Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Devrim Tarihi > Türkiye Devrim Tarihi

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Devrimci Yol
Cevaplar
110
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
83949
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 11.Temmuz.2008, 03:01   #51
 
DEV GENÇ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DEV GENÇ
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 18.Kasım.2007
Üye No: 4057
Mesajlar: 17
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

öd partisi siyasi bir partidir devrimi yapabilmesi için iktidara gelmesi gerekir. öd partisi devrimi yaptı da sonra yeniden mi yapacak diye sorarlar adama.devrimci yol derginin ismidir örgütlendiği yerler halkevleridir halen de bu geçerlidir
DEV GENÇ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11.Temmuz.2008, 12:44   #52
 
HAZİRAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
HAZİRAN
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 09.Temmuz.2008
Üye No: 10371
Mesajlar: 239
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
DEV GENÇ Nickli Üyeden Alıntı
öd partisi siyasi bir partidir devrimi yapabilmesi için iktidara gelmesi gerekir. öd partisi devrimi yaptı da sonra yeniden mi yapacak diye sorarlar adama.devrimci yol derginin ismidir örgütlendiği yerler halkevleridir halen de bu geçerlidir
Yeniden DEVRİM bir siyasi partimi? Sana sorarım ? Seçimler ne için kullanılır ? Yeniden DEVRİM'cilerin amacı iktidara gelmekmi ? Sen kendine bu soruları sor sonra cevabını kendin vereceksin.Ne kadar ÖDP'yi tanıyorsun.bide onu düşün.
HAZİRAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11.Temmuz.2008, 17:49   #53
 
DEV GENÇ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DEV GENÇ
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 18.Kasım.2007
Üye No: 4057
Mesajlar: 17
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

yeniden devrim öd partisinin içinde oluşan yapılanma opurtünizmden vazgeçin
DEV GENÇ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 11.Temmuz.2008, 20:16   #54
 
DEV GENÇ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DEV GENÇ
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 18.Kasım.2007
Üye No: 4057
Mesajlar: 17
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

DEVRİMCİ YOL'un bugünü
1985'ten itibaren, Devrimci Yol'u canlandırmak için küçük militan grupların yürüttüğü çalışmalar 1988 sonrasında üniversite gençliği, işçiler ve kamu çalışanları içinde gelişen muhalefet hareketleri içinde gelişme alanı buldu. Bu dönemde, sözkonusu toplumsal muhalefet haretekleri içerisinde etkili olan Devrimci Yol kökenli kadrolar, Devrimci Yol'u hareket noktası olarak kabul eden yeni bir politik platform meydana getirdiler.
1991'de Devrimci Yol'un cezaevindeki liderlerinin önemli bir bölümü serbest bırakıldı. Bunlardan bir kısmı, 1989-1990'da SSCB ve Varşova Paktı'nın dağılmasıyla "ideolojik sorunun anahtar sorun haline geldiğini" öne sürerek "geniş Devrimci Yol çevreleri" olarak anılan, Devrimci Yol ile şu ya da bu biçimde ilişkili insanları bir Tartışma Süreci'ne çağırdılar. Tartışma Süreci Devrimci Yolcular için aynı zamanda bir ayrışma süreci olarak yaşandı. Bu süreç sonucunda 80 öncesi örgütlenmenin merkez kadroları ve çoğu ileri düzey kadrosu Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nin kuruluşunda yer aldı.
Başını 80 sonrası gençlik mücadelesi içerisinde ve Devrimci Yol'un yeniden toparlanması sürecinde aktif rol almış devrimcilerin çektiği bir kesim ise tartışma süreci sonucunda hareketin ana gövdesinden ayrılarak yeni bir çizgi örgütlemeye başladı. Bu kesim Öğrenci Koordinasyonu ve Halkevlerinin gelişmesinde önemli rol oynadı ve Yön, Devrim, Devrimci Gençlik, Liseli Genç Umut adlı dergileri yayımladı. Bu kesim, işçi hareketi alanına yönelik olarak sendika.org adlı bir web portalı da oluşturdu. Yakın zamanda ise THKP-C ve Devrimci Yol'dan Bugüne Bu Tarih Bizim adında bir kitap çıkartarak Halkın Sesi adında 15 günlük bir gazete yayımlamaya başladılar. Ocak 2008 tarihinde Türkiye devrimci hareketinin ve devriminin güncel sorunlarını ortaya koydukları "Halkın Devrimci Yolu Bildirgesi"ni yayınlayarak yeni bir hareketin temellerini attılar.
DEV GENÇ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.Ağustos.2008, 12:37   #55
 
dava adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dava adamı
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 31.Temmuz.2008
Üye No: 11074
Mesajlar: 80
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart

Arkadaşlar Dev-yol Geleneğine Sahip ödp Içinde Ufuk Urasçılar da Vardır.yeniden Grubunu Dev-yol Geleneği Diye Göstermeyin Doğrudur Dev-yol Tezlerine Göre Konusur Yenidenci Grup Ama Ufuk Urasçı Olupta Dev-yolcu Olanlarda Dev-yolu Geliştiryoruz Diyo Yani ödp Gibi Dev-yol Geleneğinden Gelenlerde 2 Ye Ayrıldı Ama Yeniden Grubunda Dev-yollular Vardır Ama Ufuk Urasçılar Içinde De Dev-yol Geleneğinden Gelenler Vardır.
______________________________________________________
VENCEREMOS KIRALIM ZİNCİRLERİMİZİ

YAŞASIN ÖZGÜRLÜKÇÜ SOSYALİZM

dava adamı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 24.Şubat.2009, 01:58   #56
 
dev-eylem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dev-eylem
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 31.Mayıs.2008
Üye No: 9019
Mesajlar: 326
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 13
14 Mesajına 37 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

Devrimci Yol'u sahiplenen arkadaşlar, geçmişine sempati duyan arkadaşlar tartışılması gereken bazı temel noktaları gözden kaçırıyorlar bana göre..
Evet şu doğrudur; DY 80 öncesi anti faşit mücadelede öne çıkmış, nice devrimci DY saflalarında yiğitçe mücadeleler vermiş ve bayraklaşmıştır. Ama DY'yi eleştirenler, hatta acımacısızca eleştirenler işin bu noktasından değil, DY'nin politik yapısı ve siyasal duruşundan hareket etmektedirler. Sorun DY'nin tabanı, kitlesi değildir. Sorun DY'nin haftada sattığı 150 bin dergide değildir. Sorun bundan sonra başlamaktadır asıl. DY nasıl bir politik anlayışa, nasıl bir örgütsel yapıya, nasıl bir önderliğe sahipti ve sonucunda ne oldu.

DY'nin önder kadrosu açısından yaşatılan zaafiyet, DY'nin bugün ki çizgisini belirlemiştir.

DY'nin 80 öncesi ile övünenler, DY'nin 90'ların başındaki duruşu hakkında ne gibi bir sorgulamaya gitmişlerdir örneğin. DY sovyetlerin geri düşüşü karşısında karşı-devrimci cephenin Sosyalizm öldü propagandasının sol taraftan yürütücüsü olmamış mıdır? Bugün "Mark Her Zaman Haklıydı" diyenler, 9O'ların başında "marksizm bitmiştir, leninizm ölmüştür" yakıştırmaları ile ideolojik savrulmanın hangi boyutunu yaşamışlardır?

"Konjekturel şartlar değişmiştir, Yeni Dünya Düzeni, Geçmişle Hesaplaşma, Sol Sekterizm" kimlerin ortaya çıkardığı söylemlerdir.

Özellikle gençlik hareketine pasifizmi, reformist düzen içi anlayışı kim taşımıştır.

DY en başta kendi geçmişini inkar etmiştir. Bu geçmişin özeleştirisi değil, kendi konumunu aklamanın, yılgınlığın ve pasifizmin teorisidir. Dileyenler DY'nin 12 Eylül'de yaptığı savunmalara bakabilirler.

Bugün niceliksel tartışmalar bizim için bir karşılaştırma ve sonuç elde etme görevi işleyecekse varacağımız sonuç bizi ancak 12 eylül öncesine götürür, bir devrime değil!
______________________________________________________
Eğer insanlığın çoğunluğu için etkili
olabileceğimiz yeri seçmişsek,
hiçbir yük bizi kamburlaştıramaz,
Çünkü artık o herkes adına ödenen bir bedeldir;
artık tadına vardığımız şey yoksul, kısıtlı,
bencilce bir sevinç değildir, mutluluğumuz milyonlara aittir,
eylemlerimiz sessiz sedasız ama sonsuza dek
etkisini sürecek ve küllerimizi soylu insanların
çakmak çakmak gözlerinden çıkan yaşlar ıslatacaktır…”
KARL MARKS

dev-eylem isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.Mart.2009, 22:57   #57
 
bora kara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
bora kara
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 25.Ekim.2008
Üye No: 14017
Mesajlar: 525
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

ÖDP VE Halkevleri dışında, Devrimci Hareket isimli bir yapının da varlığını hatırlatayım dedim.
bora kara isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.Mayıs.2009, 02:39   #58
 
çiçekçi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
çiçekçi
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 06.Mayıs.2009
Üye No: 21554
Mesajlar: 4
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

merhaba arkadaşlar emperyalizmin üçüncü bunalım döneminde türküyede devrimin yolunu koyan mahir çayan ustanın çocukları şunu bilmeliler ki devrim profosyonellerin işidir partide profosyonellerin örgütüdür burada kafa sayısına bakılmaz ve masa başında kurulmaz belirleyici olan üretim ilişkileri ve sınıfların mevzilenmesidir şimdi devrimci yol adlı haraket yaptıgı tesbitler vetutarlı anti emperyalist anti faşist mücadele sonucunda bir anda binlerce sempatizan kazandı ve halk haraketine dönüştü bir arkadaşın dedigi gibi öyle otuz yıl falan degil en fazla üç yıl aşagıdan yukarıya partileşme sürecini tamamlayamadan acımasızca amerikan emperyalizminin ve işbirlikçilerinin saldırısına maruz kaldı 12 eylül faşist darbesi devrimci yol için yapılmıştır kenan evren bunu bir söyleminde açık açık belirtmiştir otuz yıl boyunca saldırı devam etmiştir bu insanların aileleri çocukları torunları bu saldırıdan nasibini almıştır şimdi geriye zengin deneyimlerle dolu bir tarih kalmıştır bu tarih hepimizin tarihidir ve emperyalizmin üçüncü bunalım dönemi sona ermiştir reel sosyalizm yenilmiştir şimdi emperyalizmin dördüncü bunalım döneminin emperyalist üretim ilişkilerinin incelenip objektif ve sübjektif şartlarınn tahlilini yapacak teorisyenlere ihtiyaç vardır devrimciler ölür ama devrimler sürer hoşca kalın
çiçekçi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.Mayıs.2009, 15:19   #59
 
dava adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dava adamı
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 31.Temmuz.2008
Üye No: 11074
Mesajlar: 80
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

dev-eylem arkadasın bahsetteği dyliler marks öldü leninzm öldü ne zaman dedi ya bn hataılamyıorumda tartışma sürecindne özgürlükçü sosyalizm cıkmısken marks öldü kim diyebilir
______________________________________________________
VENCEREMOS KIRALIM ZİNCİRLERİMİZİ

YAŞASIN ÖZGÜRLÜKÇÜ SOSYALİZM

dava adamı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.Mayıs.2009, 12:46   #60
 
turaç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
turaç
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 19.Mayıs.2009
Üye No: 22116
Mesajlar: 272
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

Alıntı:
DEV GENÇ Nickli Üyeden Alıntı
öd partisi siyasi bir partidir devrimi yapabilmesi için iktidara gelmesi gerekir. öd partisi devrimi yaptı da sonra yeniden mi yapacak diye sorarlar adama.devrimci yol derginin ismidir örgütlendiği yerler halkevleridir halen de bu geçerlidir
Ya sen DEVRİMCİ YOLu hiç bilmiyorsun ya da ne dediğini bilmiyorsun.DEVRİMCİ YOL hiçbir zaman Halkevlerinde örgütlenmemiştir.Günümüzde Halkevi DEVRİMCİ YOLcu olduğunu söylüyor o ayrı konu.Ama 80 öncesinde DEVRİMCİ YOL eylemlere kendi pankartıyla çıkan,Fatsa'da sosyalizmi uygulayan,1980 sonrasında örgüt olarak yargılanan bir örgüttür.Adı da DEVRİMCİ YOLdur.
ÖDPnin bugün iktidar gibi bir kaygısı yoktur.ÖDPnin amacı daha çok insana ulaşmak ve her kesimden insanın hakkını savunmaktır.Ne meclis ne iktidar bunlardan daha öncelikli değildir.
______________________________________________________
MUHALEFET
turaç isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.Mayıs.2009, 13:59   #61
 
makaay2077 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
makaay2077
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 08.Ağustos.2007
Üye No: 1343
Mesajlar: 201
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
3 Mesajına 3 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

Alıntı:
dev-eylem Nickli Üyeden Alıntı
DY'nin önder kadrosu açısından yaşatılan zaafiyet, DY'nin bugün ki çizgisini belirlemiştir.

DY'nin 80 öncesi ile övünenler, DY'nin 90'ların başındaki duruşu hakkında ne gibi bir sorgulamaya gitmişlerdir örneğin. DY sovyetlerin geri düşüşü karşısında karşı-devrimci cephenin Sosyalizm öldü propagandasının sol taraftan yürütücüsü olmamış mıdır? Bugün "Mark Her Zaman Haklıydı" diyenler, 9O'ların başında "marksizm bitmiştir, leninizm ölmüştür" yakıştırmaları ile ideolojik savrulmanın hangi boyutunu yaşamışlardır?
O süreçte tartışılan mevzu sosyalizmi yoksa kapitalizm mi haklılığı değil Sosyalizmi nasıl kitleler için yeniden çekim merkezi yapılabilirdi.

