Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Güncel Haberler > Burjuva Basını

Burjuva Basını Bu bölümde Burjuva basınının Sosyalistler hakkındaki güncel yazıları görübilir

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Cumhuriyet Gazetesi'nin Yönetimi Değişti.
Cevaplar
7
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
263
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 08.Eylül.2018, 22:52   #1
 
Mazino - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mazino
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2018
Üye No: 55378
Mesajlar: 327
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 194
193 Mesajına 328 Teşekkür Aldı
Standart Cumhuriyet Gazetesi'nin Yönetimi Değişti.

Son 3-4 yılda Ahmet Şık, Can Dündar, Tayfun Atay, Aslı Aydıntasbaş gibi isimlerle demokrat çizgide ilerliyordu. Geçen hafta yapılan yönetim toplantısında yönetimi değişti. Gelen kişilere pek aşina değilim. Lakin Aslı Aydıntasbaş demin twitter'da cumhuriyette bir daha yazmayacağını açıkladı. Sanırım yeni yönetim ulusalcı zihniyette.


Mazino isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mazino Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 08.Eylül.2018, 22:54   #2
 
Mazino - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mazino
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2018
Üye No: 55378
Mesajlar: 327
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 194
193 Mesajına 328 Teşekkür Aldı
Standart

Yönetimi değiştiği anda attıkları ilk haber;


Mazino isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mazino Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 08.Eylül.2018, 23:11   #3
 
Mazino - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mazino
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2018
Üye No: 55378
Mesajlar: 327
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 194
193 Mesajına 328 Teşekkür Aldı
Standart

Mazino isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mazino Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 08.Eylül.2018, 23:20   #4
 
Mazino - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mazino
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2018
Üye No: 55378
Mesajlar: 327
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 194
193 Mesajına 328 Teşekkür Aldı
Standart

Cumhuriyet’te tasfiye DİSK’lilerle başladı: Faruk Eren ve Bülent Özdoğan görevden alındı



Cumhuriyet Vakfı üyeleri ve gazetenin yazarlarının tutuklanmasına ve 25 Nisan’da görülen karar duruşmasında toplam 81 yıl 45 gün hapis cezası almalarına yol açan davada, savcılık makamına dayanak ve destek olan isimlerin yer aldığı Alev Coşkun başkanlığındaki yönetim kurulu icraatlarına erken başladı. Gazetenin 17 ay tutuklu kalan Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu’nun yerine Aykut Küçükkaya getirilirken yazı işlerinde de tasfiyeler yaşandı.
Bugün (7 Eylül) sabah saatlerinde Selahattin Demirtaş’ın ceza aldığı mahkeme kararını “Demirtaş’a ilk terör cezası” başlığıyla duyurduğu için kamuoyu tepkisiyle karşılaşan gazete, akşam saatlerinde de gazetenin yazı işlerinden iki isimle yollarını ayırdı. Vakıf yönetimin ve gazetecilerin tutuklu olduğu dönemde yazı işleri sorumluluğunu omuzlayan Faruk Eren ve Bülent Özdoğan akşam saatlerinde görevlerinden alındı. Gazetenin yarın yeni bir künyeyle çıkacağı öğrenildi. Görevden alınan Faruk Eren DİSK Basın-İş sendikasının genel başkanı, Bülent Özdoğan ise DİSK Basın-İş’in gazetecilik alanında örgütlenmeye başlamasıyla sendikaya üye olan ilk gazetecilerden birisi. İki gazetecinin görevden alınması sonrası, hazırladıkları sayfanın da değiştirildiği belirtiliyor.


