Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Politik Gündem

Politik Gündem Güncel Politik Konuların Okunup Tartışıldığı Bölüm

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Yenilgi, yenilikler ve seçim
Cevaplar
4
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
224
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 26.Mayıs.2018, 20:34   #1
 
Ararat1917 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ararat1917
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Mayıs.2018
Üye No: 55419
Mesajlar: 17
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
6 Mesajına 11 Teşekkür Aldı
Standart Yenilgi, yenilikler ve seçim

Türkiye Devrimci Hareketi bir süredir, çıkışsızlık içerisinde depreşip duruyor. 90'ların ortasından bugüne değin çizgimizin -kısa süreli çıkışlar hariç- dibe doğru olduğunu görmek zor olmasa gerek. Keza bu süreç içerisinde bir kaç yeni denemelerin filizlendiği ve farklı alanların denendiği pratikler de oldu. (halkevleri pratiği örneği, halkın hakları mücadelesi, enerji-sen, dev sağlık-iş vs.) Ancak genel bir durumdan bahsetmek durumundayız ve durum pek de iç açıcı değil. Özellikle 2008'den bu yana büyük bir düşüş, içe kapanış trendi hakim TDH'da. Bu durum stratejik hattın uzağında ve bulanık görüş açılarıyla günlük-politik hamlelerin ivmelerini kullanmayla yani el yordamıyla bu ana kadar sürdü. Peki bugün durumumuz nedir? Geçmişin mirasını tepe tepe kullanarak kendi alanlarımız üzerindeki etkinliğimizi de tüketmemize az kaldı. Bunun en güzel örnekleri yoksul-devrimci mahalleler, toplumsal muhalefetin filizlenme noktaları olan üniversiteler ve ideolojik alanda geri çekilme, hızla mevzileri terketmeye zorlanma ve kalanlar üzerinde de azgın saldırılar olarak ortaya çıktı. Bu durum en nihayetinde artık belirli kümeleşmeler etrafında yüz yüze bakan bir TDH ortaya çıkarttı. Önce kendi militan mücadele mevzilerimizden söküldük, sonra kazanılmış mekan ve pratiklerimizden itildik, kendi kurumlarımızla çekilmek durumunda kaldık ve artık içe kapanık olarak yüz yüze kalmış durumdayız. Durumumuz birbirimizi motive etmek ve statüko üretmek dışına çıkmıyor. Bunu açıklamak için ayrı bir başlık kullanacağım. Başlı başına kötü bir tablo çizmiş gibi görünsem de bu bir olumluluk ve savaş çağrısı olarak da okunabilir. Eskiye ve mağlubiyete dair kibrimizi aşarak, cesur devrimci özeleştirel bir tutum, tabloyu tersyüz edebilecektir. Keza TDH bir çok mücadele deneyimi olan, tecrübeli ve atılgan bir harekettir en nihayetinde. İnandığımız gerçek marksizmse bizim için hakikatten güzel şey yoktur.

Sermaye birikim süreçlerini incelemek gerektiği kanaatindeyim. Bu konuda özellikle İbrahim Okçuoğlu ve Praksis dergisinin konuyla ilgili yazı ve bölümlerini okumayı önermekteyim. Türkiye'de artık kapitalistleşmemiş tek bir ilişkinin kalmadığı koşullarda yaşadığımızı düşünüyorum. Türk tekelci burjuvazisi artık orta düzeyde gelişmiş kapitalist devletin burjuvazisi halini almış durumda. Bölgede emperyalist ABD'nin maşası olmanın ötesinde kendi çıkarlarını ortaya koyan, bunlar için agresif tavırlar sergileyebilen ve geçici ittifaklarla kendi çıkarları uğruna savaşlara giren bir burjuvazi... Ortadoğu ve Balkanların büyük sermaye güçlerinden birisi haline gelmiş bir sermayeden bahsetmek sanıyorum ki abartı olmayacaktır. Bunun için genişleyen dış yatırımları ve sermayenin artı-değer trendini düşürmemek için sürekli ucuzlattığı iş gücünü ve yaygınlaştırdığı taşeron çalışmayı görmek yeterli olabilecektir. Zira TC burjuvazisi emperyalistleşme hayalleriyle ağızları sulanmış, saldırgan bir dış politik hatla ve baskıcı bir iç politik ortamla ilerlemektedir. Sermayenin azgınlaşmış saldırıları seçimlerden ve seçimlerdeki tavırlardan ayrı düşünülemez. Gelen kriz bir aşırı-üretim krizi şeklinde yankılanırken, türk tekelci burjuvazisinin bunun altından kendiliğinden kalkamayacağını düşünmek en iyi ihtimalle saflık olur. zira bu noktada siyasi liderlerin açıklamalarını takip etmek bize bir yol gösterebilecektir. Muharrem İnce'nin bütün ekonomik söylemlerinin TÜSİAD eksenli söylemler olduğu, Meral Akşener'in bütün iddialarının üretim krizini aşmaya yardımcı olacak tüketim kredileri olduğunu ya da RTE'nin bu dönüşüm krizini atlatacak tek aday olduğunu iddia etmesi boşuna değildir. Buna Ertuğrul Kürkçü, Garo Paylan ve de Selahattin Demirtaş'ın bu konudaki açıklamaları da eklenirse tablo açıktır. Seçim, sermayenin kendi geleceğini belirlemek için ağırlık verdiği tarafın kazancıyla sonuçlanacaktır. Bu restorasyon anında düşman ringinde bulunmak ise TDH'ın bir talihsizliğidir. Bu konuda yetersiz, eksik bir bütün ortaya çıkarttığımın farkındayım. Arkadaşlar beni mazur görsün. bu konu ayrıyetten incelenmeli ve araştırılmalı. Bunu da size bırakarak bir sorumluluğu bölüşmek istedim.