Şurası açıktır ki Sovyetlerin çöküşü Dünya çapında Sosyalizmin yenilgisi oldu.işte tartışma süreçlerinde tartışılan konulardan birisi buydu.Otoriter,Bürokratik,yöneten yönetilen ayrımının yaşandığı,özgürlüklerin kısıtlandığı,burjuva demokrasisini bile gerisindeki sosyalizm pratikleri karşı-devrimcilerin ellerine yeterince koz vermişti.İşte Sovyetlerle birlikte iflas eden olgu budur.

Bütün olumsuzlukları dy nin önder kadrosuna yıkmışsın.Eğer dy nin önder kadrosu doğru idelojik-politik hat oluşturmasaydı dy o kitleselliğe ulaşamazdı.sistemin ve devrimci mücadelenin doğru tahlilleri,Solun o dönem yaşadığı savulmalardan uzak duruşu (çin-sovyet-aep kutuplaşması),örgütlenme anlaşıyı,örgüt içi demokratik yapısı (aşağıdan-yukarıya örgütlenişi) dev-yolun hakla sağlam ilişkiler kurmasını sağladı.

Tartışma süreçlerinde önder kadrolar diğerlerinin aksine tabanı da katarak bir tartışma süreci geçirdiler.Ha hataları yok mu tabiki vardı zaten bunları kendileri de söylüyorlar.
makaay2077 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.Mayıs.2009, 21:23   #62
 
dava adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dava adamı
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 31.Temmuz.2008
Üye No: 11074
Mesajlar: 80
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

su an ki ödp nin her kesimden insandan cok dev-yolun kopyası gibi görünmsi ilginç bu yüzdendirki ayrışma yaşanıyor zaten
______________________________________________________
VENCEREMOS KIRALIM ZİNCİRLERİMİZİ

YAŞASIN ÖZGÜRLÜKÇÜ SOSYALİZM

dava adamı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.Mayıs.2009, 23:47   #63
 
turaç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
turaç
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 19.Mayıs.2009
Üye No: 22116
Mesajlar: 272
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

PARTİNİN TANIMI
Madde 2:
Özgürlük ve Dayanışma Partisi tüm emekçilerin, ezilenlerin ve onlarla aynı saflarda yer almayı ve yeni bir dünya kurmayı isteyenlerin partisidir.

DEVRİMCİ YOL 80 öncesi tüm ezilenlerin sesi olmuştur.ÖDP de kurulduğu günden itibaren tüm ezilenlerin sesi olmayı hedeflemiştir.Kopyası derken bundan bahsediyorsan bunda ne sakınca var acaba?Kopyası dediğine göre ÖDP hedefine ulaştı demektir..Ne mutlu bizlere..Ama ben senin kadar iyimser olamayacağım.ÖDP hedefine doğru ilerlemektedir.
______________________________________________________
MUHALEFET
turaç isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31.Mayıs.2009, 00:24   #64
 
bora kara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
bora kara
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 25.Ekim.2008
Üye No: 14017
Mesajlar: 525
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

arkadaşlar forumda teknik birtakım sorunlarmı yaşandı.Bu sayfada yazdığım son yazım yok olmuş.
Son birkaç gündür forumdaki bazı sayfalara girerken zorlanıyordum,"yenile"butonuna birkaç kez basarak filan girebiliyordum.
selamlar
bora kara isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31.Mayıs.2009, 00:51   #65
 
bora kara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
bora kara
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 25.Ekim.2008
Üye No: 14017
Mesajlar: 525
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

DÜN-BUGÜN DİYALEKTİĞİ VE GEÇMİŞE DAİR ANALİZLER

Konumuza verdiğimiz bu başlık, okurlarımıza tanıdık gelecektir. Anımsanacak olursa, Emperyalizme Faşizme Karşı DEVRİMCİ HAREKET ismiyle çıkan dergilerimizin 11 ve 12. sayılarının orta sayfa konusu, aynı başlığı taşıyordu. Türkiye Devrimci Hareketi'nin bugünkü durumunu anlamak açısından, 1980 12 Eylül'ünü önceleyen süreci doğru değerlendirebilmek önemli bir ölçüdür. Ayrıca o günlere tanık olmamış genç kuşaklar için de bu tür çalışmalar önemli ve gereklidir. Subjektif nedenlerle dünü kendi aynalarında kırarak yansıtan ve bugünkü duruşlarına haklılık kazandırmak amacıyla “resmi tarih” yaratan kesimlerin yanıltıcı bilgilerine karşı da doğru bir tarih yorumunun gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle dönem dönem feneri geçmişe tutma ihtiyacı duyuyoruz/duyacağız. Bu çalışmamızı da soru-yanıt şeklinde hazırladık.

SORU: Aradan 23 yıl geçtikten sonra bugün 12 Eylül 1980'i daha doğru değerlendirebilmenin imkanları çoğalmıştır. Özellikle sol açısından 12 Eylül, neyin ifadesi oldu? Solun taşıdığı hangi eksikleri açığa çıkardı?

YANIT: 1970'li yılların ikinci yarısına damgasını vuran süreçte devrimciler, aktif ve etkili öznelerden biriydi. Kapitalizmin kendi iç şekillenmesinden, ilişkilerinden, yapısal niteliğinden kaynaklanan sorunlara, toplumsal muhalefet dinamiklerinin devrimci öncü ile buluşması gibi bir tehdit de eklenmiş ve o günü karakterize eden sosyal, siyasal, ekonomik sebeplerle Türkiye egemenleri, askeri faşist bir darbe tercihinde bulunmuşlardır.

Sistemi emperyalizmin talepleri doğrultusunda şekillendirmek üzere teşkilatlanan askeri diktatörlük; oldukça güçlü bir potansiyel kazanmış olan sistem karşıtı dalganın önünü kesmeyi, özellikle yön verici konumdaki devrimci yapıları yok etmeyi ve sindirilmiş bir toplum yaratmayı öncelikli hedefleri arasına aldı.



12 Eylül'ün en çok incelenen yanı, ekonomik boyutu oldu. Yani 12 Eylül'ü önceleyen süreçte tıkanan sermaye birikim modeli, sanayileşme modeli incelendi. Hatta bunun büyük oranda burjuva iktisatçılarca yapılan yorumunun ön plana çıktığı görüldü. Gerçekte ise, emperyalizmin uzun dönemli politikalarına denk düşecek tarzda tepeden tırnağa ekonominin şekillenmesinin yanında, buna uygun siyasal yapının yukarıdan aşağıya belirlenmesi süreci yaşandı. Kemalist dönemden kalan kalıntılardan, '61 Anayasası'nın o güne kadar sarkabilmiş kazanımlarına veya oligarşinin 12 Eylül öncesindeki kombinasyonundan kaynaklanan sıkıntılara kadar pek çok “engel” dışlanırken; süreç tekelci burjuvazinin özellikle emperyalizmle bütünleşmiş dar bir kesiminin talepleri doğrultusunda yönlendirildi. Ve buna direnme olasılığı olan bütün kurum ve kesimler boy hedefi yapıldı.

Sözünü ettiğimiz müdahale/saldırı 12 Eylül ile başlamış, ancak bugüne dek varlığını çeşitli biçimlerde sürdürmüştür. Örneğin bugün meclisten peş peşe geçirilmeye çalışılan yasalar da aynı çerçevede ele alınabilir. Yani emperyalist saldırılar varlığını sürdürüyor.

Sorumuza bağlı olarak 12 Eylül müdahalesine sebep olan bileşenler içerisinde özellikle toplumsal muhalefet ile ilintili olanı üzerinde durmak gerekirse; yetmişli yılların ikinci yarısında toplumsal muhalefetin hızla geliştiğini ve sistemi tehdit eder boyutlara ulaştığını söyleyebiliriz. Ancak burada dikkatle üzerinde durulması gereken nokta, potansiyel olarak sistemi tehdit eder boyutlara gelmekle, sistemi tehdit edebilecek bir nitelik kazanmanın aynı şeyler olmadığıdır. İçinde konum sarsılmasını, arayış ve tepkiyi barındıran söz konusu toplumsal kabarış; sistemi tehdit edebilecek bir potansiyeli gerçekten barındırıyordu. Ancak, yaşanan olaylar içerisinde yer alan kişiler dahil, sürecin böyle bir olgunluk düzeyine ulaşmadığını bugün rahatlıkla söyleyebiliriz. Yani o dönemde çok kısa sürede örgütlenen eylemlere yüzbinlerin katılmış olması, Türkiye çapındaki bazı eylemliliklere milyona yakın katılımların gerçekleşmiş olması, o günkü hareketin boyutları hakkında bir ölçü vermiş olsa da, nitelik yeterliliğinden söz etmek mümkün değildir.

Ülke genelini kapsayan çatışmalar başlangıçta antifaşist temelde basit boyutlarda eylemler olarak yansımış, ancak giderek devletin resmi güçleriyle karşılaşmayı ve onlara karşı mücadeleyi içerecek tarzda boyutlanmış ve daha iradi bir nitelik kazanmıştır. O boyutuyla sistemle çatışma olgusunu içerse de, sistemi tehdit edebilecek ve onun alternatifi bir yapılanma dayatabilecek bir niteliğe hiçbir zaman ulaşmamıştır. Dışarıdan bakanlarca veya kimi sol yapılar tarafından, genellikle öznel nedenlerle, o günkü sol potansiyelin, olduğundan daha güçlü gösterildiği/abartıldığı görülüyor. Aslında hareketlerin kısa erimli duruşlarına rağmen o gün ayaklanma beklentisi veya sistemi altüst edebilme inancı oldukça yaygındı.

12 Eylül öncesinde yaygın sol potansiyel, sadece yakın devrim hayallerini beslemekle kalmamış, aynı zamanda karşıdevrim güçleri tarafından bir şantaj, bir istismar unsuru olarak da kullanılmıştır. O günlerde A. Türkeş'in ağzından “Bu kış komünizm gelebilir” biçiminde yansıyan tehdit iktidar güçleri tarafından toplumda korku ve panik yaratarak teslim alma amaçlı olarak da gündemde tutulmuştur.

SORU: Mademki solun niteliği buydu ve iktidar tarafından biliniyordu; o halde 12 Eylül'ün sola müdahalesini nasıl açıklamak gerekiyor?

YANIT: Evet doğru, akla böyle bir soru gelebilir. Mevcut istihbaratıyla egemen güçler, solun durumunu biliyordu ve buna rağmen özellikle sol örgütlenmelerin üzerine şiddetle gidilmiş, yok edilmeye çalışılmıştı. Bunun sebebi, Türkiye'de devrimcilerin, mevcut eksikliklerine rağmen önemli başarılar sağlamış ve özgün nitelikte üretimlere damgasını vurmaya başlamış olmasıdır. Türkiye solu, dünyada sosyalist sistemin çöküşünü de içeren gelişmelerin ve tartışmaların içinde gelişti. Bu belki bir yanıyla da Çin-Sovyet kutuplaşması tarzında yansıdı ama, aslında sadece ona indirgenmemesi gerekiyor. Yani mevcut sosyalist sistemin kendi iç çelişmelerindeki zaaflar, Türkiyeli devrimciler tarafından görülebilmiş ve sorgulamaya alınabilmişti. Hatırlanacak olursa, sosyalizmin Sovyetler dahil, uygulamada olan biçiminin açmazları, zaafları ve bunun aşılabilmesinin yolları tartışma konularımız arasında yer almış; bu konuda küçümsenmeyecek üretimlerde bulunulabilmişti. Mesela, direniş komiteleri, iktidarın parça parça alınması, alternatif örgütlenmeler, yerel yönetimlere insiyatif verilmesi gibi olgular hep devrim sonrasında, Sovyetler'de karşılaşılan türden sorunların nasıl aşılabileceğinin nüvesini içeriyordu. İşte bu, sistem açısından bir tehdit kaynağıydı. Ve rahatlıkla söyleyebiliriz ki, sekteye uğramaması halinde dünyada Marksizm'in yaşadığı tıkanıklığı aşmaya aday bir gelişim seyri içindeydi. İşte yapılan müdahale, bu gelişimin önünün kesilmesine yönelikti.

1980 öncesi solun gelişim sürecine dair üzerinde durulması gereken bir diğer faktör de Çin-Sovyet kutuplaşmasıdır. Sürecin ilk etabında siyasal gelişmeler, Çin-Sovyet kutuplaşmasına hapsedilmişti. Buna belki de en çok sevinen karşıdevrim güçleri olmuştu. Ancak, o gün sürece doğru önermelerle müdahale eden Devrimci Hareket, süreci özellikle bir Çin-Sovyet kutuplaşmasından çıkarıp, faşizme karşı halkın direnişi mücadelesine çekerek doğru temelde gelişip güçlenmesine önderlik etti. Ve 1980'lere gelindiği zaman Devrimci Yol'un egemen kılmaya çalıştığı anlayış neredeyse bütün ülkeye yayılmıştı. Hemen bütün kesimler, Çin-Sovyet kutuplaşması üzerine oturmuş bir sol içi mücadeleyi yadsır/reddeder hale gelmişti.



12 Eylül'ün arifesinde sol hareket artık ülkenin hemen her köşesinde varlığını hissettirir boyutlara gelmiş, antifaşist mücadele sistemle mücadeleye evrilmiş ve çok geniş kitleleri kucaklayabilecek bir nitelik kazanmıştı. Bu durum genellikle niceliği tarif ediyor da olsa, güçlü niteliksel yapıda örgütlenmelere doğru da bir evrilme söz konusuydu. İşte 12 Eylül, bu evrilmeye ve yukarıda saydığımız niteliklere bir müdahale olarak gündeme geldi.