“Cumhuriyet’i ele geçirerek susturma operasyonu yeniden sahneye konmaktadır”

DİSK Basın-İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş Sendika.Org’a yaptığı değerlendirmede sendikanın bu konuda kamuoyuna yönelik bir açıklama hazırlığında olduğunu belirterek, “AKP’nin siyasallaşmış yargı operasyonu ile başarısız olan Cumhuriyet’i ele geçirerek susturma operasyonu Vakıf Yönetimi seçimi ile yeniden sahneye konmaktadır” dedi. Yurttaş, Cumhuriyet’in yayın çizgisini iktidarın hukuk mekanizmalarında dava konusu haline getirerek meslektaşlarının tutuklanması ve hapis cezası almasına yol açanların şimdi de bu baskılara göğüs geren DİSK’lileri tasfiye etmesinin sürpriz olmadığını ifade ederek “AKP’nin medya kuşatmasıyla ve bu kuşatmaya ‘cumhuriyet çizgisine sahip çıkıyoruz’ yalanıyla güç verenlerle mücadelemiz sürecek, Cumhuriyet’te DİSK bayrağını taşımaya devam edeceğiz” dedi.


GÜNCELLEME (8 Eylül, 12.00): Pek çok isim ayrılıyor

Yeni künye ile çıkan ilk sayıda Murat Sabuncu’nun ve Ahmet İnsel’in yazılarına sitesinde yer vermeyen gazetede, Orhan Erinç ve Hikmet Çetinkaya’nın da Vakıf yönetiminden istifa ettiği ve bunlarla birlikte Özgür Mumcu, Güray Öz, Kemal Can ve Aslı Aydıntaşbaş’ın da artık yazı yazmayacağı, Musa Kart’ın da çizimlerine son verdiği öğrenildi.
Görevden alma ve istifaya zorlama şeklindeki tasfiye sürecinin ve tepki istifalarının devam etmesi bekleniyor.


http://sendika62.org/2018/09/cumhuriyette-tasfiye-disklilerle-basladi-faruk-eren-ve-bulent-ozdogan-gorevden-alindi-509080/
Mazino isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mazino Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 09.Eylül.2018, 17:27   #5
 
Korçagin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Korçagin
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Mart.2015
Üye No: 52104
Mesajlar: 107
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 79
30 Mesajına 50 Teşekkür Aldı
Standart

Liboşlar gitti şovenler geldi Al birini vur ötekine. DİSKin birilerini grev kırıcılığıyla suçlaması da trajikomik.

Ahmet Şık (ve onun gibilerini) ayrı tutuyorum onlara lafımı yok. ama genel itibariyle Cumhuriyet gazetesine kapak atanlar dümenciydi. Amerikan bayrağın sarılıp yatan Can Dündar gibi karaktersiz sol liboşlardı. Gazeteciliği de manipülasyon gazeteciliği, ajitasyon gazeteciliğiyi bilgi gazeteciliği değil.

Sendika.org un ve Halkevinin de liboş kuyrukçusu olduğunu buradan en yalın haliyle görebiliyoruz.
______________________________________________________
Fakat Malcolm X'in dehası neydi? (...) Haydi, köklerimizi yeniden keşfedelim; Hayır! Deha X harfinde gizliydi. X, bizim köklerimiz yok, köklerimiz elimizden alındı demekti. Peki, bu durum, bizim, beyaz adamınkinden daha evrensel bir topluluk kurmamızı sağlayacak bir özgürlükse? Bu yaratıcılık, ortada olanı ve köklerinden kopartılmanın yol açtığı aile bağları ve göreneklerden yoksunluğun, travmanın yeni bir özgürlüğün yolunu açabileceğini görebilmektir. (Zizek)
Korçagin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Korçagin Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 2 Kisi:
Alt 10.Eylül.2018, 22:21   #6
 
Mazino - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mazino
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2018
Üye No: 55378
Mesajlar: 327
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 194
193 Mesajına 328 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
"ERDOĞAN CESARET VERMELİ"
"Bağımsız, tarafsız yargı arayışı ve hükümetin çabasından memnunum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ivedilikle, net biçimde örnek davranış sergileyerek iktidara cesaret vermesi yargı ve topluma da moral vermesi elzemdir. Cumhurbaşkanı çok belirleyici. Hukuki çelişkilerde, yanlış kararlarda o var gibi bir algı, duygu var. Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetin çaba ve arayışından mutlu olduğunu hem hükümete hem yargıya, topluma hissettirmeli, yargı bağımsızlığını kuvvetli olarak vurgulamalıdır. Hızlı sonuç almamız gerekiyor. Bu konu siyasi çekişmelerin, tartışmaların üstündedir. İktidar, muhalefet kaosun parçası olamaz. Ana eksen, Cumhurbaşkanı, iktidar, muhalefet, medya, kamuoyu, toplum hep beraber yargı bağımsızlığına sahip çıkan ülke olduğumuzu göstermeli, başarmalıyız. Özellikle muhalefet olarak sürece katkı yapmamız, yönlendirmemiz, destek olmamız, ön açmamız, cesaret vermemiz lazım."
Bu yazı dün yayımlanmış. Yani yeni yönetimin yazıları. Şayet "Cumhuriyet Kemalist özüne döndü"dedikleri yukarıdaki yazılar ise doğrudur. Cumhuriyet özüne dönmüş.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/s..._aciklama.html