Türkiye Devrimci Hareketinde yenilgi ve yenilik

“Peşlerinde kadim ve hürmete şayan ön yargılar ve kanaatler silsilesini sürükleyen tüm durgun, donuk ilişkiler silinip süpürülüyor; yeni ortaya çıkan her şey daha kemikleşemeden miadını dolduruyor. Katı olan her şey buharlaşıp havaya karışıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve sonunda insanlar kendi hayatlarının gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyorlar.” Komünist Manifesto

TDH'ın 90'ların ortasından bu yana süregelen giderek zayıflama trendini "halkın ahmaklığına" havale edecek kadar apolitik olmadığımıza göre bunu tek tek incelemek gerekli. Zira Türkiye'nin 2001 krizinin ardından artık tam anlamıyla kapitalist bir devlet olduğunu ve geçmişin küçük burjuva anti faşist devrimciliğinin menzilini çoktan aştığını görmek mümkündür. Bu sürecin militan-antifaşist direnişçi örgütlerinin giderek altlarının ve kendi alanlarının boşalması tam olarak bundandır. Zira Cephe'nin giderek daralmasını bununla açıklamak ziyadesiyle mümkündür. Öncücülük ve halkçı demokratlığın varabileceği nokta en fazla burasıdır. Tutarlı antifaşist mücadele pratikleri ve militan deneyimler en nihayetinde değişen bir Türkiye'de doğru zemine aktarılamamış ve zayıflama ve dağılma trendi, hem içe kapanma hem de devrimci bir "inat" mantığı doğurmuştur. "Hiç yoksa onurlu yaşam" gibisinden yenilgiyi kabul edecek düzeyde bir politik hat izlenmiş, militan pratikler ise manevi güce ve geçmişin dayanaklarına atfedilmiştir. Bu giderek daralan bir taban ortaya çıkarmıştır. Eskinin uhrevi gücü dağılmış ve geçmişe atıflar, geçmiş özlemleri duyulan bir taban ortaya çıkmıştır. Günü yaşamayan ve dönemsel strateji taktikten uzaklaşarak, yürüdüğü yolları bir daha yürüme deneyimleriyle dolu bir hat izlenmiş, bu durum hem politik sahnede iflasa hem de daralan bir kitle çalışmasına doğru gitmiştir.

ÖDP-EMEP-SİP çevresinde simgeleşmiş legal siyaset zemini ise ayrı ayrı dağılma süreçleri yaşamış, en nihayetinde ufku kendisiyle sınırlı bir siyasi alan ortaya çıkarmıştır. Bunu anlamak için son dönemde ÖDP'nin tavırlarına bakmak yeterlidir. Beşiktaş TAK saldırısının akabinde devletle ortak dilde buluşup "teröre lanet okumak"tan, PKK'ye silah bırakma çağrısı yapmaya kadar geniş bir skalada sistemleşmiş, sistemin güvenli bir sibobu haline gelmiş güvenli solculuğun adresi olmuştur. Göreli ağırlığını sürdüren EMEP ise yine ufkunu kendisine daraltmıştır. Legalizasyon ve kibir hakim hale gelmiş, içe kapanan siyaset anlayışı ve legalizm koşulları yozlaşmış bir "devrimci durum" ortaya çıkarmıştır. SİP ile ilgili eleştirileri uzun tutma ihtiyacı duymuyorum, zira legallik bataklığı devrimci enerjiyi sisteme doğru soğurmakta en muhteşem alandır. Kısacası legallik zehri, görece devrimci istençleri de kendi içine doğru soğurarak kapitalizm düzelticiliğini ortaya çıkarmıştır. Geçmişin mücadele pratiklerine atıflar ve "gömülen silahlar" daimi sohbet konusu olmuş ve bunların dışında politik sahne geçmişin "bilen abileri"ne bırakılmıştır. Son olarak giderek libarelleşen bir çizgiyle BirGün muhalefeti ortaya çıkmıştır. Liberalizasyon zehri burayı tamamen zehirlemiştir.

Öte yandan bugün Kürt Ulusal Demokratik Hareketi çevresinde bulunan irili ufaklı sol ekiplerin giderek öz güçlerine güveni zayıflamış, politik hatları bundan ayrılmaz hale gelmiştir. Son dönemde HDP'ye biçilen misyonlara bakıldığında bunun giderek büyüyen bir yara olduğu ortaya çıkmaktadır. Burada ilgiye mahzar iki grup ESP ve Devrimci Parti olmaktadır. Devrimci Parti, devrimci bir atılımla dışa doğru bir atılım hamlesinde bulunmuştur. Ancak bu hamle kısa sürede içe doğru bükülmüş durumdadır. Zira bu iyimser çıkışın bağımsız politik hattı güçlü bir alternatif olarak örememesi, HDP çevresinde etkinliğin sürmesiyle de birleşince kimlik erozyonunun kapısı sonuna kadar açılmıştır. Zira ESP için ise bu durum çok daha vahim bir biçimde gelişmektedir. Kobane Serhıldanlarıyla ve Rojava Devrimiyle rüzgarı arkasına almasına rağmen, buradan bağımsız bir politik hat çıkaramamış, komünist siyasal aklı aktif,etken hale getirmekten uzak kalmış ve bugünkü durumda HDP'nin politik-pratik hattına düğümlenmiştir. HDP dışında bir tavır geliştirmekte zorlanmasının sebebi hala geçmişin devrimci-demokratik özelliklerinin bugünün koşullarında daha ileri bir kurşun atamamasındandır. Ancak bu grup için söylenebilecek olumlu şeyler de vardır. Politik-pratik açıdan yeniler denenmiş, başarısızlıklara özeleştirel yaklaşılmış ama hem öznel hem nesnel koşullar dışa açılmanın önünde bir set olarak çekilmiş ve dışa açılma iradesi zayıflatılmıştır. Zira bu durum da başlı başına içe kapanma ve ideolojiye güvensizlik durumu oluşturmuştur. bu hareketin ise en göze çarpıcı ideolojik mağlubiyeti TÜSİAD'la el sıkıştırılan Figen Yüksekdağ karesi olmuştur. Bu HDP dışında bir politik-pratik hattın hayata geçmeyeceğini o günden kanıtlamıştır. Ancak bir olumluluk olarak bu iki siyasetin de yer yer kimlik erozyonuna direnişi vardır ve bu bir çıkışın tohumu olabilecek düzeydedir.

Partizan ve SMF(DHF) ile ilgili eleştirilerim için kapsamlı bir gözlemim olmadı. Bu sebeple burayı es geçeceğim. ancak Maoizmin zehri Partizan'da Türkiye'yi anlamama durumunda ısrarı doğurmuştur. Keza yaşadığı iç bölünmeler de bir zayıflık doğurmuştur.