SORU: Türkiye'de solun 12 Eylül öncesinde, amaçlanan niteliğe ulaşamamış olmasının nedenleri nedir?

YANIT: Türkiye'de sol, güçlü bir mücadele geleneğine ve köklü bir örgütsel geçmişe sahip değil. TKP gibi oldukça eskiye dayanan bir örgütlenme deneyimi olmakla birlikte, bu örgütlenmenin Türkiye'deki solun en geniş kitleleri kucaklayabilir hale geldiği dönemlerde bile, çok dar bir kadro hareketi olmaktan öteye geçemediği; özellikle işçi sınıfı içerisinde sendika yönetimlerini ele geçirmenin ötesinde geniş bir potansiyele sahip olamadığı biliniyor. Bu durum, TKP'nin kendi hatalarından ve yanlış bakış açısından kaynaklanıyordu.

TKP'yi dışta tutarsak, Türkiye solunun köklü bir mücadele ve örgütlenme geleneğinin olmadığını söyleyebiliriz. 1968-70'lerde oluşan deneyim ise Kızıldere katliamı ve tutsaklık süreci ile beraber kesintiye uğramış ve ancak 1974'ten sonra; deneyimlerin aktarılabildiği, örgütlenme için ön adımların atıldığı bir süreç başlatılabilmiştir.


1974 sonrası sürecin en belirgin özelliklerinden biri, yukarıda da belirttiğimiz gibi Çin-Sovyet kutuplaşması olmuştur. Mevcut siyasal hareketler içerisinde bir Çin yanlısı bir de Sovyet yanlısı versiyon ortaya çıktı. Dolayısıyla mücadele, bunlar arasında bir çatışmaya hapsedildi. Hatta bunu sistemin de körüklediğini söyleyebiliriz. Çünkü böyle bir olgunun, mücadeleyi gerçek zemininden uzaklaştıracağını onlar da iyi biliyordu. Örneğin Doğu Perinçek'in, böyle bir yönlendirme için gönüllü özne olmuş olabileceğini söylemek hiç de abartılı olmaz. Böyle bir süreç içerisinde devrimci düşünce, önce varolanın eleştirisini yaparak, felsefi düzeyde gelişti. Ama bu sorunun devrimci tarzda aşılması, yani bu konuda modern revizyonizmin eleştirisine ilişkin tezlerin/düşüncelerin devrimci saflarda netleşmesi 1976-77'yi buldu. Aynı şekilde, siyasal pratiğin örgütlenmesindeki temel konularda, siyasal tavır alışa ilişkin devrimci mücadele biçimleri konusunda da bir tartışma ve netleşme sürecine ihtiyaç duyuldu.

Köklü bir deneyimin olmaması ve bir yenilgi sürecinden geçilmiş olması sebebiyle, pek çok şey tartışma konusu ediliyor; yenilgiden çıkarılması gereken derslerden, mücadele ve örgütlenme biçimine kadar farklılaşmalar ve ayrışmalar gündeme geliyordu. Kimisi mücadelenin aynı biçimde devamında (tekrarında) ısrarcı olurken, kimisi de modern revizyonizme, sosyal emperyalizme karşı mücadeleyi savunuyordu. Gerçekte ise siyasal pratiğin, canlı hayatın değerlendirilmesine ve farklı bir çıkışa ihtiyaç vardı. Çatışmanın özü doğru değerlendirilmeli ve buna uygun yöntem ve araçlarla müdahale edilmeliydi. Tabii bu zaman aldı ve ancak 1976'da “Süreç, faşist saldırılara karşı antifaşist mücadele temelinde gelişecek bir mücadele doğrultusunda yükselecektir.” tarzında bir belirleme yapıldı. Ne var ki bu belirlemenin geniş kitlelerde karşılık bulması 78-79'larda gerçekleşebildi. Çünkü Devrimci Hareket, bu dönemde hemen her şeyi, siyasal pratiğin içinde, “yaparak” öğrenmek zorunda kaldı; tekrarlanabilecek, aktarılabilecek önemli düzeyde bir birikim/deneyim yoktu. Bu gerçekler bilinerek bakıldığında; Marksist temelde bir örgütlenme için bir siyasal hareketin teorik temellerinden siyasi bir tavır alışına, örgütlenme ve mücadele biçimlerine kadar hemen her şeyin netleşebileceği bir hazırlık dönemi için; yani çok kalıcı, uzun erimli örgütlenmeler yaratabilmek için 5-6 yıl, çok kısa bir süredir. Latin Amerika'da mücadelenin sürekliliği içerisinde bugüne gelmiş 100 yıllık örgütler var. Bizde ise bu, çok kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleşti.

Sürece olumsuz etkide bulunan gelişmelerden biri de Sovyetler'de çökmeye yüz tutmuş olan sistemdir. Afganistan müdahalesiyle ilgili olarak ve sonrasında yazılan yazılarda bunu rahatlıkla gözlemek mümkündür. Sovyetlerden yansıyan bu durum, yani Leninist örgütlenmenin anavatanından gelen çöküntü haberleri, Türkiye'de Leninist tarzda bir örgütlenme oluşturma çabaları üzerinde olumsuz etkide bulundu; ideolojik belirsizliğin aşılması, netleşme zaman aldı. Tabii her şeye rağmen belirleyici olan, ülkedeki sınıflar mücadelesinin dayattığı örgüt biçimi oldu.

1980 başlarına gelindiği zaman, 24 Ocak kararları, generallerin açıklamaları, vb. nedenlerle darbenin ayak sesleri duyulur olmuştu. Bu süreçte Devrimci Hareketin çok daha kalıcı, dar, yenilenmiş bir örgütlenme modelini hedeflediği görülüyor. Bir yanıyla, böyle bir iradi müdahale için geç kalınmış izlenimi doğuyor; ancak süreç dikkatle incelendiğinde bunu tercihen değil, mecburen böyle olduğu görülür. Belirsizliklerin aşılması, netleşme, vb. sorunlar dışında bir de kadro sorunu vardı. Böylesine genç bir hareketle kalıcı ve uzun erimli örgütlenme için gerekli kadroların yetişmesi doğal olarak zaman alıyor. Ayrıca, Devrimci Hareket'in önderlerinin ve nitelikli kadrolarının mücadelenin ön saflarında yer alması gibi bir tercihe sahip olması, mücadele içerisinde önderlerini yitirmek gibi bir sorunu beraberinde getirdi. O süreçte en iyi kadroların çatışmalarda kaybedildiği görülür.

Devrimci Hareket'in o günkü biçimlenişi, yapılanışı için; netleşme ve kadrolaşma eksiğinin yanında heterojen bir bileşimden de söz etmek mümkün. Yani çok nitelikli devrimci kadrolarla, gelenekçi/pasifist unsurların iç içe bulunduğu, süreç içinde yaşanması gereken netleşmenin, önder kadroların yitirilmesi oranında, ilerde tasfiyeciliğin başını çekecek unsurlar lehine bir durumun doğurduğunu, süreç içerisinde statükocu/gelenekçi kesimlerin insiyatifi ele geçirdiğini söyleyebiliriz. Bugün kamuoyu önüne kamuflajsız biçimde çıkan kişilerin sergiledikleri performansın (her açıdan), 1980 öncesinde mücadeleye önderlik edip şehit düşen kadroların performansının yanında ne denli kısır kaldığı görüldükçe; 12 Eylül öncesinde kimlerin önder olduğu ve hareketi kimlerin sırtladığı daha iyi anlaşılıyor.

SORU: Özellikle, 90'lı yıllarda yaşanan yol ayrımı sonrasında, Devrimci Yol geleneğine/kültürüne yakışmayan tarzda birilerinin; dergilerdeki fikirlerin üreticisi ve hatta hareketin sahibi gibi davranmaya başladığını gördük. Devrimci Yol'un yazılı ürünleri, siyasal pratikten bağımsız olarak, birilerini zihninde mi oluştu? Ayrıca Devrimci Yol'da önderlik sıfatı kime aittir; bu nasıl oluşur; bu sıfatı hakketmek için ne yapmış olmak gerekiyor?

YANIT: Devrimci Yol, Türkiye siyasal gerçeğinin üzerine oturan ve çok farklı kesimleri kucaklayabilen bir hareketti. Türkiye'nin en entelektüel çevreleri, bizimle beraber hareket ediyordu. Örneğin Birikim çevresi, siyasal düzeyde bizimle beraber olmamakla birlikte, bizim tartışmalarımızın ortasındaydı. Ayrıca, Türkiye'nin en aydın kesimi; mühendisler, mimarlar, doktorlar, öğretmenler, sanatçılar, vb. ile doğrudan organik bağlar kurulmuş; demokratik kitle örgütlerinin hemen tümünde önemli bir ağırlığa, belirleyiciliğe ulaşılmıştı. Öğrenci kesiminde çok güçlü bağlar ve yaygın örgütlenmeler vardı. İşte Devrimci Yol'da önderlik; bilim çevrelerinden sanatçılara kadar uzanan ve yaşamın her alanına müdahale kabiliyeti kazanmış olan bu canlı, dinamik ilişkilerin beslediği, karşılıklı ilişkilenme içinde olduğu bir olgudur.

Devrimci deneyim ve birikimin ortaya koyduğu bir gerçektir; önderler, hareketler tarafından yaratılır. Devrimci Yol'da da yönverici kadroların doğru karar almalarına doğru önermelerde bulunmalarına yol açan, onlara o güçlü olanağı tanıyan örgütlü yapıdır. Bilim çevrelerinden de pratik yaşamın içinden de sürekli olarak bir bilgi akışı vardı. Toplumun bu canlı, dinamik kesimi ile diyalog kurabilmeyi başarmak, Devrimci Yol'un farklılıklarından biriydi. Ve birilerinin doğru şeyler yazmalarını sağlayan da Devrimci Yol'un bu niteliği idi. Temel teorik tezlerin oluşumunda bütünlüklü bir çaba söz konusu idi.Yaşamın hemen her alanından aktarılan deneyimler ve gelen öneriler; kollektif dar bir çevrede tartışılıyor, sonra o tartışmanın ürünü kaleme alınıyor, redaksiyonu yapılıyor ve tekrar tartışılıyordu. Sonunda da daha geniş bir çerçevede tartışmaya açılıyordu. O dönemin en önemli özelliği bu demokratik işleyişti. Yani Devrimci Yol'un teorik mirasını oluşturan yazılar ciddi yazılardı ve birilerinin zihninden dergiye aktarılan kişisel ürünler değildi. Mesela Direniş Komiteleri, anımsayabildiğimiz kadarıyla ilk defa Elazığ'da ortaya çıktı. Çatışmaların yoğunlaşması ile beraber bütün siyasal yoğunluklar faşistlere karşı beraber, omuz omuza dövüşmeye başladı. Yani antifaşist mücadelede bütün halk güçlerinin birliği düşüncesi fiilen ortaya çıktı. Ev ev, sokak sokak örgütlenmek; farklı bir yaşama biçimini ve yönetim anlayışını hayata geçirmek; pratikte öğrenilen ve orada mücadelenin özneleri tarafından hayata geçirilen bir tarzdı. Ve pratikten elde edilen sonuçlar yazılı ürünler haline getirilerek, bu, vb. deneyimlerin tüm ülkeye yayılması sağlandı.

Bugün, dünkü ürünlerin sahibi olarak kendilerini gösterenler, o ürünleri tasfiye hakkını da kendilerinde görüyor. Dünü referans alarak geliştirilen örgütlenmeler karşısında endişe ve hırçınlık duyabiliyor. Ancak bugün artık “takke düşmüş, kel görünmüştür”. Kendilerine uzatılan bir mikrofona, çok somut güncel bir konuda dahi söyleyecek iki cümlesi olmayanlar, dünü üretmiş olamazlar. O üretim, boylarını da çaplarını da aşıyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Devrimci Yol'un isimsiz önderleri çoktu ve önderlik nitelikleri gereği kavganın bizzat içinde yer almışlardır. Devrimci Yol'u Devrimci Yol yapan Nizamettin Orhangazi, Behçet Dinlerer, Necdet Erdoğan Bozkurt, Gökalp Çiftçi, vb. şehit önderlerdir.

Siyasal pratik içerisinde, çatışmalarda veya faşist saldırılarda önder kadroların yitirilmesine ek olarak, 12 Eylül sonrasında Güney'deki tartışmalarda despotça bir tutum takınılmış ve karşı duranların tasfiye edilmiş olması; hareket içerisinde, farklı çözümler sunabilme yeteneği olmayan ve direnme eğilimi bulunmayan kesimlerin öne çıkmasını beraberinde getirmiştir. Aslında, 90lı yıllardaki Tartışma Süreci'nde de benzer bir durumun olduğunu söyleyebiliriz. Yani Tartışma Süreci, örgütleniş biçimi ve özü itibariyle, gerçekten birtakım sorulara yanıt oluşturan bir çaba değil, tasfiye için gerekli olan maddi ve ruhsal zeminin olgunlaşmasını hazırlayan, tasarlanmış bir çaba olarak gündeme geldi.

Devrimci Yol'da pratiği örgütleyen nitelikli kadroların sayıca çokluğu ve örgütlülüğün yaygınlık boyutu, tasfiye sürecinin de uzun ve zorlu geçmesine sebep olmuştur. Özellikle 12 Eylül sonrasında daha önceki yayınlarımızda da belirttiğimiz gibi tasfiye için her yol denenmiş, dağdaki gerilla örgütlenmesi, devrimcilik dışı hemen her yöntem mubah görülerek, maddi ve ruhsal kaynakları kesilerek geriye dönüşü ve sonuçta dağılması sağlanmıştır. Aslında bu bağlamda Devrimci Yol, düşman karşısında askeri bir yenilgi almamış, içsel saldırılarla dağılmıştır.