Liboş miboş bilmem ama Cumhuriyet bir devlet aygıtı idi. Kazanılmış bir aygıttı. İyi bir propaganda aygıtı idi. Devlet geri aldı. Ayrıca "Yetmez ama evet"çi dil ekseriyetle Perinçekçi çevrenin tercih ettiği bir dildir. Forumda Yetmez Ama Evetçi yoktur. Bunlara destek veren yazarlara destek veren yoktur. Bu yetmez ama evet olayı çok bullandırılıyor. Ümit Kıvanç eski bir Yetmez Ama Evetçilerden, 3 yıl önce güzel bir özeleştiri vermiştir;


Alıntı:
Değerli Radikal okurları, bu defalık affınıza sığınarak, bu sütunu kişisel bir izahat için kullanacağım. Yazı da biraz uzun olacak. Gazete yönetiminin de bu zarurî tercihim için bana anlayış göstereceğini umuyorum.
Salı günkü yazımdan ötürü “Twitter linci”ne uğradım. Tepkiye yolaçan mevzu beş-on dakika içinde ortadan kalktı ve yine geldik “yetmez ama evet” meselesine. Zaten bir kişi için “bu, yetmez ama evet oyu vermişti” demeniz, o insanın adi, aşağılık, yüzsüz, pislik, omurgasız, satılık vesaire olmasına yetiyor. Hayatının gerikalanında ne yaptığının önemi kalmıyor.
Toptan sıvamayı neden tercih ediyoruz? Çünkü bizde kimsenin şurada doğru burada yanlış yapabileceği varsayılmıyor. Çünkü muarızlar, muhataplar böyleyse, onları suçlayanlar da yanlış yapabilir oluyor. Halbuki hepimizin, özellikle siyasî hareket, parti önderlerinin yanılmaz olması gerekiyor. Bu yüzden, fikir ve eylemlerin tartışıldığı bir ortamımız olamıyor, kişilerin başa çıkarıldığı veya yere çalındığı bir kültürü hep beraber yeniden üretiyoruz. Bu, özellikle itibarsızlaştırma kampanyalarında işe yarıyor. Önce bir kişiyi alçak, hain vs. ilan edebilirseniz, gerisi kendiliğinden geliyor. O kişiye ait ne varsa alçaklığın, hainliğin parçası oluveriyor. Böyle bir kültürün, insanların kolayca harcanmasından da zararlı sonucu, dışına adım atılması müthiş cesaret gerektiren bir ortalama yaratması, aykırı görüşü, tartışmayı doğmadan öldürmesi. (Türkiye'de yaşadığımız için, insan harcama kısmını sekizinci plana atabiliriz.)
Bu linç furyası sırasında pek çok insandan destek gördüm, “yalnız değilsin” dediler, moral verdiler, önce onlara teşekkür etmek isterim. Ardından, “sen de hata ettin” diyen ve niyeti eleştirmek olanlara teşekkür ederim. Umarım günün birinde onlarla tartışma, yanlışlarım dahil neyi niye yaptığımı izah etme şansım olur. Son olarak da, bana aynı sebeplerle kızan, ama linci ve saldırganlığı eleştirme cesareti gösterenlere teşekkürler. Kolay iş değildi, ortaya çıkıp, “yapmayın!” demek.
Bazıları da, ateşi körüklemeyi, “şuradan da vurun” diye işaret etmeyi ne kadar iyi bildiklerini gösterdiler. “Fırsat budur” deyip, aylardır beklettiği hesabı önceki gün o ortamda görmeye kalkanlar mı, herkesi en çok galeyana getirecek motifleri bulup “haydi haydi” yapanlar mı... Bana yapıldığını bazen unutacak kadar üzüldüm bunlara; sizi temin ederim.
AKP'nin iktidara gelişi, ilk yıllarındaki siyasî saflaşma, burada solun tutumu, 2010 referandumu, sonrasında AKP'nin, tam da yeminli düşmanlarının “böyle yapacaklar” dediği bütün pislikleri yapmaya koyulması, bu arada Taraf gazetesi, konu bensem, orada yazmam, ne yazdığım, neye tepki gösterdiğim, göstermediğim... hepsi tartışılabilir, eleştirilebilir konular; aksi mümkün mü?