Halkevleri, Alınteri siyasetlerinin ise daha ayrı bir hattı varlığını koruyabilmiştir. Zira Halkevleri uzunca bir süredir kendi özgül ağırlığını koruyabilen nadir siyasetlerden birisidir. Alınteri ise yaşadığı iç bölünmeye kadar yine kendi sakatlığı olan kitleselleşememe sakatlığını sürdürmüş, bölünme itibarıyla da bu durum tavan yapmıştır. Devrimci Proletarya çevresinin kapsamlı ve bana kalırsa yerinde olan eleştirileri okumaya değerdir. Yeni bir başlangıç için çağrı metni okunmaya değerdir. Ancak politik sahnede varlık konusunda hala güçlükler yaşıyorlar. Halkevleri ise özgül ağırlığını koruyabilmiş, yeniye dair atılımlarıyla ileri pratikler sergilemiş olsa da Devrimci Yol geleneğinin genel zaafı olan sosyal-şovenizmle geç hesaplaşmıştır. Olumlu pratiklerin ve belirlenen mücadele hattının sınırlarına dayanması ise henüz yenidir. Bu sebeple halkevlerinin de bir durgunluk dönemi yaşadığını söylemek mümkün. ancak yine de bu konuda iyimser bir ısrarları sürüyor. Fakat en büyük eksiklikleri militanlaşan mücadele pratiklerini bir türlü yerli yerinde konumlandıramaması olmaktadır. Dönemsel militan çıkışları çabucak militan ruhunu kayberedek sinmektedir. Bu da yaşadıkları kronik bir problemdir. Nitelik sıçramasını gerçekleştirememekte ısrarcı duruyorlar.

HDP için ise çoktan miadını doldurmuş olduğunu söylemek mümkün. Ancak bu süreç içerisinde direniş odakları olan Veli Saçılık, Ahmet Şık, Barış Atay gibi adayları mv adayı göstermesi bir heyecan yaratmıştır. Ancak parlemento bu direnişi kendi içine doğru soğurabilecek yetkinliktedir. Burada kriti soru şudur; HDP ve direniş odakları seçim sonuçlarına saygı duyacak mıdır? Eğer duyacaksa bu direniş pratiklerinin ufku burjuva meclisin ötesinde değil midir? Eğer duymayacak neden seçime bütün direniş odaklarını sokmaktadır?

Olasılıklar ve "İradenin iyimserliği"

Son kertede bu seçimler TDH'ı bir eşiğe getirmiştir. Bu eşik artık yeninin ortaya çıkacağı bir eşik olmak yolunda zorlamaktadır. Marksizm hakikattir ve hakikat bize yeniyi dayatmaktadır. Yeni olana karşı tutuculuk yapmak bugün artık bir ihanet anlamına gelmektedir. Seçim gündeminin bir anda bütün solun gündemi haline gelmesi, kendi gündemlerinden tamamen uzaklaşarak düşman sahasında ve bilinmeyen bir yolda tartışılması büyük bir yanlışın kapısını aralamıştır. Bir yanda kendini yakan işçiler varken diğer yanda seçim propagandası yapan bir TDH vardır ve bu durum vahimdir. Düşman ringinde yediğimiz yumruklar aklımızı başımıza getirecekse yenmelidir. Aksi durumda ise bir tasfiyenin eşiğindeyiz demektir. Zira bu süreçte HDP'yi desteklemek ya da boykot etmek gibi bir ayrımın kitleler nezlinde ayırt ediciliği kalmamıştır. Keza HDP'ye giden oylar direniş odaklarına gidecektir. Yani HDP'yi destekleyen kitleler de boykot yapan kitleler de sol-devrimci özlemlerle bunu yapmaktadır. Mühim olan ve aslolan gündemimizi buna doğru kaydırmaktır. Düşman sahasında gücümüzü tükettikçe, biz bu alanın dışına ve hatta üstüne gitmekteyiz. Burada Veli Saçılık'ın Nuriye Hoca'ya verdiği cevap bizim için çok önemli bir veridir. Veli Saçılık gayet burjuva siyasal aklın vereceği bir yanıtla "kendi ödediği bedeller" adına Nuriye hocadan susmasını istemiştir ve bu çok tehlikelidir. Bu veri bizim için bir tasfiyenin verisi olmaktadır. Bir yanda kendini yakan işçiler-çiftçiler ve kol gezen tecavüz, diğer yanda salonlarda aday tanıtan ve bunları seçim propagandası yapan sol... Tablo budur. Ama gerçekler döne döne suratımıza vurmaktadır ki bağımsız politik hattın ve devrimci komünist öznenin örgütlendirilmesi ve faşizme karşı komünist öznenin ideolojik sağlamlığı ve stratejik taktik hamleleri çerçevesinde anti faşist direnişler tek kurtuluş yolumuzdur. TDH bir eşiktedir. Bu eşik bir tasfiyenin ya da bir çıkışın eşiği olacaktır. İkisi de aynı anlama gelmek üzere ya kaybedecek ya da yeniyi bulacaktır. Kaybettiği koşullar artık olumsuz değildir. Taktiksel bir geri çekilme yapamayan TDH kontrolsüz geri çekilmeye tüm mevzilerinden sökülüp atılmış ve artık bu haliyle sadece direnen bir yapıdır. Yenilmeye mahkumdur. İdeolojik zafer üretilmedikçe ve komünist ideolojik,teorik ve politik sağlamlık bir öznede toplanmadıkça mağlubiyet kaçınılmaz durmaktadır. Kaybetmek her anlamıyla olumsuz olmuyor bu noktada. "Aklın kötümserliği, İradenin iyimserliği" ile kendi gündemimize acil dönerek ve kendi gündemimize doğru dışarı açılarak, yeni politik örgütlenme alanlarına hücum ederek ve toplumsallaşan proleteryayı, sistemi yok etmeye yönelmiş bir ordu haline getirmek için şimdiden bir adım atmak gereklidir. Bu adım daha önce binlerce kez yapılmış çağrıların arasından yapılacaktır şüphesiz. Ancak duymak isteyenlere bu fısıltı bile bir çığlıktır.

"bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! "
Ararat1917 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.Mayıs.2018, 00:20   #2
 
ÖzgürToplumsallık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplumsallık
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2016
Üye No: 54673
Mesajlar: 375
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 94
152 Mesajına 241 Teşekkür Aldı
Standart

Burada ilgiye mahzar iki grup ESP ve Devrimci Parti olmaktadır. Devrimci Parti, devrimci bir atılımla dışa doğru bir atılım hamlesinde bulunmuştur. Ancak bu hamle kısa sürede içe doğru bükülmüş durumdadır. Zira bu iyimser çıkışın bağımsız politik hattı güçlü bir alternatif olarak örememesi, HDP çevresinde etkinliğin sürmesiyle de birleşince kimlik erozyonunun kapısı sonuna kadar açılmıştır. Zira ESP için ise bu durum çok daha vahim bir biçimde gelişmektedir. Kobane Serhıldanlarıyla ve Rojava Devrimiyle rüzgarı arkasına almasına rağmen, buradan bağımsız bir politik hat çıkaramamış, komünist siyasal aklı aktif,etken hale getirmekten uzak kalmış ve bugünkü durumda HDP'nin politik-pratik hattına düğümlenmiştir.

burada tartışılması gereken bir mesele var...ESP ve Devrimci Parti çizgileri nasıl bağımsız politik bir hat çizememiş...bu ne anlama gelmektedir...öncelikle bu soruya yanıt vermek lazım...


HDP eleştirileri çeşit çeşit...Reformizm diyen var...Kürtçü-etnikçi ama sınıfsal(!) değil diyen var...Kürt kuyrukçuluğu diyen var...hepsi teker teker ele alınır ve tartışılır...

Fakat şu gerçeklik görmezden gelinerek değil...HDP tek bir çizginin-tek bir politik hattın ortaklaşması ya da farklı çizgilerin bu politik hattı "gewçici" kabul etmesi sonucu kurulmuş bir birlikjtelik değil ki...adı üstünde bir Çatı Partisi dir...kendi içinde zate4n bağımsız politik hatlar mevcuttur...HDP olarak yani çatı partisi olarak kendini temsil etme ve örgütlenme faaliyetlerine katılırlar...

bunları söylemek yorucu...HDK/P tartışmaları hep HDK yapısının legal-parlementer temsilini sağlayan "çatı partisi" üzerinden değerlendiriliyor...birlikteliğin zemini geçmişte HDK ydı...aslında şimdi de öyledir...fakat zamanla ortaya çıkan-ön plana geçen ya da anlaşılmamış olan bazı gerçeklikler var ise bunu o gerçeklikler üzerinden tartışmak lazım...


HDP nin belirli bir politik hattı yok ki...daha doğrusu bir çatı partisi anlamında var...bir ideolojik-çizgi partisi olarak yok...temsil anlamında mevcut iken kendi içinde mevcut olan farklılıkların-ayrışmaların ve seslerin de bütünlüğünde,onların taleplerini birleştiren bir yapısı var...

Halkevleri, Alınteri siyasetlerinin ise daha ayrı bir hattı varlığını koruyabilmiştir. Zira Halkevleri uzunca bir süredir kendi özgül ağırlığını koruyabilen nadir siyasetlerden birisidir. Alınteri ise yaşadığı iç bölünmeye kadar yine kendi sakatlığı olan kitleselleşememe sakatlığını sürdürmüş, bölünme itibarıyla da bu durum tavan yapmıştır. Devrimci Proletarya çevresinin kapsamlı ve bana kalırsa yerinde olan eleştirileri okumaya değerdir. Yeni bir başlangıç için çağrı metni okunmaya değerdir. Ancak politik sahnede varlık konusunda hala güçlükler yaşıyorlar. Halkevleri ise özgül ağırlığını koruyabilmiş, yeniye dair atılımlarıyla ileri pratikler sergilemiş olsa da Devrimci Yol geleneğinin genel zaafı olan sosyal-şovenizmle geç hesaplaşmıştır. Olumlu pratiklerin ve belirlenen mücadele hattının sınırlarına dayanması ise henüz yenidir. Bu sebeple halkevlerinin de bir durgunluk dönemi yaşadığını söylemek mümkün. ancak yine de bu konuda iyimser bir ısrarları sürüyor. Fakat en büyük eksiklikleri militanlaşan mücadele pratiklerini bir türlü yerli yerinde konumlandıramaması olmaktadır. Dönemsel militan çıkışları çabucak militan ruhunu kayberedek sinmektedir. Bu da yaşadıkları kronik bir problemdir. Nitelik sıçramasını gerçekleştirememekte ısrarcı duruyorlar.

yani HDK/P dışında kalmak mı bağımsız politik hattın korunması oluyor...mesele komünistlerin birliği ve komünistlerin bağımsız politik hattı HDK/P yapısı içerisinde,özgün-özerk mücadele yöntemleriyle sürdürülemiyor mu? bu bir sorun ve cevap verilmesi lazım gelen önemli bir sorun...

M-L hareketler nezdinde bana sorarsan,bugün bir çıkış yakalama imkanı olan ya da bir çıkış yakalayabilmiş hareketler nezdinde...buna verecek cevaplarım var tabii ki...

MLKP çizgisi...çıkış koşullarında ayrılıkları aşması...farklı komünist çizgilerin birleşmesi ve enternasyonalist tutumuyla bir çıkış yaratmıştır...bugün Rojava da dahi SYPG ve JSA gibi kendi çizgisinde örgütlenmeler ile Rojava da sivil örgütlenmeler içerisinde yer alabiliyor...hem birliği kurabilmiş olması hem de radikal bir çıkış yaratabilmiş olmasıyla MLKP çizgisi bu konuda net bir görüntü ortaya koymuştur...bugün yasal ortamdaki süreçteki baskı ve sindirilmişliğin önüne geçilemiyor olunması...bunun böyle devam edeceği anlamına gelmez...

neden kitleleri örgütleyemiyorsun? sorusu bir eleştiridir...neden yapamıyorlar...çünkü bağımsız değiller...bu tek başına bir cevap değil üstelik sözde bağımsız politik hatların geldiği konum belli...

tabii ki öncülük yenilikler ve atılımlarla birlikte yapılır...bunlar zamanla kitlesel hale gelemiyorsa...durgunlaşmışsa dahi...tek başına başarısızlık olarak değerlendirmek bence doğru...evet devrimci süreç beklenerek yaratılmaz ancak..zamanı geldiğinde ya da herhangi bir kaotik ortamda öcnülüğü ele alabilmek ve çıkış yaratabilmek komünist hareketlerin önündeki görevlerden en önemlisidir...