Biliyoruz, Devrimci Yol'un özünü gizleyip onu konjonktürel bir hareket olarak yansıtan, onun sahibi gibi davranan ve bugün artık kendi subjektif konumu sebebiyle Devrimci Yol'u tarihe gömmek isteyen kesimler (kişiler), Devrimci Yol'un, öldürülemez nitelikte tekrar karşılarında boy vermesinden rahatsız olacak, hırçınlaşacaktır. Ama bu, Devrimci Yol'un daha iyi anlaşılmasını sağlarken, o şahsiyetlerin yüzünü açığa çıkarmaya yarayacaktır.

Bugün birilerinin ortalıkta Devrimci Yol'un sahibi gibi dolanmasına, “Devrimci Yol'u ben yazdım ben silerim” dercesine kendinde müdahale hakkı görmesine belki gülüp geçmek gerekiyor. Devrimcilerin mirasındaki çokluk, gereği yerine getirilebiliyorsa, bizi sevindirir. Ancak yine de bu sahiplenme için, vaktinde çeşitli fırsatlar olduğunu, sınav ortamları oluştuğunu; o sınavlardan kimin tarih karşısında ve halkların nezdinde nasıl bir not aldığını anımsatma ihtiyacı duyuyoruz.

SORU: 12 Eylül öncesinde solun bu denli kitleselleşebilmiş olmasının nedeni nedir?

YANIT: Aslında Türkiye genelini ölçü alacaksak, solun değil, Devrimci Yol'un kitleselleşmesinden söz etmek gerekiyor. Çünkü genelde sol yapıların çok güçlü bir kitleselleşmeye ulaştığı söylenemez. Mesela TKP, çok köklü bir hareket olmasına rağmen ve elverişli koşullar bulunduğu halde olması gereken düzeyde bir kitlesellik oluşturamamıştır. Kurtuluş, Halkın Kurtuluşu, vb. örgütlenmeler de kimi bölgelerle sınırlı bir kitleselliğe ulaşmıştır. Bu da genellikle, devrimci mücadelenin gereklerini yerine getirebildikleri yerlerde olmuştur. Yani o merkezi yapıdaki geleneksel duruşun ötesinde, siyasal pratiğin dayatmış olduğu görevleri birimlerdeki insanlar yerine getirebildiği oranda bir kitleselleşme sağlandı. Öyleyse 1980 öncesinde Türkiye'deki solun güçlenmesindeki birinci neden, mücadele çizgisinin hangi eksende gelişeceğinin çok iyi gözlenmiş olmasıdır. Ve özellikle bu tespiti yapan Devrimci Hareket'in sola bunu zamanla maletmesi, yani antifaşist mücadele ekseninde gelişecek bir mücadele hattına çekmiş olmasıdır.

Dikkat edilirse, mücadeleyi 70'lerdeki gibi antiemperyalist temelde vur-kaç eylemleriyle sürdürmeye çalışan yapıların hiçbiri kitleselleşememiş, çok dar bir çerçevede kalmıştı. Demek ki sorun, o dönemde doğru noktada bir çözüm önerebilmekte yatıyordu.
Türkiye'nin tarihsel gelişimi içerisinde bir geçiş toplumu olması da kitleselleşme sebepleri arasında sayılabilir. Feodalizmin hızla çözülmesi sonrasında kente göç eden; ama kent yaşamıyla uzlaşamayan, bütünleşemeyen kesimlerde radikalleşme eğilimi ağırlık kazandı. Kırsal alanda yaşanan kapitalistleşmenin sonucu ortaya çıkan işsizlik insanları kararsızlaştırıp hızla uç noktada siyasal tavır alışlara itti. Ancak kitleselleşmeyi salt buna bağlamak doğru değildir. Eğer öyle olsaydı, bütün sol hareketlerin benzer biçimde güçlenmesi gerekiyordu. Veya aynı şey bugün de olabilmeliydi. Örneğin bugün de konumu hızlı bir şekilde sarsılan kesimler olmakta, orta sınıflar büyük oranda yok olmakta, ama böyle bir dinamizm yaşanmamaktadır. Demek ki sosyoekonomik nedenlere ek olarak devrimcilerin sürece çok doğru politik tespitlerle müdahale edebilmiş olması kitleselleşmeyi sağlamıştır. Ve öyle sanıyoruz ki dünyada bu kadar kısa sürede böylesine kitleselleşebilen bir başka devrimci yapı yoktur.

SORU: Daha önce çeşitli vesilelerle ÖDP'nin yazı konusu yapıldığını biliyoruz. Ancak geçmişe dönüp özellikle tasfiyeciliğe, değer erozyonuna vurgu yaptığımız bu çalışma bağlamında tekrar soruyoruz; ÖDP'yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

YANIT: Geçmişte aynı mücadele zemininde bulunup bugün farklı tercihlerde bulunan kişi veya yapılara yönelik olarak yaptığımız değerlendirmeler/eleştiriler kimi dostlarımız tarafından yanlış anlaşılmakta ve sanki mücadelenin değil de bizim ihtiyacımızmış gibi algılanmakta ve bir çeşit didişme sayılmaktadır. Bu, eleştiri konusu yaptığımız yapıların niteliğinin ve özellikle sebep oldukları tahribatın yeterince anlaşılamamış olmasının ürünüdür. Hatta biz, eğer eleştirileceksek, ÖDP'ye yönelik yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan dolayı eleştirilmeliyiz. Bu konuda yer yer geri durmamızın (muhatap almamamızın) sebebi, 1997'de çıkan ilk sayımızda da belirttiğimiz gibi “ÖDP'nin antisi, karşıtı, ona göre şekilleneni” olarak algılanabilecek olma kaygısıdır.

Gerçekten kimi dostlarımızın da belirttiği gibi ÖDP'nin yüzü büyük oranda açığa çıkmıştır. Ancak yine de biz ÖDP'nin tam olarak işlevinin ne olduğu, sebep olduğu tahribatın boyutu vb. açıdan henüz yeterince anlaşılmadığını, kimi iyi niyetli kişi veya çevrelerce “ailenin bir parçası” bağlamında hala hoşgörüldüğünü düşünüyoruz. İnanıyoruz ki ÖDP'nin nasıl bir tasfiye hareketi olduğu ve bunun bilerek ve isteyerek yapıldığı yeterince kavrandığında; bunu ilk günden beri gören/sezen bizlere, neden daha gürültülü biçimde karşı çıkmadığımıza, sert tutumlar almadığımıza dair eleştiri yöneltenlerin sayısı çok daha fazla olacaktır.

Tabii mesele sertlik, yumuşaklık meselesi değil. Bizler, farklı bir hareketiz. Kendimize ait bağımsız bir programımız var. ÖDP'yi kendimize bir uğraş öznesi yapamazdık. Ancak, 25 sayılık dergi arşivimiz incelendiğinde, vaktinde ve gerekli biçimlerde sol kamuoyunu uyardığımız, yeterli ve gerekli oranda yer verdiğimiz görülecektir. Ve eğer bu tasfiye sürecinin sorumlularından hesap sorulacaksa, bunun salt bizim sorunumuz olmadığını, hatta öncelikle gönülleri ve beyinleri çelmelenen, beklentileri istismar edilerek bugün ÖDP'nin mağduru haline gelen binlerce insana bu konuda görev düştüğünü düşünüyoruz.

Tüm solu toparlama, gökkuşağı projesi oluşturma, farklılıkların birbirine nasıl aynı çatı altında tahammül edebildiğini kanıtlama/gösterme iddialarıyla yola çıkan ÖDP'de bugün, bu spastik projenin baş sorumluları ve onların homojen çevresi kalmıştır. Bir miktar TKP'li ile hala yoldaş kalabilmeyi hazmetmeleri, arada herhangi bir farkın kalmamış olması ile ilintilidir.

Bugün hala, yer yer Devrimci Yol'un anılması, istismar amaçlıdır ve genellikle kişisel ihtiyaçlara hizmet etmektedir. Dün Devrimci Yol'un en önemli dinamiklerinden biri olan; politika üretme mekanizmalarının aşağıdan yukarıya ortaya çıkışı süreci, başlangıçta bolca yapılan örgüt içi demokrasi edebiyatına rağmen, bütünüyle yadsınmış ve ortaya, alabildiğine despot, katı merkezi bir yapı; onların diliyle söylersek, “şeflik örgütlenmesi” çıkmıştır. Eleştiri getirenlere, “sen de kim oluyorsun?” diyebilen tarzdaki zihniyetin, “ufak olsun benim olsun” darlığına hapsedilmiş olan ilişkiler; artık, salt birilerinin konumunu korumasına hizmet eden; biçimsiz, kimliksiz ve kişiliksiz bir hal almıştır. Dönem dönem bize kadar uzanan hırçınlıkların sebebi budur. Gerçekte demokrasiyi, devrimciliği içselleştirmiş, ihtiraslarını yenmiş kişilerde bu tür tutumlara rastlanmaz.

SORU: Bugün artık çok daha net görülmektedir ki emperyalizm, sosyalizme ve devrimciliğe dair ne varsa dünya ölçeğinde tasfiye edebilmek için her yola başvurmakta, bunun için hemen her ülkede gönüllü veya dolaylı tasfiyeciler yaratmakta ve dünden bugüne uzanan deneyimler-değerler zincirini koparmak için, taşıyıcı konumdaki kuşağı etkisizleştirmeye büyük önem vermektedir. Türkiye'de ÖDP'nin üstlendiği rol, emperyalizmin bu amacı ile ne denli ilintilidir; bir kuşağın öldürülmesi (ideolojik olarak) ve kuşak kopmasının sağlanması işinin bizzat ÖDP tarafından gerçekleştirildiğini söyleyebilir miyiz?

YANIT: Bugün ortaya çıkan sonuca bakıldığında çok daha net görüldüğü gibi, Türkiye'de emperyalizmin temenni ettiği gelenek kopması ÖDP kurmaylarınca yerine getirilmiş; ÖDP, böyle bir amaç için adeta bir infaz ekibi gibi çalışmıştır. Kuşak kopması yaratmak için Arjantin'de olduğu gibi devrimcileri uçaklara bindirip uyuşturulmuş halde okyanusa atmak, idam etmek veya kurşuna dizmek şart değildir. Bunun için ideolojik ölüm de bir yöntemdir ve son yıllarda bu, özellikle tercih edilmektedir.

Sözünü ettiğimiz kuşak kopması sıradan bir olgu değildir. Bunun önemini emperyalizm çok iyi kavramış durumda; biz de bu önemin ayırdında olmak durumundayız. Çünkü bir siyasal hareket salt yazılanlarla-çizilenlerle değil; insan ilişkileriyle, bu ilişkilere bakışıyla , kültürüyle, yaşattığı bütün değerlerle bir harekettir. Siyasetler, salt yazılı ürünlerle geleceğe taşınamaz. Devrimci Yol, en sıradan ilişkilerden, en organik ilişkilere kadar bir alternatifti. Yaşamın her alanında, sistemin dayattığı normlara karşı durulmuş; özlemlerin, umutların, geleceğin içerildiği normlarda ısrarcı olunmuştur. O kopuştan sonra bugün gelinen noktada insanlar yine boşluğa düşürülmüş; umutsuzluk, değersizlik, hiçlik yaygınlaşmıştır.

Bugün insanların feodal değerlere öykünmeye başlaması; sistemin dayatmış olduğu yoz, bireyci ilişkiler yerine geçmişteki feodal değerlere, feodal dayanışma geleneklerine sahip çıkması; bir çeşit zorunluluğun, alternatif sorununun dışavurumudur. Geçmişte biz, hem feodal değerleri aşmayı hem de burjuvazinin bize dayatmış olduğu değerleri reddederek alternatif bir yaşama dair normlar bütünü oluşturmayı başarabilmiştik. Bu, Devrimci Yol'un niteliksel farkıydı. İşte bu gelenek öldürülüp, bir nesil kopuşu sağlandığında, üretilmiş o değerler bugüne taşınamadı. Son 20 yıla baktığımızda, o değerlerin ilk önce, bugün sahibi gibi davrananlarca terkedildiğini, “taban”da ise uzun süre korunduğunu gördük. Yukarıdan aşağı iradi biçimde gerçekleştirilen erozyona rağmen, Devrimci Yol kültürü almış kesimlerde bu değerlerin uzun süre yaşatılmaya çalışılmış olması, kimin neyi ne derece sindirmiş olduğunun da göstergesidir.

Türkiye'deki kuşak kopmasının öneminin anlaşılması, dünya ölçeğinde sosyalizme dair gerçekleştirilen kopuşun anlaşılmasından geçiyor. Dünya'da bir dönem gerçekten çok güzel şeyler yaratıldı. Ve bugün onların kalıntıları dahi büyük önem taşıyor. Bu çerçevede, dünden bugüne devamlılık bizim için bu denli önemli idiyse, birileri içinde o zinciri koparmak çok önemliydi.

Bilinir ki, herhangi bir kuşak kopuşunun sağlanması, bireysel olarak hiç kimseye, hiçbir gruba, düşünce sistematiği ne olursa olsun hiçbir bireye çıkar sağlamaz. Bunun ancak, sola bir bütün olarak düşman olan, solun başarılarına hiçbir zaman tahammül edemeyen, onu mutlaka engellemesi gereken birilerine yararı olur. Öyleyse, böyle bir kuşak kopmasının yaratılmasında kesinlikle emperyalizmin müdahalesi vardır. Başka türlüsü mümkün değildir. Çünkü, bir siyasal yapıya bu kadar kötülüğü hiçbir birey, birey olarak kendi başına yapamaz. Bu nedenle, bunun arkasında mutlaka emperyalizm gibi çok büyük örgütlü bir gücün aranması gerekiyor. “Çok büyük örgütlü bir güç” derken; her yere her biçimde girebilen, uzanabilen; olanaklara, araçlara, mekanizmalara sahip olabilen bir gücü kastediyoruz.


