyorum ve is merkezine giriyoruz. Patlamanin siddetiyle is merkezinde çalisanlar merak içinde disariya dogru çikiyor, biz ise ters tarafa içeriye dogru giriyoruz. Insanlar bize garip garip bakip, ne oldugunu soruyordu. Biz de sasirmis gibi "herhalde tüp patladi" vb. diyerek kalabaligin arasina karisip arka kapidan çikarak bir minübüse bindik. Murat'in gözleri sevinçten parliyordu. Eylemi gerçeklestirmis olmanin ve mekanizmanin çalismis olmasinin coskusunu yasiyorduk.
Gerçi iskenceci halk düsmani bu kez elimizden kurtulmustu fakat HALKIN ADALETI'NIN solugunu ensesinde hissetmisti. Simdi sunu çok daha iyi biliyordu. Devrimci adalet er ya da geç mutlaka onun da yakasina yapisacak ve bir daha ki sefere ona bu kaçma sansini tanimayacakti.

Tarabya'da Bir Evde, Polise Yönelik Tuzaklama Yapilmasi Eylemi

POLISE TUZAKLAMA


Korkunç bir aci var yüregimizde, yüreklerimizin sikistigini hissediyor, daha bir öfkeyle, kinle dolasiyoruz sokaklarda. Hiç durmak, oturmak istemiyoruz. Aninda bir seyler yapamamamizin sikintisi, yoldaslarimizin katline bir cevap veremeyisimiz daha fazla canimizi sikiyor. Bu öfkeyle hareket ederek, kendiliginden, kah o hedefe kah bu hedefe yönelmekle bir sonuç alamayacagimiz kararina variyoruz. Biraz daha programli, hesapli yaklasmaliyiz. Yeni iliski kurdugumuz sorumlu yoldasla sürekli görüsme olanagimiz yok. Baglantimizi kopartmamaya çalisiyoruz. Bu arada kalacak yer sorunuyla da bogusuyoruz.
Sorumlu yoldasla görüsüyoruz. Daha dün gibi yasadigimiz 12 Temmuz gecesini ve öncesini konusuyoruz. Hareketle kisa sürede bag kurabilmis olmamiz bizim için büyük bir avantaj. Yoldas operasyondan küçük bir tesadüf eseriyle kurtuldugumuzu, sehit düsen komutanimizin son 3-5 dakikasi içinde bizi aramak üzere oldugunu anlatiyor. Içimde bu "kurtulusa" lanet yagdiriyor, sehit düsen komutanimiza bizi aramadigi için kiziyorum. Ve bu arada aklima gelen bu düsünceleri kovmaya çalisiyorum kafamdan...
Konusmamiz islerimiz üzerine yogunlasiyor. Sorumlu yoldasimiz 1-2 gün içinde bir ev tutmami istiyor benden. Zemin kat, teras, ya da çatikati olacak, müstakil olursa daha iyi olacagini söylüyor. Fazla soru sormuyorum. Içimi kaplayan sevinçle hemen ise koyuluyorum. Kafamda pek çok senaryo ve plan olusuyor. Çesitli hayaller kuruyorum, ne yapacagimiza dair. Ne olursa olsun, güzel bir sey düsünüldügünden eminim.
Önce kuaföre gitmem, saçimi bir hafta sonra tekrar degistirecek biçimde boyatmam gerek. Kuaförlerdeki can sikici ortama dayanmak zor. Bir yandan kuafördeki saçma sapan sohbetleri dinliyormus gibi görünmeye çalisiyor, bir yandan da aklimdan çikartamadigim sehit düsen yoldaslarimizi düsünüyordum. Yeni saçimla çikiyorum oradan. Uzun süren aramalar sonucu çok da umutlu olmadigim bir emlakçiya gidiyorum. Önce bir ev gösteriyor adam, bos, yeni bir bina. Konumu çok hosuma gitmiyor ama mecbur kalabiliriz diye düsünüyorum. Tam ayrilacagim sira, emlakçinin aklina bir ev daha geliyor. Ev sahibi hastanede çalisan bir hemsire.