Birlikler önemli birer atılımlardır...önüne hedefi doğru koyabildiğinde...bu konuda ESP ve Devrimci Parti gibi oluşumlar hem kendi içlerinde Birlikten doğmaları hem de Birlik içinde bir alternatif olarak durmalarıyla önemli adımlar atmışlardır...

Tek başına ayrışma da kötü bir şey değildir...alternatif olmayandan kopma açısından önemlidir...bu konuda Partizan ayrışması bir "olumsuzluk" olarak değerlendiriliyor fakat olumlu bir zemine de vesile olabilir...bir çizgisel ayrışma olarak netleşebilirse...şuan o kadar net gözükmüyor...


dağılmış olanı...işte üniversitelerde ya da yoksul mahallelerde yitirilmiş kazanımları...tekrar kazanmak...Netleşme olduğu vakit gerçekleşir...kişiler-örgütler-konseptler netleştiği vakit...kitlelere ne verdiğin de anlaşılır hale gelir...düzen partilerinden alternatifi önermek önemli...mevcut rahatsızlığın üzerine gitmek önemli...fakat araya net sınırlar koyarsan...

Düzen Partilerini eleştirip radikal olduklarını zannediyorlar...bir tarafta aydınlanmacılık ve laiklik diyorlar...Birinci Cumhuriyet yıkılıyor-yetişin diye bağırıyor...ondan sonra Birinci Cumhuriyet taraftarlarını "burjuva siyasetiyle" suçluyor...hangisi ön planda bir karar ver...sistem "solcusu" abilerin sana arkanı döndüğü için bugün böyle konuşuyorsun derler o zaman...tabii ki ortada Cumhuriyeti kurtarmak var iken...sana kimse alternatif gözüyle bakmaz...birlik olarak onu görür...

Sistem içi taleplerin tabii ki olacak...fakat bir tarafta bu talepleri günün çelişkisi olarak sunarken başka yerde buna göre tavır takınmıyorsan ve "sosyalizm" diyorsan burada bir çelişki vardır...

sistem içi talepleri...devrimci mücadele ile birlikte savunmak...hatta ancak devrimci mücadele ile gerçekten savunulabileceğini kabul etmek çok zor bir şey değil...HDK/P içerisinde radikal ML de var Apocusu da var sol liberali de demokratik İslami kesimler de...fakat ezilenlerin sistem içi taleplerini ve en önce örgütlenme ve mücadele talebini kabul etme temelinde varlar...

sen devrimci bir insan olarak bu platform da bu taleplerin asıl temsilcisi olmaya aday olmak durumundasın....illa ki HDK/P çatısında bu olur anlamında demiyorum...fakat ilişki kurmak ve ayrışmamak zorundasın...çünkü burada yürüyen bir realite var ve bir ortaklaşma var...

mücadele ve eylem birliği...HDK içinde olmasan da örgütlenmeyi de ortaklaştırabilirsin...fakat onu dışlar ve ayrışmayı teklif edersen buna itiraz edilir...
ÖzgürToplumsallık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.Mayıs.2018, 04:05   #3
 
Ararat1917 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ararat1917
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Mayıs.2018
Üye No: 55419
Mesajlar: 17
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
6 Mesajına 11 Teşekkür Aldı
Standart

Öncelikle değerli cevabın için teşekkürler ÖzgürToplumsallık yoldaş. Eleştirilerinde katıldığım noktalar mevcut. ESP ve Devrimci Parti ile ilgili paragrafı bitirirken "bu iki siyasetin de yer yer kimlik erozyonuna direnişi vardır ve bu bir çıkışın tohumu olabilecek düzeydedir." demiştim zaten. Bu kısa cümle aslında bir çok konuda tekrar gözden geçirilmeyi hak ediyor bence.

Burada ilk olarak neden bağımsız politik hattı ve HDP içerisindeki konumlanışları eleştirdiğimi açıklamam gerekli. Şimdi burada komünist ilkeli bir birlik için gerekli bir çok koşul var. Bu noktada karşılıklı uzlaşıya varamayacağımız için kendi konumumdan ve ESP-Devrimci Parti'yi bağlayan konumdan konuşmak istiyorum. Öncelikle bağımsız politik hat denemeleri oldu. Buna olmadı demedim, lakin enerjilerini buna tam anlamıyla aktaramamaları ve HDP dışında dışarıya açılamamaları zaman içerisinde bunun öz güvensiz bir hal kazanmasına yol açtı. Keza burada işte en büyük örnek "TÜSİAD-Figen Yüksekdağ el sıkışması" olarak yansıdı. Şimdi elbette HDP bir çatı partisidir ve içinde her renkten insan vardır. Ancak burada mühim olan komünist siyasal aklın, kendi çalışmaları ve kendi politik hattının daimi varlığıdır. Yani HDP içinde her çeşit var biz de olalım mantığı geçersizdir. Komünistler illa ki HDP içinde olmak zorunda değildir. Onu desteklemek ile onun içinde olmak çok farklı anlamlar ortaya çıkarmaktadır. Muhakkak iki tavrın da değerli görülecek yanları vardır kendi içinde. Burada mühim olan kendi politik-pratik hattını tutturabilmek ve bir kimlik erozyonunun önüne geçebilmek. Dediğim gibi bu yönde çabaları olsa da şimdilik görünüm pek de olumlu değil. Zira burada temel eleştirim bunun dışına doğru olan hamlelerde yaşanan irade kırılmalarınadır. HDP'nin politik-pratik hattında düğmelenmiş olduğu eleştirisi tam olarak bunadır. Bunun dışında kuruluşu itibarıyla MLKP ve DKP iki güzel örnek olabilir. DKP daha yeni olduğu için biraz daha zamanın göstereceği gerçeklikler olsa da MLKP kuruluşu itibarıyla TDH için büyük bir örnektir. Zira bunun meyvelerini de kuruluşu takip eden süreç içerisinde almıştır. Bu yükseliş trendini sürdürememiş olması zaten eleştiriye tabi olan.