80 sonrasında ülkemizdeki istihbarat örgütlerinin, sol yapılar içerisine yeteri kadar sızamamış olmaktan yakındıkları, özeleştiri verdikleri bilinir. Ve herhalde daha sonra ilk yaptıkları şey, bu eksikliği çeşitli biçimlerde telafi etmek olmuştur. Biz, bunun sonuçlarıyla, doğrudan veya dolaylı etkileriyle 1981-82'lerde karşılaşmaya başladık. O günkü süreçte bilinçli, örgütlü tahribat şu biçimlerde gözlendi:

* İdeolojik kimliğin bulanıklaştırılması ve giderek yok edilmesi.
* Örgütsel yapı sekterlik boyutuna vardırılarak, insanların önce örgütlü ilişkilerden soğutulması, sonra da örgütlü ilişkilerin dağıtılması.
* Oldukça uzun erimli bir dönemde, her türlü örgütlü ilişkinin, bireyin özgürlüğünü kısıtlayıcı, özgür gelişimini köstekleyici olduğu vurgulanarak, örgütsüzlük vaazedilerek bir geleneğin öldürülmesi.


Yıllar sonra Tartışma Süreci'nde insanlara, “örgütlü ilişki olarak değil, birey olarak gelin” dendi. Hatta, böyle bir süreci başlatmak için “mevcut tüm örgütlülüklerin dağıtılması” şart koşulmuştu. Biz meseleyi salt geleneklere indirgemiyoruz. Ama o kültürün taşıyıcılarını etkisizleştirmek, değerler zincirindeki sürekliliği koparmaktır. Hedefe konan şey, Devrimci Yol'dan kalan mirastı. Ve mümkün olduğunca herkes “birey”e dönüştürülerek o sürece nokta konmak istendi. 1982'de nasıl, iradi olarak (tasarlayarak) Devrimci Yol'un özünü kavramış kadrolar tasfiye edilmek istendiyse; 1990lı yıllardaki Tartışma Süreci'nde de aynı şey programlı biçimde yapıldı. O güne dek ayakta kalabilmiş, kendini/değerlerini koruyabilmiş ilişkiler ya dağıtıldı ya da sürecin dışında tutuldu. “Birey olarak gelin” derken; amaç, örgütlülüğü sıfırlamaktı. Nitekim, sürecin ortaya çıkardığı ÖDP de hiçbir zaman örgütlülüğü savunmadı; tersine, birey olmayı ön planda tuttu. Sadece düdük öttüğü zaman alanlara gelecek; ÖDP'nin çağrısıyla alanlarda toplanacak; ama, düdük olmayınca bir keyfiyet hali sürecek; alabildiğine esnek, yumuşak, gevşek ve hatta şekilsiz ilişkiler üzerine oturmuş bir örgütlülük (gerçekte örgütsüzlük) savunulmuştur.

ÖDP'nin oluşumunda kurucularının subjektif konumları dışında, dışsal hangi faktörün ne denli etkili olduğunu, hangi yönlendirmenin hangi ihtiyaçla örtüştüğünü ayrıntılı biçimde bilemiyor olsak da, ortaya çıkan eserin, emperyalizmin dünya ölçeğinde sola yönelik tasfiye operasyonunu tamamlar, ona hizmet eder bir nitelik taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

1980 sonrasında, gelişebilecek örgütlü ve etkili karşı duruşların Cunta tarafından farklı biçimlerde tehdit ve misillemelerle karşılanabileceğine dair somut verilerin olduğu da bilinmektedir. Nitekim daha sonra bu durum generallerce açıkça dile getirilmiş; kendilerine yönelik bir saldırı karşısında tutsakları bir çeşit rehine gibi gördüklerini ifade etmişlerdir. Hatta süreç ve dinamikleri hakkında yeterli bilgiye sahip olanlar, 1984'te Hıdır ve İlyas'ın idamının, tesadüfi bir seçim olmadığını rahatlıkla görebilir. Çünkü o dönemde dışarıda oldukça güçlü bir yapı vardı. Ve bunun politik olarak nerelere varabileceği biliniyordu. İşte Hıdır ve İlyas yoldaşın idamı, böyle bir gelişmenin önünü almanın mekanizmalarından biriydi. Hiçbir yasal dayanağı olmayan alelacele yargılamalarla mahkeme sonuçlandı ve idamlar gerçekleşti. Bu, o gün Türkiye genelinde farklı düzeyde politika yapabilme araçlarına sahip bir yapılanmaya karşı mesaj özelliği taşıyordu. Dağlarda 10 bine yakın insan vardı. Bu boyuttaki bir askeri örgütlenme çok şey yapabilme güç ve imkanlarına sahipti. Ve bu durum, idama karar verenler tarafından çok iyi biliniyordu. Hıdırların bir diğer özelliği, içerde kendilerinin zarara uğrayabilme olasılığı karşısında dışarıda mücadeleyi frenleme yoluna gitmemiş olmalarıdır.

Bilinir ki kişi, artık dünkü misyonunun kendisine yüklediği sorumlulukları göğüsleyemeyecek, onun altından kalkamayacak duruma düşerse, tasfiyeciliğe yönelebilir. Hatta tasfiyecilik, bir ihtiyaç haline gelebilir. Bu da çok yaygın biçimde insanların subjektif konumlarına uygun olarak siyaset yaptıklarının bir göstergesidir. Biz kimseye işbirlikçi, ajan, vs. demiyoruz. Ancak, gönüllü tasfiyeci olmak için çeşitli nedenlerin olabileceğini biliyoruz. Sisteme şu veya bu yoldan dönme eğiliminin belirdiği durumlarda sistem, kişinin subjektif konumu üzerinde etkili olmaya başlar. Devrimci coşku yitirildiği oranda, onun yerini sisteme dair beklenti ve heyecanlar alır. Kişi, böyle bir ruhsal durumda, devrimci bir yapılanmanın doğuracağı sonuçları göğüsleyemez. Hatırlanacak olursa, ÖDP'yi önceleyen süreçte “insanlar bir 10 yıl daha yatmak istemiyor” deniyordu. İşte ÖDP, tam da bu subjektif konuma denk düşen bir örgütlenmeydi. Devrimci Hareket Dergisi sy.12
bora kara isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31.Mayıs.2009, 10:19   #66
 
_funda_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
_funda_
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 04.Eylül.2008
Üye No: 12220
Mesajlar: 8
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

yenidencilere bir sorum var

hıdır aslanlar mineler özençler savaşırken oğuzhan müftüoğlu "biz siyasi dergiyiz" demiştir. bunu açıklar mısınız
_funda_ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31.Mayıs.2009, 13:19   #67
 
panxi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
panxi
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 26.Temmuz.2007
Üye No: 771
Mesajlar: 117
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

Alıntı:
turaç Nickli Üyeden Alıntı
Ya sen DEVRİMCİ YOLu hiç bilmiyorsun ya da ne dediğini bilmiyorsun.DEVRİMCİ YOL hiçbir zaman Halkevlerinde örgütlenmemiştir.Günümüzde Halkevi DEVRİMCİ YOLcu olduğunu söylüyor o ayrı konu.Ama 80 öncesinde DEVRİMCİ YOL eylemlere kendi pankartıyla çıkan,Fatsa'da sosyalizmi uygulayan,1980 sonrasında örgüt olarak yargılanan bir örgüttür.Adı da DEVRİMCİ YOLdur.
ÖDPnin bugün iktidar gibi bir kaygısı yoktur.ÖDPnin amacı daha çok insana ulaşmak ve her kesimden insanın hakkını savunmaktır.Ne meclis ne iktidar bunlardan daha öncelikli değildir.
o sizin pek sevgili abileriniz size tarihi yanlış aksetiyor galiba devrimci yolcular 80 öncesine ve daha sonra 80 sonrasında halkevlerinin yeniden açılması sürecinde aktif olarak yer almıştır
80 öncesinde halkevleri karadenizde köylere kadar girmiştir bunun tek öncüsü devrimci yol olmuştur tabiki oratda bir örgüt vardır örgütümüz kendi pankartını açmıştır ama örgütün eylemlerinde halkevi pankartlarıda açılmıştır
ben bu çarpıtmayı neden yapıyosunuz anlamıyorum galiba bugünkü halkevilerden kaynaklanıyor
abileriniz 80 sonrası tasfiye rüzgarına katılmışken devrimci gençlik bunun karşısında durmuş halkevleriyle yaksul mahallelere girmiştir yeniden bugün bunun en somut örnekleri mamak ve dikmendir hopada tasfiyeciler parti binalarında otururken bahhçeliyi hopaya sokmuyanlardır...
panxi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31.Mayıs.2009, 14:57   #68
 
bora kara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
bora kara
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 25.Ekim.2008
Üye No: 14017
Mesajlar: 525
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

DÜN-BUGÜN DİYALEKTİĞİ VE GEÇMİŞE DAİR ANALİZLER [Yazının devamı]
SORU: Bütün bu açıklamalarınıza rağmen soruyoruz; ÖDP nedir?

YANIT: Aslında “ÖDP nedir?”i bir iki cümleyle yanıtlamak yerine, geçmişe gidip, ÖDP'yi hazırlayan sürece egemen olan ideolojiyi masaya yatırmak gerekiyor. Bilindiği gibi bugün Kürt ulusal hareketi dahil, çeşitli çevrelerde, demokrasiyi AB'den beklemek gibi yaygın bir eğilim var. Gerçekte bu eğilim, 20 yıl öncesine dek uzanıyor. 1982-83'lerde birileri 20-30 yıllık bir gelecek için belirleme yaparken, sürecin temel dinamiğini AB olarak görüyordu. O gün oluşturulan düşünsel sistematiği anımsatmak gerekirse; deniyordu ki:

“Türkiye'nin önünde bir AB süreci vardır. Bu süreçle birlikte AB, Türkiye'ye kendi programını, yani bir burjuva demokrasisini yukarıdan aşağıya dayatacaktır. Türkiye'nin önündeki demokratikleşme süreci; yukarıdan, AB'nin baskısıyla ve AB ile bütünleşerek sağlanacaktır. Bu bağlamda demokratik devrim gibi toplumun demokratikleşmesini sağlayan bir süreç gereksizdir. Mücadele, uzun vadede sosyalizmi kurmak üzere biçimlenmelidir. Bu süreç içerisinde sadece bir taraf olmak, demokrasi talebi olan en geniş kesimlerle (Demirel dahil) bütünleşmek gerekir. Türkiye'de burjuvazinin en gerici politikacıları bile demokrasiyi savunuyor. Öyleyse bizim gündemimizde demokrasi mücadelesi yoktur. Mücadele, çok uzun vadeye yayılmalı; yani güçlü bir işçi sınıfının oluşması, sosyalizmin kitleler nezdinde somut bir talep haline gelmesi, sosyalizme olan güvensizliğin bir güvene dönüşmesi gibi bir sürecin sonrasına ertelenmelidir.”

O gün savunulan sistematiğin özünü, anımsayabildiğimiz biçimiyle tırnak içinde aktardık. O gün demokratlığı keşfedilen Demirel'e yurtdışında çeşitli kesimlerin nasıl can simidi gibi sarıldığını ve bu konuda yazılan yazıları hatırlamak istemeyenler olabilir; ama biz hatırlıyoruz.


Kısacası, oldukça uzun bir süre siyasal bir aktivite yaşanmayacak bir süreç tespit edilmişti. Hatta, “Ekonomik-demokratik mücadele diye bir mücadele yoktur” denilerek, bu şekilde insanların ekonomik-demokratik anlamda mücadele için, yani yaşama koşullarının iyileştirilmesi için dahi, sisteme karşı mücadele etmesinin önüne geçilmeye çalışılıyordu. Yani bugün insanlar (çeşitli çevreler) nasıl AB'ye girişle hemen her sorunlarının çözüleceğini düşünüyorsa; o zaman da benzer düşünceler savunuluyordu. ÖDP, işte o düşüncenin örgütlenmiş biçimidir. O günlerde tartışmaların “Nasıl bir sosyalizm” ekseninde yürütülmesinin sebebi budur. Hatırlanacak olursa, 1980 öncesinde bu perspektif, “sosyalist devrim” savunucularına aitti ve Devrimci Yol tarafından mahkum edilmişti.

Asgari Marksist formasyona sahip herkes bilmektedir ki, Türkiye'de devlet biçimi faşizmdir. Ve devrimcilerin görevi, devletin ve toplumun tepeden tırnağa demokratikleştirilmesidir. Bunun için de en uygun siyasal program, demokratik devrimdir. O süreçte TKP, vb. yapılar, bunun barışçıl yoldan gerçekleşebileceğini savunuyordu. “İlerleme”, “ileri demokrasi” ile kastettikleri olgu buydu. Demokrasinin sınırları genişletilerek ileri bir demokrasiye geçilecek ve sonra da süreç, sosyalizme evrilecekti. TKP'nin eski kadrolarıyla ÖDP içinde yaşanan buluşma bu bağlamda tesadüf değildir. İşte , “ÖDP nedir?” dendiği zaman akla ilk bu geliyor. Herşey AB sürecine bağlanmış durumda. Tabii bu da mücadele gücünü kaybetmiş olan insanların tercihine denk düşen bir önermedir .