Emlakçiyla sohbetimiz gelisiyor, sözde memleketli çikiyoruz. Bana kesin yardim edecek, çünkü beni çok sevdigini söylüyor. Isten dönecek olan ev sahibini bekliyor, sonra da eve dogru gidiyoruz. Ev çok uygun. 3 katli, iki cepheli. Ön cepheden küçük, müstakil bir ev görünümü veriyor. Evin bir bölümü dubleks. Burada ev sahibi oturuyor. Arkasina daha üst sokaktan dolasiliyor, o zaman iki katli bir ev oldugu daha iyi anlasiliyor. Alt katta Arap gençler oturuyor. Bos olan daire ise çatikati. Bahçe kapisi ve evin kapisi, ev sahibinin kapisindan ayri. Kapi küçük bir odaya açiliyor. Oradan mutfaga ve terasa çikiliyor. Bir de küçük bir banyosu var. Ev çok uygun. Ev sahibi ile sohbete basliyoruz. Çay, kahve derken sohbeti gelistiriyorum, oldukça uygun bir fiyata anlasiyoruz. Öyle ki depozito ve pesinat almayacak. Kontrat bile yapmamiza gerek kalmiyor. Sadece kirayi verdigime dair bir kagit imzaliyorum. Bana beni gözünün tuttugunu, dünyanin hiç belli olmadigini, teröristin, hirsizin, ugursuzun oldugunu, benim ise ne kadar masum oldugumu, hiç teröriste benzemedigimi, "terörist olacak degilsin ya" vb. seyler söylüyor. Gülüyorum.
Kisa sürede isi halletmenin sevinciyle eve dönüyorum. Evde kalmamayi, ama arada gidip kontrol etmeyi planliyorum. Bu arada ilk is olarak evin kilidini degistiriyoruz. Bir kaç gün sonra komutan yoldasla eve gidiyoruz. Ardindan baska bir yoldas daha geliyor. Ve titiz bir çalismayla divanin ve bir koltugun altina patlayici yerlestirip, tuzagi hazirliyorlar. Patlama için yatagi ve koltugu hafifçe kaldirmalari yetecek. Bunu polisin eve geldiginde ilk bakacagi yerler olarak düsünüp yapiyoruz. Patlayicinin mekanizmasinda da degisik bir sistem kullaniyoruz. Plastik siringalar içine yerlestirilen ufak, metal bilyalar devreyi tamamlayip, patlamayi gerçeklestirecek. Bu arada dolaplara, getirdigimiz dergi ve giysileri de yerlestiriyoruz. Her sey hazir. Evden çikiyoruz. O gece ihbari yapiyoruz ve beklemeye basliyoruz. Her sabah gazeteleri büyük bir heyecanla alip bakiyoruz. Günler geçiyor ama bir haber çikmiyordu. Aradan bir hafta geçmisti. Merakli bekleyisimiz sürüyor, bir yandan da moralimiz bozuluyor. Bu arada 1-2 ihbar daha yaptik. Sonunda aradan epey bir süre geçtigi için bu sekilde bir sonuç alamayacagimizi, ev sahibinin eve girerse zarar görecegini düsünerek ev sahibini arayip durumu anlatiyoruz. Ertesi gün gazetelerde ufak bir haber olarak, Tarabya'daki bir evde bulunan patlayicilardan bahsediyordu. Böylelikle iskencecilere kurdugumuz pusu bosa çikmis oluyordu. Hele ki, eve iskenceci ölüm mangalarinin seflerinden Fikret Isinkaralar'in da geldigini ögrenince, pusumuzun basarisizlikla sonuçlanmasi bizi çok daha fazla sinirlendiriyor. Bir daha ki sefere mutlaka diyoruz ve 12 Temmuz'un hesabini bu sekilde soramamanin hirsiyla daha farkli seyler üzerinde çalismaya basliyoruz. Ne olursa olsun yoldaslarimizin hesabini er ya da geç ama mutlaka soracagiz.