"HDP nin belirli bir politik hattı yok ki...daha doğrusu bir çatı partisi anlamında var...bir ideolojik-çizgi partisi olarak yok...temsil anlamında mevcut iken kendi içinde mevcut olan farklılıkların-ayrışmaların ve seslerin de bütünlüğünde,onların taleplerini birleştiren bir yapısı var..." Bu teorik açıdan doğru. Ancak pratik yansımaları gördüğümüzde buna tam anlamıyla katılmamaktayız. Zira HDP'nin daha önce de belirttiğim gibi yasallık sınırlarını zorlayan pratiklere sahip olması onu gerçek anlamda devrimci bir çizgiye götürmemektedir. Bu noktada işin içine Kürt Ulusal Demokratik Hareketi'nin eleştirisi girer ki, bu çok uzun bir tartışmaya vesile olacaktır. Bu sebeple bunu hiç açmıyorum. zira yazıda da bu sebeple açmadım.

Halkevleri ve Alınteri ile ilgili olan bölümün özel olarak HDP'yle ilişkisizlik üzerinden temellendirildiğini görüyorum. zira benim böyle bir yaklaşımım yoktur. Halkevleri de Alınteri de bu seçimde HDP'yi desteklemektedir açıktan. Keza Oya Ersoy da HDP adayıdır. Buradan benim ayrım kıstasımın bu olmadığı çok açık bir biçimde ortaya çıkıyor sanırım.

mesele komünistlerin birliği ve komünistlerin bağımsız politik hattı HDK/P yapısı içerisinde,özgün-özerk mücadele yöntemleriyle sürdürülemiyor mu? Evet benim de sorum budur. Ve cevabım açık bir hayırdır. Komünist siyasal hattın örgütlendirilmesi ve komünist siyasal öznenin varlığı öncelikle kendini ve kendi gündemini şart koşar. Bu sebeple kendi gündemiyle HDP içerisinde var olabilmesi bazı noktalarıyla tartışmalı hale gelmektedir. Cepheleşme biçimiyle kabul görebilecek olan HDP, komünist siyasal hattın yürüyebileceği bir yol değildir. Zira bahsi geçen ESP ve Devrimci Parti'nin de fikri bu yönde olsa gerek ki, dışarı dönük pratik denemeleri vardır.
Tekrar Alınteri ve Halkevlerine gelecek olursak, kendi bulundukları konumdan izledikleri çizgi bakımından eleştirel bir yaklaşımım olduğu görülecektir. Özellikle Halkevlerinin çizgisine ve pratiklerine doğrudan bir eleştiri yönelttiğim aşikardır. Onların HDP'yi destekleme tavrını olumladığımda bence yazının bütünlüğünde görünmektedir. Alınteri için özel bir parantez açma ihtiyacı duymamın sebebi ise TİKB geleneğinin TDH açısından büyük önemidir. "Küçük ama bolşevik müfreze" komünist değerlere can pahasına sahip çıkmış ancak iç bölünmeler ve ideolojik geri düşmeler, kronik darlık sebebiyle ufkunu daraltmıştır. TİKB'yi ayrı tutarak konuşmam bence son derece normaldir zira bunun böyle tasnifi doğru olandır.

Keza benim bence ikinci cumhuriyetçilere ve aydınlanmacılık, laiklik söylemlerini üretenlere karşı tavrım nettir. Bu ekibin sol adına bir değeri savunmadığını da açıktan söylüyorum. Bu sebeple bu eleştiriyi kabul etmemekteyim. Ancak şu konuda hak veriyorum ki, genişletilmiş bir HDP eleştirisi maalesef bu cepheden gibi anlaşılıyor. Bunu açıklamam gerekliydi. Evet benim bu cepheye karşı tavrım nettir. Devrimci Parti ve ESP üzerinde yoğunlaşmış eleştirilerim de bu hareketlere verdiğim değerle alakalıdır.

Bu noktada benim iddiam ayrışma değildir. Muhakkak demokratik mücadele ve demokrasi mücadelesi için tutarlı bir zemin oluşturmaktadır HDP. Ancak bu noktada eleştirim HDP'yi halkçı demokratik cephe konumuna yükseltgemeyedir. Zira HDP bütün yönleriyle bir halkçı demokratik cephe görünümü sağlamamaktadır. Ancak bu eleştiri illa HDP'nin dışında olalım veya ondan kopalımın değil, bunu destekleyelim ama bunun için HDP içinde olmak gibi bir zorunluluğumuz yokun eleştirisidir. Bu mücadeleyle dirsek temasının sürdürülmesinin önünde HDP'li olmak ya da olmamak engel değildir. Halkevleri ve Alınteri'nin bu konudaki tavrı bu açıdan değerlidir. ancak benim eleştirim bu realiteden ziyade kendi gündeminden tamamen kopuşmuş/kopuşmak durumunda kalmış olan TDH'a yöneliktir. Burada kendi politik hattıyla varolamayan bir siyasi hattın HDP'de temsilinin de mümkün olmadığını söylüyorum. Farkettiysen bu eleştirilerin muhattabı olarak ne HDP'yi ne de Kürt Demokratik Hareketi'ni tutuyorum. Muhattap doğrudan doğruya TDH'dır.

"neden kitleleri örgütleyemiyorsun? sorusu bir eleştiridir...neden yapamıyorlar...çünkü bağımsız değiller...bu tek başına bir cevap değil üstelik sözde bağımsız politik hatların geldiği konum belli..." bu sorunun cevabını sonraki paragraflarda kendin vermişsin. ancak durduğum konumu belirtmek açısından bu soruya da şöyle bir cevap verebilirim; ben de bunu soruyorum? Neden örgütlenemiyoruz? Bunun sebebi çok basit bir biçimde komünist siyasal aklın üretilemiyor oluşu. Bunu yazıda şöyle açıklamışım; "Bu durum stratejik hattın uzağında ve bulanık görüş açılarıyla günlük-politik hamlelerin ivmelerini kullanmayla yani el yordamıyla..." yani bütün halinde kendi hattından kopmuş bir biçim ortada. Örgütlerin fetişleştirildiği, kendi örgütünü amaçlaştıran bir toplamın ortaya çıkmasını eleştirmişim. Bu eleştirinin asıl muhattabının ise ESP-Devrimci Parti olmadığı aşikar sanırım. Zira bu eleştirinin tam karşılığı gelen bir çok kurum varken ESP-Devrimci Parti dışarı doğru çıkışlar denemiştir. Yeniye yönelmiştir ve eleştiri bu yeniye yönelmedeki programatik ve pratik hatalaradır ESP-Devrimci parti özelinde.