ÖDP bugün artık uzatmaları oynamaktadır. Seçimlerde, 3 Kasım'dan farklı olarak, itirazsız ittifaklara dahil olması, sonunu görmüş olmasından kaynaklanıyor. Eğer 28 Mart seçimlerine tek başına kalırsa, sonunun hüsran olacağını bildiği için, Blok içinde gizlenmeyi tercih etmiştir. Ancak bu, bilinen sonu, belki geciktirir ama önleyemez. Devrimin uzun ve zorlu yolunda ÖDP bir noktadır ve belki ilerde ismi dahi anılmaz olacaktır. Ancak, son 10 yıllık sürece baktığımızda, itiraf etmeliyiz ki, boyundan daha büyük zararlar verebilmeyi başarmıştır.

SORU: Dünya'da ve ülkemizde solu nasıl bir süreç bekliyor?

YANIT: Sol, dünya genelinde neredeyse dibe vurmuş durumda; günü yorumlamaktan, buna uygun politikalar geliştirmekten büyük oranda yoksun konumdadır. Gerçekte sol, gücünü toplumun ilerisinde olmaktan alır. Yani devrimcilik, sadece günü anlamak değil, geleceği kavramak, yorumlamak, geleceğe yönelik perspektifler sunabilmektir; insanları politikaya bugünden hazırlayabilmektir. Hatırlanacak olursa '80 öncesinde bizim gücümüz buradan geliyordu.

12 Eylül öncesinde sol, burjuva aydınların dahi kimi durumlarda etkilendiği bir fikri ve fiili ağırlığa sahipken; giderek gelişim grafiğini yukarı çekeceğine, kendine olan güveni kaybetti, kendi içine kapandı ve dünyayı tanımaktan, yorumlamaktan uzak bir hale geldi. Özellikle '90 sonrasında, özgüvenden geriye ne kalmışsa o da yitirildi ve dünden bugüne uzanan ideolojik değerler sorgulanır hale geldi. Devrimci ideolojinin sistemle çatışan, çelişen dinamik noktaları törpülenerek yeni bir sol yaratılmaya çalışıldı. Bu durum, çöküşü hızlandırırken; ortalığı, tasfiyecilik örneği siyasal yapılar kaplamaya, onların duruşunu tanımlayan fikri sistematik , “yükselen değerler” olarak kabul görmeye başladı.

Sadece ülkemizde değil, dünya genelinde sol; devrimci, dinamik noktalarını kaybettikçe çöktü. Bu süreçte de emperyalizm, sürekli olarak devrimci, dinamik noktalara vuruş yaptı. Kabul edebileceği bir solu hiç eleştirmedi. Ama devrimci özü, sistem karşıtı niteliği olan yapılara, “sivri” noktalara vuruş yaptıkça; sol, o konulardan taviz verdi, geri adım attı. Bugün solun konumu budur. Dolayısıyla bu niteliği devam ettiği sürece; solun, yakın bir gelecekte, yukarıda tanımladığımız tarzda günü kavrama, yorumlama, geleceğe ilişkin somut önermelerde bulunabilme, dinamik bir yapıya kavuşabilme şansı yoktur. Ancak, bunu kolaylaştırabilecek dışsal gelişmelerin oluşması mümkündür. Ve süreç o doğrultuda yaşanıyor. Yani göründüğü kadarıyla kapitalizm, 10-15 yıl önce sosyalizmin içinde bulunduğu durumdan daha şiddetli bir bunalım yaşıyor. Aslında emperyalist-kapitalist sistem, aynı bunalımı daha önce de yaşıyordu. Ancak, sosyalist sistemin, biraz da dışarıdan müdahaleyle çöküşünü hızlandırarak, kapitalizm günü kurtarmış oldu; ama, sorunlardan kurtulamadı.

Bugün artık kapitalizm, kendi içinde kendi çöküşünü hazırlıyor. Hızla düşen kar eğilimleri ve alabildiğine merkezileşme; sermayenin hızla çok daha dar kesimlerde toplanması; bunun dışındaki kesimlerde çok hızlı yoksullaşma, bu yoksullaşmanın boyutu; gelişmiş kapitalist ülkelerdeki geniş halk yığınlarının da yoksullaşmasına, satın alma gücünün düşmesine yol açıyor. Bu durum, ister istemez sistemin yeni baştan sorgulanmasını gündeme getirecektir. Sol, işte bu noktada bir dinamizm yakalayabilir. Bunun için çok uzun bir süreç tarifi yapmıyoruz; çünkü, Amerika'da bile son 10 yılda insanların, kullandıkları konutlarının ipoteği karşılığında almış oldukları krediler, bu tür borçlanmalar 1 kat artmış durumda. Bu, insanların gelecekten çalarak, gelecekteki birikimlerinin karşılığıyla günü kurtardıklarını gösteriyor. Avrupa Birliği'ni bile köşeye sıkıştırarak, hızlı bir gelişme içerisinde görünen Amerika da bile bunlar yaşanıyor. Aynı şekilde Avrupa'da, Japonya'da insanların yaşama koşulları hızla geriye doğru gidiyor. Asya ve Afrika zaten biliniyor. İşte bu noktadan sonra, çok uzun olmayan bir süreçte, geniş emekçi yığınları, yeni bir dinamizmin, yeni bir hareketliliğin içerisine girebilir. Bu noktada solun kendisini yeniden şekillendirebilme şansı/olanağı var; ama bu, sanıldığından daha zordur. Çünkü emperyalizmin; medya olanaklarına, kitle iletişim araçlarına olan sınırsız egemenliğini kullanarak, kitleleri istenilen tarzda manipüle edebildiği; düşüncelerini, davranışlarını yönlendirebildiği bir çağda, kitlelere ulaşıp alternatif düşüncelerle buluşmalarını sağlamak oldukça güç sonuç veren bir uğraştır. Ama, maddi yaşam koşullarının insanın düşüncesi üzerinde belirleyici olduğu düşünülürse; yeni bir devrimci dalganın çok uzakta olmadığını da söyleyebiliriz.

Bugün sistemin en etkili olabildiği ve gücünü hissettirebildiği nokta, insanı yalnızlaştırabilmektir. Bunun karşısında, insanların yaşadığı sorunların çözümünü içerisinde gerçekleştirebildiği, sistem karşıtı alternatif örgütlenmelerle durulabilir.

SORU: Düne dair kimi olguların daha iyi anlaşılmasını sağlamak üzere yaptığınız bu açıklamaları, Devrimci Yol'un ideolojik muarızlarının istismar edebileceğini düşünüyor musunuz?

YANIT: Yaptığımız bu değerlendirmelerle, her vesileyle Devrimci Yol'a olumsuzluk atfetmeyi alışkanlık haline getirenlere belki fırsat yaratmış olacağız. Ve belki, bu açıklamalarımızı kendi iddialarının kanıtı sayacaklardır. Ama devrimden yana samimi tüm akıl ve yürekler bilmektedir ki, kendi dışındaki devrimci yapılarda olumsuzluklar varsayarak kendini olumlamak; bunu bir siyaset tarzı, insan kazanma aracı olarak görmek; ne devrime ne de bu çabanın sahibine bir şey kazandırır.





Uzak tarihlere dair aktarmalar yaparken, olguları farklı göstermek, özellikle genç beyinleri aldatmak mümkündür. Ama, aldatılmış beyinlerle devrime yarar sağlamak pek mümkün değildir. Belki günü kurtarmak için bu tür çabalar sonuç verici olabiliyor. Ama herkes bilmektedir ki devrimciler uzaydan gelmedi ve hiçbir siyasal yapı bütünüyle “steril” bir ortamda büyümedi. Özellikle 12 Eylül öncesi dönem, bugün siyasal zeminde hala şu veya bu şekilde varlık gösteren sol yapıların hemen tümünün teorik ve örgütsel açıdan biçimlenme –diğer bir ifadeyle- çocukluk çağıdır. O günlerin elbette ki Türkiye Devrimci Hareketi için büyük önemi vardır. Ayrıca, sürecin kendine has bir naifliği ve güzelliği vardı. Ancak, o günkü hemen her olgu, değerlendirilirken, o an'a giderek ele alınmalıdır. Yani, bulunduğu/doğduğu tarihsel kesit içinde yorumlanmalıdır.

Devrimci yapılar, toplum içinde ortaya çıkar ve tüm iradi yanlarına rağmen, toplumun pek çok özelliğini, alışkanlığını kendi iç ilişkilerine kadar taşır. Bu konuda, bir yapı diğer yapıya oranla birtakım avantajlar taşısa da hiçbiri, sözünü ettiğimiz etkiden muaf değildir. Ve yine hiçbir devrimci yapı zaaf ve eksikliğe karşı kesin sonuç veren bir ilaç bulabilmiş değildir. Genel amaçtan kopup, mücadeleyi bir yarış öğesi olarak algılar hale gelmek; öznelliği belirleyici hale getirir. Ve hatta, devrimin değil, öznelliğin gereklerine göre hareket tarzı oluşturulur. Gerçekte ise biliyoruz ki, tüm devrimci yapılar, aralarındaki önemli farklara rağmen, birbirine benzerdir. Ve hapishane ortamları dahil, yaşamın hemen her kesiti için, hepsinin bolca hata ve eksiklikleri vardır. Bunlar, kapsayıcı bir olgunluk ve öze dair kaygılar dışında ele alınmak istendiğinde her yapı için aleyhte kullanılabilir bir açık bulmak mümkündür; hatta kolaydır. “Ben hatalar ve eksiklikler üstü bir yapı oluşturdum” diyen varsa, bize başvursun. Biz ona, neden yanıldığını örnekleriyle anlatalım. Ama burada bu tür ayrıntılara yer vermeyi doğru ve gerekli görmüyoruz.
bora kara isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31.Mayıs.2009, 18:40   #69
 
bora kara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
bora kara
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 25.Ekim.2008
Üye No: 14017
Mesajlar: 525
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

Öncelikle şunu belirteyim,bu satırların yazarı kendisine Devrimci Yol'un devamı olma misyonunu yükleyen hiçbir siyasi yapıyla "taraftarlık" ilişkisi içinde değildir,Devrimci Hareket'de buna dahildir.Ancak soruna bir siyasi yapının kendi ideolojik iç tutarlılığı bağlamında baktığım zaman Devrimci hareketi geçmişe daha denk düşen bir zeminde görüyorum.Ayrıca sözü edilen süreçte -bazılarının tartışma benimse tasfiye süreçi dediğim-başlangıçından itibaren ideolojik ve pratik karşı duruş olarak Devrimci hareket'ci arkadaşlarla aynı çizgide buluştuğum anlar oldu.
Bir siyasi hareketin devamı olmak aynı zamanda o siyasi hareketin temel ideolojik-teorik argümanları ve bunun pratik karşılığıyla olur.Bu temel zemin üzerinde yapılan eleştiri-özeleştiri ve değişen somut koşullara uygun gelişimle mümkün olur.Eğer bu temel argümanları reddediyorsan- ki siyaseten bunu yapmanda hiçbir sakınca yok-"Biz şu ana kadar yanlış bir ideolojik-politik zemin üzerinde örgütlenmişiz,bundan sonraki duruşumuz şu" der ve yoluna devam edersin.Ama artık sen başka birşeysindir.[B]Bir yandan geçmiş tarihini sıfırlayıp sonrada bu sıfır tarihinin üzerinden "yeni" bir duruş ortaya koyup ben hala şu düşüncenin devamıyım diyerek sahipleniş siyasi etik açısından doğru olmadığı gibi söz konusu düşünceyede zarar verir.[B]
Yaratılan kuşak kopmasına bağlı olarak,çarpıtılmış bir geçmiş ve ne yazık ki yeni kuşak açısından unutturulmuş,özü boşaltılmış bir geçmiş var.Bunun sorumlusu genç kuşak değil, bunun sorumlusu dünü bu güne taşıyaçak olan geçmiş kuşağın taşıyıçı kadroların bugörevlerini yerine getirememesi.Ya da bu taşıyıçılığı kendi öznelliklerine denk bir biçimde yapmış\yapıyor olmaları.(burada bir genelleme yapmıyorum,ağır basan bir eğilimden söz ediyorum.
bora kara isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03.Haziran.2009, 03:21   #70
 
taylandeniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
taylandeniz
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 03.Haziran.2009
Üye No: 22533
Mesajlar: 1
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

Alıntı:
zanas34 Nickli Üyeden Alıntı
Bence Fikri Sönmez iyi örgütlenememekten bahsederken nicelik değil nitelikten bansetmek istemiştir. 1 milyon kişinin bir günde yok olması darbeden sonraki cezaevlerinde ki hiç bir eylemde açlık grevinde bu 1 milyondan 1 kişinin bile bulunmaması dır belkide değerli önder Fikri Sönmezin önceden görüp anlatmaya çalıştığı şey. Ayrıca çamur atan bir yorum görmedim ben ama başka bölümlerde eleştiriyi kaldıramıyanlarla tartışırken burdada aynı tavrı göstermemek abest olur sanırım.
Arkadasim o nasil bir laf öyle ya! 1 Milyon kisiden 1 kisi bile herhangi bir eylem veya aclik grevinde dahi görmemissin!
Sana kim o 12 Eylül döneminin Cezaevleri sürecini anlattiysa yalan ve yanlis anlatmis.
75 - 80 sürecinin en kitlesel örgütlülügüne sahip olmasinin dogal sonucu olarak, Cezaevlerinde Devrimci Yolcularin bir kere sayica bariz bir cogunlugu söz konusuydu.
Sonuc olarak, uzatmadan herkesin degerlendirmeleri bir birinden farkli olabilir ama kimse Devrimci Yolcular sunu yapmadi, katilmadi, bulunmadi filan diyemez. zira sonraki yillar iletisim ve ulasimin vede yayinlarin yayginlasmasiyla gercekte neyin ne oldugu ortaya cikmistir..
taylandeniz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.Haziran.2009, 13:53   #71
 
dava adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dava adamı
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 31.Temmuz.2008
Üye No: 11074
Mesajlar: 80
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

Alıntı:
turaç Nickli Üyeden Alıntı
PARTİNİN TANIMI
Madde 2: Özgürlük ve Dayanışma Partisi tüm emekçilerin, ezilenlerin ve onlarla aynı saflarda yer almayı ve yeni bir dünya kurmayı isteyenlerin partisidir.