AKP'nin bu memlekette sökmeyecek, çıkışsız bir totaliterizm yoluna dümen kıracağını (üstelik kaç defa, “değiştik diyorlar, ama kamuoyu önünde açık bir özeleştiri yapmadılar” diye yazmış olmama rağmen) niye göremedim, buna elbette kafa patlattım. Yanılgıma hangi düşüncelerin, varsayımların yolaçtığını, “böyle yapacaklar” diyen kimlere neden kulak asmadığımı konuşmak, tartışmak istedim elbette. Ama bunu hakkımda yalanlar uyduran, iftiralar atanlarla aynı ortamda yapmak istemedim. Hem de AKP'nin mezhep baskısına dayalı bir acayip rejime yönelişi, sanki herkesin o güne kadarki her türlü yanlışını ortadan kaldırmış, sadece referandumda yetmez ama evet diyen birilerinin yanlışı kalmıştı ortada. Normal zamanda lafını birkaç bin kişiye dinletemeyecek birkaç yüz kişi, olan bitenin başlıca müsebbibi ilan edilmişti. Oysa konuşulması gereken, sadece benim gibi düşünen ve davrananların hataları değil; en az bunlar kadar önemli başka şeyler de var.
Kendi yanlışlarımın kaynaklarına dair kısaca birşeyler söyleyeyim: Niye önderlerinin çoğunun ne mal olduğunu bile bile ilk yıllarında AKP'nin -bana göre “seçilmiş hükümet”ti- attığı birtakım adımları destekledim? (Bu arada, herhangi bir seçimde AKP'ye oy vermedim, referandumdaki evet'i de “AKP'ye oy” saymadığım için verdim.) Askerî vesayet alaşağı edilmeden herhangi bir demokrasi adımı atılamayacağına, toplumumuzun problemli ergen olarak kalmaya devam edeceğine inanıyordum ki, buna hâlâ inanıyorum. Vesayet çekilince ortaya çıkan manzara, vesayet altındaki yıllarda toplumun gördüğü hasarın en canlı kanıtıdır. İkinci olarak, AKP'nin esas olarak, yükselen yeni bir burjuvazinin çıkarlarına göre davranmasını bekliyor, dolayısıyla rotayı AB'den başka yöne çeviremeyeceğini düşünüyordum. (O güne kadar AB düşmanı olan, “yurtsever ordu”ydu, hatırlarsanız.) Bu rota da mecburen daha fazla demokratik adım demekti. (AKP için sık kullandığım tabir, “zoraki demokrat”tı -yanlış hatırlamıyorsam ben bulmuştum bunu.) Özellikle Kürt sorunu ve Kıbrıs sorununda nihayet gereken yapılabilecek diye umdum. Üçüncü olarak, çok kabaca söyleyeyim: dindarlara güvendim. Dindarlara dayanan bir iktidarın en azından bazı pislikleri yapamayacağına dair inancım vardı. Birçok dindar aydınla görüşüyor, çoğulcu-demokratik bir hayatın nasıl kurulabileceğine dair konuşuyorduk. Bunların çoğunun, iktidarı bulunca o güne kadarki hayatlarını kolayca satıvereceklerine ihtimal vermedim. Şahsen tanıdığınız insanlara siyasî kategori gibi bakamazsınız, kişiler sözkonusu olduğunda daha çok yanılabilirsiniz. Ayrıca, dindarların kitlesel olarak katılmadığı bir demokratik rejimin yaşama şansı bulamayacağını düşünüyordum; hâlâ da düşünüyorum. İçinde dindarlar da bulunmazsa Türkiye'de güçlü bir sol hareketin gelişemeyeceğine inanıyorum. Bu yüzden “karşı mahalle”ye seslenmeyi hayatî buluyorum. Vesaire...
Kısaca, herkesin iştahını kabartacağını sandığım bir konuya daha değineyim: Taraf gazetesi, geniş geniş tartışılmalıdır. Patronlarının araştırılması gereken insanlar olduğunu düşünüyorum meselâ. Ancak, evden yazısını gönderen ve gazetenin hiçbir kararında yeri, katkısı olmayan, birçok defa gazeteyi eleştiren bir adama söyleneceklerin sınırı, çerçevesi de gözetilmelidir. (Ahmet-Nedim olayı bu bakımdan ilginç bir örnektir meselâ.) O zaman Taraf'ı “Amerika”nın Tayyip Erdoğan liderliğinde Büyük Ortadoğu Projesi kurma operasyonu çerçevesinde, yurtsever Türk Silahlı Kuvvetleri'ni tasfiye amacıyla çıkardığını, Yasemin Çongar'ın da “Amerikan ajanı” olduğunu iddia eden birileri