Son olarak ise eleştirinin temel yönünün TDH'ın durumu olduğunu belirtmek durumundayım. Zira burada salt devrimci duruş değil, siyasal aklın bir eleştirisi var. Komünist siyasal aklın uzağında, küçük burjuva anti faşist mücadeleler bütününün ve devrimci demokrasinin politik iflasından bahsetmek istemiştim. Bu mücadele etmiyorlar anlamında değil, politik sahnede zayıflamak ve silikleşmek anlamındadır. Keza mücadele etmek ile ideolojik zafer bazen denk düşmeyebiliyor. Ancak dediğim gibi buradaki temel eleştiri yönüm TDH'dır. Bu sebeple HDP eleştirisini çok kısa tuttum. Bu çok daha ayrı tartışılmalıdır. Sorduğumuz sorular ortak, çözüm önerilerimiz ise farklıdır. Benim öncelediğim komünist aklın üretilmesi ve bu aklın ya da öznenin kendine yeni kanallar açarak ilerlemesidir. Burada bütün örgütlerin kepenk kapatmasını ya da bir örgütün bu çıkışı yapmasını beklediğim için değil. Burada benim görüş açım temelinde yeni bir akıl herhangi bir varolan siyasal özneden üreyebileceği gibi, sıfırdan da üretilebilir. Ancak şu anki koşullarımız bize sadece statüko üretmektedir. Bu açıdan problemlidir.
Ararat1917 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.Mayıs.2018, 02:21   #4
 
ÖzgürToplumsallık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplumsallık
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2016
Üye No: 54673
Mesajlar: 375
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 94
152 Mesajına 241 Teşekkür Aldı
Standart

sevgili Ararat197 dostum...yazıda seni ikinci cumhuriyetçilerle falan karşılaştırmadım...zaten bu şekilde de yorumlamam tarzım değildir...eleştirilerine de aslında genelde katılıyorum...benim eleştirim bu bağımsız politik hattın illaki HDP dışı olarak lanse edilmesine karşı çıkmamdan dolayıdır...

Pratikte bu inşa edilemiyor ifadesi önemli...evet doğrudur...misal Apocu hareket içinde de mevcut bir durumdur...yıllardır belediyecilik örnekleri ortadadır...bu konuda demokratik siyasetin çıkış yaratamadığı...çıkmaz hale geldiği bir sürü konu vardır...bunlar hareket içerisinde eleştiri olarak zaman zaman medyaya yansımıştır...


şimdi Komünistlerin birliği meselesine ben yorum yapıyorum...zira ben de kendi görüşümü ve dahi Apocu hareketi TDH nin bir parçası olarak görüyor ve bu şekilde yorumluyorum...tabii ki burada bahsi geçen komünistlerin birliği,M-L anlamda bir birlikteliktir...bu birlikteliğe karşı falan da değilim aslında çok da gerekli olduğunu ve bu kesimlerin de kendi siyasetini bu çıkışla çok ileriye taşıyabileceklerini düşünüyorum...

Şimdi HDP nin çatı partisi olduğu fakat pratikte tek bir çizginin domine ettiği iddiasını ben çok doğru bulmuyorum...

"TÜSİAD ve Figen Yüksekdağ" görüşmesi meselesi ele alımış...fakat Figen Yüksekdağ burada HDP eşbaşkanı olarak görüşüyor...ESP temsilcisi ya da eş-sözcüsü olarak değil...üstelik görüşmenin amacı da sistem içi taleplerle ilgili...misal Kürt sorunu ile ilgili...

bunlar Kuzey Kürdistanda da mevcut...DTSO(Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası) ile görüşülüyor...Öz-Yönetim o bölgede kendi ekonomik sistemini kuracağı söylüyor...DTSO ile DTK Ekonomik Komisyonu görüşmesi oluyor...bir sitede manşet...komünal ekonomiyi patronlarla mı inşa edeceksiniz? diye...

oysa mesele bu değil..kimse gidip DTSO ya "komünal ekonomiyi" birlikte kuralım demiyor...biz bunu demokratik-özerk işleyiş üzerinden işleteceğiz...bu konuda uzlaşalım diyor...demokratik siyaset nasıl devletle görüşüyor...odalarla da görüşecek..


Figen Yüksekdağ da bunu yapıyor...TÜSİAD a kendi "önerilerini" sunmuyor...TÜSİAD ile işçilerin hakları için falan da müzakere etmiyor...devletle görüşüldüğü gibi onun ekonomik yöneticileriyle de görüşülecek...demokratik siyaset sistem içi değişimleri de önemser...Figen Yüksekdağ orada HDP eşbaşkanı olarak var mesele bu...


bu konuda ESP ve Devrimci Parti(buna Partizan,Marksist Tutum,DSİP vb çevreler de dahil edilebilir) HDK/P içerisinde bağımsız tavır alınamıyor iddiasına ilişkin ben genelde soru soruyorum zaten

HDP çatı partisi...bunun içerisinde nasıl bağımsız tavır alınır bilemem...yani bu hareketler parlemento temsili anlamında HDP mütabakatı temelinde var olabiliyorlar...özünde bağımsız-politik hat tartışmaları HDK üzerinden yapılmalı...HDP bir temsili-çatı partisi...zaten bir mütabakat ürünü olarak var...HDP mütabakatın dışına çıkıyor,tek bir çizginin hegemonyasını temel alıyor iddiası bence doğru bir iddia olmaz...

HDK içerisinde bu partiler kendilerini gösteremiyorlar...yani HDK kendini gösterebiliyor mu ki böyle bir eleştiri yapılıyor...ya da HDK nın bunca yıl yapması istenen şeyler yapılmaya çalışılıyor da...başkaları buna engel mi oluyor...böyle bir şey yok...


misal HDK örgütlenmesi içerisinde...misal Emek örgütlenmesi içerisinde...komünistler olarak birlik kurulup...emekçiler özelinde bağımsız faaliyet yürütülebilir...ya da kadın siyasetinde bu yapılabilir...fakat bütünsel bir toplumsal örgütlenme çabası(HDK yapısı) yok ki ortada bağımsız-politik hat gösterilebilecek bir politik alan olsun...