DEVRİMCİ YOL 80 öncesi tüm ezilenlerin sesi olmuştur.ÖDP de kurulduğu günden itibaren tüm ezilenlerin sesi olmayı hedeflemiştir.Kopyası derken bundan bahsediyorsan bunda ne sakınca var acaba?Kopyası dediğine göre ÖDP hedefine ulaştı demektir..Ne mutlu bizlere..Ama ben senin kadar iyimser olamayacağım.ÖDP hedefine doğru ilerlemektedir.

kardesim devrimci-yol toplumun tüm kesimlerine hitap etmiştir.sosyalizmi savunmuştur.
21.yy da ekolojik,lgtb gibi cinsel hareketler ve daha bir çok yeni düşünce varolmuştur ki bu düşüncelerin hepsi kapitalizmin dünyayı kirlettiğini kapitalist dünyanın olmamasında hemfikirdir.

ÖDP kurulduğu vakit her türlü hareketi içinde barındıroyrduki sonra 80 öncesi dar grupçuluk yapıldı özellikle dev-yolcular bunu yaptı ver parti fragsiyon partisi partisi olma yolunda emin adımlarla ilerledi! ufuk urasın çevresindeki ÖSP - özgürlükçü solcular-her zaman ödp nin senin koydugun 2. maddesini savunmuşlardır fakat DD-devrimci dayanışma,yani ödp içindeki yeniden devrim grubu- buna resmen karşı cıkmıştır bunu içni ÖSP partiden ayrılıyor.

ÖSP NİN amacı sosyalistler,kürt özgürlük hareketi,sosyal demokratlar aleviler yine aydınlar ve de bir parti kurmak .bazı arkadaşlar bu projeyi ödp ye benzetyor fakat görülmesi zor deildir ki dd liler sağolsun ödp'Yi küçülttü. onun için bu hareket daha sağlam temeller içinde olacak

DD ler arkadaşlara başarılar! dar gurupçuluk yapmaya,herkesi dev-yolculaştırmaya çalışmaları,o ağızlarından düşürmedikleri halkı bir kez bile düşünmeden hopa da yapılan burjuva siyaseti,kürtlere yapılan hor görmem mi desem kötülememe mi desem ne üdüğü belli olmayan karşıtlıkları,toplumun her kesimine değil kendi partisindekileri kışkışlama ,....

neyse ya başarılar,,,

YAŞASIN ÖZGÜRLÜKÇÜ SOSYALİZM
______________________________________________________
VENCEREMOS KIRALIM ZİNCİRLERİMİZİ

YAŞASIN ÖZGÜRLÜKÇÜ SOSYALİZM

dava adamı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.Haziran.2009, 17:50   #72
 
MertDestan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MertDestan
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15.Ağustos.2008
Üye No: 11526
Mesajlar: 566
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

vay vay dar grupçuluk yapuyoruz biz öylemi şaka mı bu arkadaşım ufukçular partiye 3 yıl önce dahil oldularda bizim mi haberimiz yoktu kurtuluşçular partiden ayrılırken ufuk uras yokmuydu ufukçular yokmuydu diğer yoldaşlarımız partiden ayrılırken ufuk uras yapmayın etmeyin mi dedi hayır el salladı sen kalkıp birilerini dar grupçu anlayışla suçlamadan önce bi geçmişi iyi öğren ha gelgelelim ösp ye arkdaşım kalkıp ufuk uras ve yanındakiler geçmişimize küfür ederse saçma sapan konuşursa bu iş bundan sonra yürümez parti hukuku vardır pm nin çatı partisi konusunda tutumu bellidir kalkıp bunun dışında iş yaparsa kusura bakma bin umut adayları noktasında ğarti tutumu bellidir bunun dışna çıkarsan ne olacağı bellidir kusura bakma valla son kongredede devrimci gençler kürsüyü işgal edecek yıkacak mkıracaklar bizi darp edecekler bir sürü yalanlar ama biz devrimci duruşumuzu orda gösterdik peki ösp li gençler ne yaptı önder işleyen konuşurken küfür edip kürsüye yürümeye kalktılar ben bu dakikadan sonra önce bi ahlakınızı ideolojik tavrınızı düzeltin sonra konuşalım
MertDestan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.Haziran.2009, 13:42   #73
 
dava adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dava adamı
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 31.Temmuz.2008
Üye No: 11074
Mesajlar: 80
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

affedersin devrimci duruş devrimci duruş diyorsun ama söyler misin o kongrede ortam ne kdar gergindi ösp li gençler dediğin grup hiç de öyle bir şey yapmadı sadece konuşmada ki tahrikli sözler ösplilere bakılarak söylenen küfür niyetinde sözler ama seviye hiç düşmedi...

abileriniz deyince ödp toplantılarında ösplilerin üzerine yüruyorsunuz (ki buna sahid oldum) yine abileriniz deyince susuyorsunuz bu mu devrimci duruş!!!

bi de kardeş geri kalan tüm iddalar bu yazıda açıktır umarım vakit harcar da okursun...


DEVRİMCİ YOL GELENEĞİ HAKKINDA

İddialar

“İki yıl önce yeniden başkanlığa seçilen Ufuk Uras o tarihten bu yana parti içindeki ayrışmaları körükleyen bir tavır sergiliyor. Bir yandan solu birleştirip büyütmekten dem vururken öte yandan şu anda Parti Meclisi çoğunluğunu oluşturan kesimleri hedef alan ve partiyi parçalanmaya götüren sorumsuz konuşmalar yapıyor. Özellikle AKP yanlısı Zaman ve Taraf gibi gazetelerde yaptığı bu konuşmalarla parti içindeki ortamı zehirliyor ve tartışmanın sağlıklı bir zeminde yürümesini önlüyor.
Ufuk Uras’ın bu konuşmalarında özellikle içinde benim de bulunduğum ve partinin kurucu çoğunluğunu oluşturan Devrimci Yol geleneği hakkında ulusalcılıktan Ergenekonculuğa varan yakışıksız imalarda bulunmasının nedenini anlayabilmiş değilim.“ (Oğuzhan Müftüoğlu, Aklın Yolu, 7 Ocak 2009 tarihli Birgün Gazetesi)


Gerçekler

‘‘Esefle görmekteyim ki, birileri beni, Türkiye devrimci ve sosyalist hareketinin onurlu tarihinin önemli bir birikimi ile karşı karşıyaymış gibi göstermek ve buradan siyaseten gelişmek muradındadır. ÖDP, bu ülkenin bütün devrimci ve sosyalist birikimini ve değerlerini savunmakta en ufak bir tereddüt göstermeyeceğini 13 yıllık mücadele hayatı boyunca dosta düşmana sayısız defa göstermiş bir partidir. Onun kongre iradesi ile seçilmiş Genel Başkanı’nın bu konuda bir tereddüt içerisinde olacağını ima yoluyla bile olsa dile getirmek, kimsenin haddi değildir. Türkiye devrimci hareketinin onlarca yıllık mücadele tarihinden süzülüp gelen devrimci miras onurumuzdur. Bu konudaki hassasiyetim herkes tarafından bilinmelidir.
ÖDP, içinde farklı sol anlayışları barındıran çoğulcu bir partidir. Bu partiye üye olan, destek veren insanlar devletin çeşitli baskılarından, saldırılarından nasibini almış, devrimci bir kararlılıkla mücadeleye devam etmiş inatçı insanlardır. Bu insanları liberallikle, sola ihanetle veya Ergenekonculukla suçlamak en hafif deyimle izan yoksunluğudur. ÖDP Genel Başkanı sıfatı taşıyan birisi olarak, benim bu izansızlığa düşmem mümkün değildir. Ulusalcı akımların yedeğine takılan ÖDP dışındaki politik hareket ve örgütlere yönelik eleştiri olarak dile getirdiğim cümleleri kendi üzerine alınan partilileri anlamak da mümkün değildir.’’ (Ufuk Uras, ÖDP Üyelerine Açık Mektup, 25 Aralık 2008)

ÖDP VE LİBERALİZM HAKKINDA

İddialar


“Ahmet Asena BirGün gazetesinde dün yayınlanan yazısında “partideki krizin kendisine devrimci diyen bir gurubun kendi dışındakileri liberal diye suçlayarak (abç) devrimci bir atılımla tasfiye etmeye çalışmasından kaynaklandığını” yazmış! Böyle yalan yanlış iddialar ortaya atmanın herkesi salak yerine koymaktan başka bir manası olamaz.(abç)” (Oğuzhan Müftüoğlu, Aklın Yolu, 7 Ocak 2009 tarihli Birgün Gazetesi)

Gerçekler

1) “UFUK Uras’ın yerel seçim öncesinde böyle bir karar alması, kendisinin solda çatı partisi dahil arayışlarını daha rahat yapmak amacıyla partiyi kullanmak istemesindendir. Devrimci geleneklerden gelen, sınıf-emek mücadelesi zemininde krize ve düzene karşı mücadeleyi hedefleyen kesimlere karşı düzen içi sol liberal bir çaba sergilemektedir. 2006’da ortaya çıkan parti üye delege yapısı bu politik süreçte taraflaşmış, farklılaşmıştır. O yüzden tüm üyeleri kapsayan bir olağan kongre süreci gerekir. Ufuk Uras ve arkadaşları ise bundan kaçmaktadır. Yine de Uras olağanüstü kongrede de umduğunu bulamayacak. Üyeler ve delegeler bu liberal saldırıyı da püskürtmeyi başaracaktır. (abç)” (Mahmut Memduh Uyan, 6 Ocak 2009 tarihli Birgün Gazetesi)

2) “Son zamanlarda siyasette ‘başarıya’ odaklanmış girişimlere bir isim buldular “olumlu anlamda pragmatizm”. Oportunizmin, burjuva siyasetinin bayağılığına teslimiyetin kılıfı da böyle bulunmuş oluyor.
Sol uzun zamandır “liberal ve milliyetçi” bir savrulma yaşıyor Bu zayıflık solda düzen güçlerine dayanarak siyaset yapma eğilimini güçlendirdi.” (Önder İşleyen, 26 Aralık 2008 tarihli SOL Dergisi)

“Siyasal alanı belirleyen, bu iki eksen, solu da iki uç arasında savuruyor. Böyle bir savrulma -özellikle 90’lardan itibaren- liberal, sivil toplumcu ve post-modern akımların solun içinde etkinliğinden kaynaklanmaktadır. İdeolojik plandaki bu kararmayı ortadan kaldırmadan solun gelişme ve kendisini yenileme şansı bulunmuyor.
Bütün bu karmaşanın içerisinde, ilerleyebilmek ise, bir yandan bıçak sırtında yürümek anlamına gelirken, diğer yandan da iki yanı keskin bıçak olmayı da gerekli kılar.” (Önder İşleyen, Yeniden Devrim)

3) “Türkiye’de gelişen küresel kapitalizme eklemlenme doğrultusundaki neoliberal değişim sürecine karşı emekten yana politik bir müdahale olarak kurulan ÖDP de, düzene karşı tepkilerin devrimci bir program etrafında örgütlenmesini esas alan politikalar öne çıktığı oranda etkili bir mücadele yürütülebilmiş ve toplum içerisinde azımsanmayacak bir ilgi yaratabilmiş olmasına karşın, şimdi ‘sol’ liberal fikir akımlarının giderek yoğunlaşan yıkıcı etkisi altında ciddi bir çıkmaza sürükleniyor. (abç)
Siyaset her şeyden önce doğru fikirlerle birlikte o fikirleri hayata geçirebilecek ciddi bir toplumsal güç birikimini de gerektirir. Sağlam bir toplumsal güce ulaşamadan sözde ‘yüksek siyaset’ oyunlarıyla kestirmeden sonuç almaya dönük arayışların sonuçta varacağı yer (fizikteki küçük kütlelerin hareket halindeki büyük kütlelerin yarattığı çekim gücüne kapılmasına benzer bir şekilde) ya darbecilere ya da (Avrupa merkezli çözüm arayışları türünden) kendi dışındaki büyük güç merkezlerine oportünist/faydacı bir eklemlenmeden başka bir şey olamaz.“ (Devrimci Dayanışma Broşürü)

ÇATI PARTİSİ HAKKINDA

İddialar


1) “Eğer Ufuk Uras ve arkadaşları, son Parti Meclisi’nde açıkça ifade edildiği üzere, Kürt muhalefeti ve sol Alevi kesimiyle birlikte yeni ‘organik parti’ arayışında iseler, onları kınamaya, suçlamaya hakkımız yok. Onların da ÖDP'nin siyasi kimliğini, örgütünü, bizim gibi ‘inatçıların’ devrim umutlarını kendi siyasi projelerine ‘meze’ yapma hakları yok.” (Hayri Kozanoğlu, 7 Ocak 2009 tarihli Birgün Gazetesi)