bugün başka birilerine hesap soruyorsa, kimse de onlara laf etmiyorsa, ortada pis bir vaziyet yok mu? Taraf'ta yazmış herkesi, üstelik yazdıklarını doğru dürüst okumadan “Cemaat tetikçisi” ilan etmek, mâkûl -ve masumane- bir tavır mı? Beş yıl yazdım. (İki buçuk yılının parasını alamadan ayrıldım. Başından itibaren süren bu para ödenmemesi vaziyetini, gazetenin Cemaat ile ilişkisinin olmadığına işaret saymıştım. Aksi halde maddî imkânsızlık çekilmezdi, diye düşünmüştüm.) Başlangıçta haftada iki yazıyordum, sonra bire indirdim, toplam 250-300 arası yazı ediyor. Biri bu yazıları elden geçirse ne kadarında “AKP'ye destek” diyebileceği şeyler, ne kadarında -AKP'ye, özellikle Erdoğan'a, İslâmcılara, gazeteye, gazetenin başka yazarlarına- gayet okkalı eleştiri bulur? Biliyorum, önemi yok. Geçeyim.
Velhâsıl, geçmişe dair bütün konularda ben dahil birçok insanın yanlışlarını görmesi, açıklaması, bir tür özeleştiri yapması gerekir. Fakat görülmeyen şu ki, bu yapılmıyor değil. Özeleştirinin tek tarzı yok. Vaktiyle, okumuş-yazmış diye mâkûl insandır sanıp Davutoğlu hakkında olumlu bir yazı yazdığım için şimdi aylarca uğraşıp onun Türk dış politika doktrini haline gelmiş Stratejik Derinlik'ini paramparça eden bir kitap yazmam, “evet, ben de çok aptalım” dememden daha işe yarar bir özeleştiri şekli değil mi? “Tapeler”in, özellikle mâlûm sıfırlama konuşmasının sahiciliğini ispat için uğraşıp ortaya kanıt koymak sayılmaz, “aptalmışım” demek mi sayılır? Kabataş yalanının inkâr edilemeyecek şekilde yüze vurulması, Soma'da kaza sebebine ilişkin yalanın ilk andan ortaya çıkarılması gibi mevzularda somut, ayrıntıya dayanan çalışmalar yapmak geçersiz, peki, ne geçerlidir?
Bunlar birilerini tatmin etmiyor, çünkü onların kendilerini doğrulamasına, yüceltmesine hizmet etmiyor. Ayrıca kendini solcu sayan birilerinden “tam bir ****** çocuğusun” mesajlarının yağdığı ortamda istenen şeyin sahiden özeleştiri olduğunu düşünebilir miyiz? Sanmıyorum. Dertleri işlerine gelmeyen şeyleri söyleyen insanları itibarsızlaştırmak olan birilerinin tam da tartışma ortamını engellemeyi amaçladıklarını, insanları birbirleriyle konuşamaz hale getirmenin her zaman, ortamı kontrol eden birilerinin çıkarına iş gördüğünü tarihten de biliyoruz. Belki karşı mahalle ile konuşmak, tartışmak yerine bütün gayretimizi kendi mahallemizde birbirimizle boğuşmaya harcadığımız için mahalleden çıkamıyoruz. Çok ama çok üzücü olan, ortamımızın, kültürümüzün çıkışsızlığı görmeye engel olması.
Dünkü Twitter linci sürerken, birçok insan mesajla ya da arayıp, niye cevap vermeye, açıklama yapmaya çabaladığımı sordu, beni bundan men etmeye çalıştı. Gerçekten, bariz küfür-hakaret etmeyen çok insana cevap vermeye uğraştım. “Bu sana yapılan ne ki, linç Ali İsmail'e yapılana denir” gibi sözler hakikaten insanın böğrüne saplanıyor; bunları işitirken, aradan sıyrılıp bir tane de ben vurayım'la yetinmeyen, özel olarak amigoluk yapan güya arkadaşlara bile birşeyler demeye çalıştım. Niye, o anda bilemedim, sonradan bulabildim, işte burada açıklıyorum: çünkü ben aptalım.
Blog'uma bir izahat metni yazıp koydum. Merak edenler için bu yazının linkini de vereyim: Zorunlu bir açıklama[[COLOR=#444444 !important]http://riyatabirleri.blogspot.com/20....html?spref=tw].[/COLOR]
Bugün sütunu bu uzun kişisel izahat ile işgal ettiğim için anlayış gösterilmesini umuyorum.