EYLEMLERIN ÖGRETTIGI

Aslolan Savasta Israr, Eylemde Cüret ve Yaraticiliktir

Bu iki eylemin iki ortak yani var; birincisi her iki eylemde de klasik eylem biçimlerinin disina çikip yeni biçimler denenmis olmasi. Ikincisi her iki eylemin de basarisiz olmasi.
Yaraticilikta sinir yoktur. Degisik teknolojiler kullanarak, degisik yöntemlerden yararlanarak ya da esasta degisik hiçbir malzeme kullanmadan eylemin biçimini degistirerek de düsmana degisik vuruslar, hiç ummadigi noktalardan darbeler yöneltebiliriz. Fatih Emniyet Müdürü'ne yönelik uzaktan kumandali eylem de, iskencecilere yönelik tuzaklama da bu türden eylemlerdir. Kuskusuz böyle klasik eylem tarzinin disina çikan onlarca eylem vardir. Ve daha yüzlercesi de bulunabilir. Düsman buldugumuz her yeni biçime karsi önlemler gelistirir, biz daha yeni biçimler buluruz.
Bombali pankartlarin evrimi bu açidan oldukça ilginç ve çarpicidir. Bombali pankartin kendisi klasik pankart, afis olayinin disina çikan bir yaraticiliktir zaten. Ama ilk asildigi biçimiyle de kalmamistir. '78'lerde ilk bombali pankartlar asildiginda patlamaya yol açan bombanin içinden çikan ve farkedilmesi zor misina tipi bir ipti. Bu ip farkedilmeden pankart yerinden söküldügünde ipin çekilmesiyle ipin ucundaki yalitkan madde de çekiliyor ve devre tamamlanarak mekanizma bombayi patlatiyordu. Polis bu yöntemi çözdükten sonra, artik önce o ipi bulup kesiyor ve patlayiciyi etkisiz hale getirmis oluyordu. Hemen karsi yöntem gelistirildi. Bu kez patlayicinin içinden 5-10 tane degisik kalinliklarda ip çikartiliyor, eger polis bunlardan herhangi birini farketmezse yine patlama oluyordu. Polis bu yöntemi de kisa sürede farketti. Ve çok daha dikkatli bir sekilde çalisip tek tek ipleri kesip, pankartlari öyle söküyordu. Ama dedik ya, yaraticiligin siniri yoktu. Bu kez ip kesildiginde patlayacak sekilde bir mekanizma gelistirildi. (Bu mekanizmayi gelistirenlerden biri de '94'de Bahçelievler'de çatisarak sehit düsen Ibrahim Yalçin Arkan yoldasimizdi.) Bu yöntem gelistirildikten sonra polis artik mekanizmanin ip çekildiginde mi yoksa kesildiginde mi patlayacagindan emin olamazdi. Polisin artik yapabildigi tek sey uzaktan ates edip bombayi patlatmak ve pankarti ancak öyle sökmek oldu.
Asla devrimci bir eylemin ilkelerinden sapmaksizin, siradan bir kolayciliga yönelmeksizin yaraticiligimizi sonuna kadar zorlamaliyiz. Yaraticiligin kaynagi düsünmek, yogunlasmak, savasa çok yönlü bakabilmektir. Düsman kim? Düsmanin etkilenecegi hedefler kimler, hangi kurumlar?
Bu noktada bile çok yönlü düsündügümüzde hedefler ve eylem biçimleri bir anda zenginlesecektir.
Keza, eylem araçlari konusunda da, hemen her yerde bulunabilecek çocuklarin bayramlarda kullandiklari maytaplardan çesitli elektronik cihazlara kadar pekçok sey eylemlerimizin biçimini zenginlestirebilir.
Eylemlerin ikinci ortak yani açisindan baktigimizda her iki eylem de "sonuç" itibariyla basarisiz gibidir; ama gerilla savasinda sonuca böyle bakmamak gerekir. Birincisi, herseye ragmen bu eylemlerde de iskenceciler halkin adaletinin solugunu gerçekten de enselerinde hissetmislerdir. Bu anlamda bir basari vardir. Basarinin kendisi o eyleme cüret etmis olmaktir. Katillere karsi savasma inanç ve kararliligini göstermektir. Ikincisi gerilla savasinda asil sonuç yaratan tek tek eylemlerin basarisi oldugu kadar silahli savas çizgisinde, düsmana yönelmekte isrardir. Hem siyasi hem askeri anlamda sonuç yaratacak olan budur.
Elbette bu tek tek her eylemin basarili olmasi için gereken özenin ve dikkatin gösterilmemesi anl***** gelmez. Tersine her bir eylemin mutlak anlamda hedefine ulasmasi için yapilabilecek herseyin yapilmasi esastir. Anlatilmak istenen, elbette tek tek kimi eylemlerde basarisizliklar, kayiplar da olacaktir. Ancak savasin seyrini, eylemlerin kitleler üzerindeki etkisini belirleyecek olan savastaki israr ve kararliliktir. Hedeflere yönelmekteki yaraticilik ve düsmani halka gösterebilecek bir çok yönlülüktür.
Feda Cephesi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com