2)“Ufuk Uras etrafında toplanan bir grup arkadaş Kürt ve Alevi hareketiyle solu birleştirecek yeni bir parti arayışında olduklarını ifade ediyorlar ve bazen bunu kendileri eski TİP gibi bir parti diye tanımlıyorlar. Bunun için ‘çatı partisi’ toplantılarına katılmakla birlikte başka bazı toplantılar da yürütüyorlar; ancak bunları parti ortamında Atilla Aytemur dışında açıkça ifade etmiyorlar. Bunlar daha çok ülkede var olan kamplaşmada darbecilere karşı olmayı esas alan ve AKP’ye yakın duran (ülkeyi demokratikleşecek) politikalarla solun daha başarılı olabileceğine inanıyorlar. AKP yanlısı medyadan da bunun için destek buluyorlar.
Bana sol açısından doğru bir çözüm yolu olarak görünmeyen böyle bir arayış içine girmek elbette herkesin hakkı olmalıdır. Ancak bana göre içindeki çok geniş bir kesimin benimsemediği ortada olan böyle bir yola ÖDP’yi zorlayarak bir iç kargaşaya sürüklemek hiç doğru bir şey değildir. Varsın ÖDP bugün zayıf ve etkisiz bir konumda bulunsun; köklü bir düzen değişikliği hedefiyle devrimci politik bir hat izleyerek kendi özgücüne güvenerek emekçi kitlelerle kucaklaşmanın yolunun bulunabileceğine inananlar da bu yolda yürümeye devam etsinler.” (Oğuzhan Müftüoğlu, Aklın Yolu, 7 Ocak 2009 tarihli Birgün Gazetesi)

Gerçekler

1) “Sosyalistlerden yüzünü sola dönmüş sosyal demokratlara, Kürt muhalefetinden Alevi toplumunun demokrat ve solcu kesimlerine, emek hareketinin tüm bileşenlerini, mağdur ve memnuniyetsiz toplumsal dinamiklerin geniş bir yelpazesini bağrında toplamaya aday kapsayıcı bir sol zemini oluşturmayı zaman geçirmeksizin önümüze koymalıyız. (abç)

ÖDP böylesi bir süreci örgütlemek için üzerine düşenleri yerine getirecek, bu yönde sürmekte olan çabaları önemseyecek ve bunları geliştirecek çalışmalara yoğunlaşacaktır. Bu çalışmaları gerçekleştirmenin yollarını zenginleştirmek üzere toplumun tüm muhalif ve mağdur kesimlerini, sol, sosyalist, devrimci ve demokrat siyasal örgütleri ve yurttaşları, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları ve meslek birliklerini, yurttaş örgütlerini, aydınları ortak bir süreci birlikte örgütlemeye çağırmaktadır.” (Parti Meclisi 5. Olağan Toplantısı Sonuç Bildirgesi, 5-6 Temmuz 2008)

2) “Teorik çabalar ve açılımlar gerekli olmakla birlikte, yeterli değildir. Solda yeni bir merkez yaratmak sadece sosyalist ve devrimci kesimlerin, örgütlerin güçlerini birleştirmekle veya küreselleşmenin, neo liberal politikaların ve ülkemizdeki anti demokratik uygulamaların mağduru olan kesimleri kapsayacak hazır çözümler önermekle gerçekleşemez. (abç) Siyaseti toplumsallaştıran, toplumsal olanı siyasallaştıran katılımcı bir süreçte politik ve örgütsel olarak kendini yenilemek gerekir. Kısacası solda yenilenmeye ihtiyaç vardır.

Partimizin kuruluş amaçlarına, programatik hedeflerine, kongre ve konferans kararlarına, siyasal müktesebatına ve temel siyasi yönelimlerine sahip çıkmak, örgütlenmek ve partimizin ve solun içinde bulunduğu sıkışmışlık haline müdahale etmek zorundayız. (abç)

Biz Özgürlükçü Solcular, ÖDP’nin bu görevi tereddütsüz üstlenmesini, tüm örgütü, üye ve dostlarıyla birlikte bu görev etrafında seferber etmesi gerektiğine inanıyoruz. Parti konferansı ve PM kararları da bu yolun tutulması gerektiğini göstermektedir. Kendi duvarlarımızı yıkmalı, hayatın içinde yer tutmalı, onu dönüştürmek için mücadele etmeliyiz.” (Tarihsel Buluşmaya Çağrı Broşürü, Özgürlükçü Solcular)

3) “Bilmeyenlere açık olarak söylüyorum. Çatı partisi Türkiye'deki değişik siyasal güçlerin değişik sınıf hassasiyetleri, değişik kimlik hassasiyetleri, değişik çevre hassasiyetleri, değişik şunları, bunları olan güçlerin istikrarlı bir şekilde ittifak yapabilmeleri için kendi varlıklarını koruyarak bir arada bulunma hallerinin tepesine geçirilmiş bir ittifak partisidir. Bunun bizim hayalimizdeki, ufkumuzdaki, gerçekleştirmek istediğimiz, Türkiye'deki yeni sınıfsal mücadelenin mayalanmasına hizmet edecek partiyle alakası yoktur. Bu konuda söylenenlerin, iddia edilenlerin, sağda solda yazılanların gerçeklikle ilgisi yoktur. Spekülasyondan ibarettir, yakıştırmalardır. (abç)” (Atilla Aytemur, Parti Meclisi Konuşması, 4 Ocak 2009)

ÖZGÜRLÜKÇÜ SOSYALİZM HAKKINDA

İddialar

“Görebildiğim kadarıyla ÖDP'de iki çizgi hakim. Her şeye karşın ÖDP'yi hala bir fırsat, bir umut, bir gelecek ufku olarak görenler ve parti dışındaki toplumsal muhalefet güçleriyle birlikte yeni bir siyasi yapı inşa etmeye yelken açanlar. Ben ÖDP'nin özgürlükçü sosyalizm anlayışında (abç); eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojist, feminist, demokratik planlamacı çizgisinde ısrar edilmesi gereğine inananlardanım. Bu yolun çok zor, zahmetli, yıpratıcı bir seçenek olduğunun da farkındayım.
Eğer Ufuk Uras ve arkadaşları, son Parti Meclisi’nde açıkça ifade edildiği üzere, Kürt muhalefeti ve sol Alevi kesimiyle birlikte yeni ‘organik parti’ arayışında iseler, onları kınamaya, suçlamaya hakkımız yok. Onların da ÖDP'nin siyasi kimliğini, örgütünü, bizim gibi ‘inatçıların’ devrim umutlarını kendi siyasi projelerine ‘meze’ yapma hakları yok.” (Hayri Kozanoğlu, 7 Ocak 2009 tarihli Birgün Gazetesi)

Gerçekler

“Örneğin geçmiş sosyalizm uygulamalarının bürokratik aşırı merkeziyetçi özelliklerine karşı eleştirel bir tutumun ifadesi olarak kullanılan ‘özgürlükçü sosyalizm’ ‘özgürlükçü sol’ kavramları, aynı zamanda kapitalist sistemin de, yeni liberal politikalarını özgürlükçü bir söylemle birleştirmesi, Turuncu devrimlerin de özgürlükçü demokrasi adına yapılır olması nedenleriyle bir kavram karışıklığı ve ideolojik bulanıklık zemini yarattı. (abç)” (Devrimci Dayanışma Broşürü)

______________________________________________________
VENCEREMOS KIRALIM ZİNCİRLERİMİZİ

YAŞASIN ÖZGÜRLÜKÇÜ SOSYALİZM

dava adamı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10.Haziran.2009, 00:56   #74
 
MertDestan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MertDestan
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15.Ağustos.2008
Üye No: 11526
Mesajlar: 566
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

şimdi arkadaşım sen şunu diyor isen Ufuk Uras ve çevresindeki bir kaç kişi ( tamamı demiyorum çünkü böyle bir şey yalndan başka bir şey değildir )
Dev-Yol geleneğine bu gelenekten gelenlere laf atmıştır bundan 2 yıl önceki kongrede o kürsüden neler dendiğini biliyoruz bu kadarda kör olmayalım liberallik konusuna gelince ben ne Ahmet Asena yı Ne Pertev Aksakalı liberal olark görmüyorum ideolojik konulara girince mevzu tabanın liberal demesi önemli eğil önderlik ne diyo ona bakacaksın budan 6-7 ay önce bende tüm ösp lilere liberal diyordum ama bunun ne kadar yanlı bir tutum olduğunu benimsedim ama şurasıda açıktır ki Ufuk Uras li-be-ral-dir!!! ve çevresiyle liberal bir saldrı içindedir ösp ye liberal dediğimizi kanıtlamak için sürdüğün önder işleyenin yazılarında gün değerlendirmesi var ve olanları yazmış ne yapsaydı siz alınacaksınız diye yazmıyacakmıydı( taraf ve zaman daki röportojlarına bakabilirsin ) olağan üstü kongreden sonra çıkan haberlere bak ergenekoncular kazandıya varan açıklamalar vardı bunlar Ufuk Uras sayesinde oldu.Biz Kimseyi Tasfiye falan etmeye çalışmıyoruz biz dedikki yenilsekte kazansakta partideyiz demek ki Ufuk Uras gitmeyi kafasına koymuş ve ösp nin büyük bölümünüde buna ikna etmiş.Çatı partisi konusu partnin dd nin duruşu açıktır arkadaşım biz yokuz Ufuk Uras uğraşa bilir partiyi karıştırmasın budur.Özgürlükçü sosyalizm konusunda bu hayri kozan oğlunun kendi üşüncesi diğeri ise yine bir gündem değerlendirmesi ideolojik bir tahlil bunlar kanıt olamaz... Gel gelelim Kongreye ben ordaydım ve gördüm uğraştı ahmet asena tahrik etmek için kilisli mi osmaniyeli mi bir abi çıktı uğraştı tahrik için olmadı olmıycaktıta biz gelmeyiz basit oyunlara kongre öncesindede bir sürü dedikodu çıkarıldı hakkımızda olmadı tutmadı.Önder abi konuşmasında tek tahrik yoktu vardır bul oku ama buna rağmen ösp li gençlerden biri küfrederek fırladı el kol sallayarak Sanırım Çağdaş Küpeli tutup yere yatırdı BU ösp li arkadaşı eğer kongredeydi isen hafızanı tazele yok değil isen anlatanlar uydurma yapmasın söyle onlara biz abilerimize saygılıyız ama kimseyi sizin Ufuk urasa yaptığınız gibi şef almıyoruz biz o kongreden önce toplantı yaptık kavga gürültü yok sataşma yok tahrik etme tahrike kapılma yok girip izleyip sloganımızı atıp çıkacağız ha kongre öncesinde şunuda biliyorumben bizim arkadaşlarımız şöyle bile diyordu liberal döveceğiz dağtacağız ama o toplantıda bunlar asla olmıycak dendi ve kongre boyunca abilerimiz kürsü ile aramızda durdu ha evet haklısın seviye düşmedi ve DEVRİMCİ DUŞUŞU il DEVRİMCİ GENÇLER o kongreye damgasını vurdu kongreden geriye kalan GÜZEL GÜNLER GÖREĞİZ ÇOÇUKLAR idi GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ!!!
MertDestan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10.Haziran.2009, 15:23   #75
 
dava adamı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dava adamı
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 31.Temmuz.2008
Üye No: 11074
Mesajlar: 80
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
0 Mesajına 0 Teşekkür Aldı
Standart Cevap: Devrimci Yol

kardeş tüm saniyesini izledim kongrenin ortam cok gergindi ve eğer kongre öncesi gençler "taşkınlık edecek" denilmese kesinlikle orda bazılarınız haydi liberal dövelim deyip kavga çıkartacaklardı ama abileriniz dedi ve sustunuz alper taşın sizi yaştıştırmak için geldiğini ben de gördüm 1 ösp li laf attı geri aklan herkes susturdu sizde herkes küfür etti lütfen inkar etmeyelim bunları..

ayrıca orda güzel bir konuşma vardı bu ne şiddet gençler diye içeriye faşizme ölüm liberalizme son sloganlarıyla giren siz "gençlik muhalefeti" baştan hıncınızı belli ettiniz...

neyse bu kavga olayı ayrı bir boyut ama sunu untmayalım ufuk urasın neresi liberal...

meclise girmek istemesi mi,kürtlerle ittifak yapması mı,solu büyütmek için hamleler yapıp kürtlerle alevilerle sosyal demokratlarla görüşmek mi,, yoksa siz yenidencilerin bırakın büyültmeyi küçültmeye çalıştığınız dar grupçuluk yaptığıunız solda yenilenme yapmak istemesi,yoksa kazdağlıları tersane ve daha bir çok grevdeki işçiyi meclise getirip diğer milletveklleriyle adeta yüzleştirmesi onlar için önergeler vermesi mi...

şimdi bana yok ufuk uras abd büyükelçisiyle kahvaltı yaptı falan da deme biliyorsunki bu da tutarsız ve asılsız herşey bir tarafa,öyle olsa bile bu bir insanı liberallikle suçlamak için fazla gereksiz...

ödp kurulduğunda oğuzhan müftüoğlu dahil tüm devrimci yolcular herkez özgürlükçü sosyalizmi benimsedi hala da dünyadaki tek dogmatik olamayan sosyalist model de bu 21. yüzyılın sosyalizmi özgürlükçü sosyalizm bu da inkar edilemez...

ee ne kaldı ufuk uras da çatı partisine karşı ben bunu ağzından duydum ösp lilerin dediği emek eksenli parti yani herkesin grup olarak fragsiyon olarak değil birey olarak geldiği parti ....


ee ne kaldı geriye yoldaş karşı cıkacak ?
______________________________________________________
VENCEREMOS KIRALIM ZİNCİRLERİMİZİ

YAŞASIN ÖZGÜRLÜKÇÜ SOSYALİZM

dava adamı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 3 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 3 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com