http://www.radikal.com.tr/yazarlar/umit-kivanc/cunku-ben-aptalim-1384981/
Mazino isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.Eylül.2018, 16:47   #7
 
Korçagin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Korçagin
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Mart.2015
Üye No: 52104
Mesajlar: 107
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 79
30 Mesajına 50 Teşekkür Aldı
Standart

bu Sol Liboş dediğim kişilerin, ne türklerin mazlumlarıyla ne de kürtlerin mazlumlarıyla alakalı herhangi bir duygusal bağı ve kaygısı olduğunu zannetmiyorum. bir şekilde zamanında solcu olmuşlar, belli bölümler okuyup bi yere kapak atmışlar, batı avrupa ve almanya lehine olan güçlerin nesnel ajanlığını yapan züppelerdir. yazdıkları yazılar da hiç bir halta benzemiyor, liseli bi çocuğu getirsen daha güzel döktürür ama onların oligarşi içinde değildir tabi. açkıçası şu düşüncedeyim ki: ulusalcıların bir kesimi -sol liboşlara kıyasla- en azından vatanını, halkını seviyor. gerçekten seviyor. sol liboş ise bardan hatun kaldırmaya çalışan bir laf cambazından başka bir şey değildir. acınasıdır.
______________________________________________________
Fakat Malcolm X'in dehası neydi? (...) Haydi, köklerimizi yeniden keşfedelim; Hayır! Deha X harfinde gizliydi. X, bizim köklerimiz yok, köklerimiz elimizden alındı demekti. Peki, bu durum, bizim, beyaz adamınkinden daha evrensel bir topluluk kurmamızı sağlayacak bir özgürlükse? Bu yaratıcılık, ortada olanı ve köklerinden kopartılmanın yol açtığı aile bağları ve göreneklerden yoksunluğun, travmanın yeni bir özgürlüğün yolunu açabileceğini görebilmektir. (Zizek)
Korçagin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.Eylül.2018, 19:30   #8
 
Mazino - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mazino
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2018
Üye No: 55378
Mesajlar: 327
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 194
193 Mesajına 328 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Korçagin Nickli Üyeden Alıntı
açkıçası şu düşüncedeyim ki: ulusalcıların bir kesimi -sol liboşlara kıyasla- en azından vatanını, halkını seviyor. gerçekten seviyor.


Bu düşüncelerini hangi siyasetçi ve yazarlarla destekleyebilirsin?
Mazino isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 3 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 3 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com