Bağımsız-politik hat...HDP içerisinde gösterilemez...gösterilecekse HDK içerisinde gösterilir...HDP bir mütabakat partisi...çatı partisi...bağımsız-politik faaliyet ancak toplumsal örgütlenmeler içerisinde...ezilen kesimleri örgütlerken ayrı olarak ortaya konulabilir...

misal fiili yaşamdan bir örnek verelim...Rojava daki halk meclisleri ve komünleri içerisinde MLJP çizgisinden gelenler sivil örgütlenmelerde kendilerini bağımsız olarak örgütleyebilirler...misal SYPG isimli bir çalışmaları var...başarılı buluyorum...kendilerini sadece askeri mücadele alanı ile sınırlamıyorlar...sivil alanda da örgütleniyorlar...

bunun Türkiye boyutu olarak HDK da bu şekilde yapılandırılabilirdi...ama olmadı...pratikte işlerliği geçerli olamadı...hep seçimnler ön plana çıktı...çıkması için de nedenler olunca...zaaflı duruşlarla birleştikçe...ortaklaşma sadece seçim ortaklaşmasıymış gibi ele alındı...

haliyle Alınteri ve Halkevleri gibi kesimler içinde...seç.m desteği verince...sanki bağımsız-politik bir hat gösterilmiş gibi oluyor...sanki onların dışında değilmiş...zaten her şey seçim ittifakıymış şeklinde algılanıyor...ben de diyorum ki bu doğru değil...HDK/P örgütlenmesine zaaflı bakışın geldiği son aşamadır...

yani birlikteliğe zaaflı bir bakış olmasa....bağımsız örgütlenmenin de önü açılır...seçim ön plana çıktıkça...ortaklaşma içerisindeki hiçbir kesim kendi siyasetini tam anlamıyla örgütleme imkanına sahip olamıyor...sonra Reformizm eleştirilerine maruz kalınıyor...oysa içerisinde radikal-devrimci hareketler olmasına rağmen....
ÖzgürToplumsallık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.Mayıs.2018, 03:28   #5
 
Ararat1917 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ararat1917
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Mayıs.2018
Üye No: 55419
Mesajlar: 17
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
6 Mesajına 11 Teşekkür Aldı
Standart

ÖzgürToplumsallk yoldaş, bir çok konuda uzlaşıya varabilmemiz çok sevindirdi beni açıkçası. Ancak HDK ya da HDP içerisinde bağımsız politik bir hattın tutturulamayacağı iddiasını biraz açmak gerekliliği duydum. bunun dışında aşağı yukarı ortak düşünüyoruz. Aslında benim bahsettiğim şey, TDH'ın içine dönük bir yenilenme olduğundan, bu hattın inşası yine kendi içine dönük olmak durumunda kalıyor. Bu durum HDK'nin içinde ya da dışında farketmeksizin kendi politik hattının inşasını ön plana çıkartmak zorunluluğu doğuruyor. Politik-pratik sahnede varlık meselesi buraya düğümleniyor. Aksi taktirde dediğim gibi HDK-HDP içinde var olup olmamak üzerinden bir kıstas düşünmüyorum. bu belirli bir stratejiye bağlı bir hamledir ve basmakalıp hamlelerle de sınırlı düşünemeyiz. Bu sebeple, bu durum anın koşullarına göre değişkenlik gösterebilir. Ancak dediğim gibi HDK ya da HDP içerisinde komünist siyasal hattın örgütlenmesi mümkün değildir. Senin de açıkladığın gibi demokratik alanın ve demokratik zeminin zorlanması özelinde bir ağırlığı vardır HDK/HDP'nin. -Bu konuyu bir alt başlıkta açacağım tekrar.- Bu sebeple de HDK/HDP içerisinde bir yenilenme ve yeni çıkış arayışı komünist bir pratik için makul kalmamaktadır. bu yenilenme ihtiyacı legal/illegal politik-askeri bir çok boyutla alakalıdır ve programatik-teorik-ideolojik alanları da kapsamaktadır. Bu başlı başına yenilenme için ayrı bir örgütsel forma duyulan ihtiyacı da ortaya çıkarır. Bu sebeple HDK/HDP içerisinde mümkün değildir. Ancak bu kuruluş hattının HDK/HDP ile ittifakları veya da HDK/HDP ile birlikte çalışmaları ya da onun içinde olmaları bir tercih meselesidir. Zorunluluk olan bununla daimi dayanışmadır. Bu ayrı tabii ki. HDP'nin çatı partisi olması ve içerisinde bağımsız politik tavrın gerçekleşememesine de katılmaktayım. Ancak uzlaşı yine demokratik zemindedir.

Figen Yüksekdağ'ın görüşmesi de sembolik anlamda devrimci saflarda moral bozukluğu oluşturmuştur. Zira fotoğraf el sıkışma üzerindendir ve HDP içerisinde bunu gerçekleştirebilecek bir çok kişi varken Figen Yüksekdağ'ın bunu gerçekleştirmesi bir moral bozukluğu yaratmıştır. Arkaplanından ziyade ben sonucuna dönük bir eleştiride bulunmaktayım.
Şimdi burada son konu olarak HDK/HDP içerisindeki komünist tutuma gelmek gerekli. Burada eleştirel bir birliğin olduğunu söylemek mümkün. Zira komünistler HDK/HDP içerisinde bir çok bileşenle eleştirel bir biçimde dönemlik bir ittifak gerçekleştirmektedir. Zira bu durum da kendi içinde yine iç mücadele hattını ortaya çıkarabilme potansiyeli taşımaktadır. ancak tabii ki verili koşullar böyle bir tartışmanın gerekliliğini ortadan kaldıracak düzeydedir. Benim burada temel eleştirim HDP'yi halkçı demokratik cephe örgütlenmesi olarak görmeyedir. Bu konuda tartışmaya açık bir birlik mevcuttur. Halkçı demokratik cephe olma yolunda elbette son hamleleri ileri düzeyde de olsa kat etmesi gereken mesafe vardır HDP'nin. Onun halkçı olması başlı başına bir halkçı demokratik cephe özelliği gösterdiği anlamına gelmediği gibi tersinden halkçı demokratik cephe özelliklerini tamamen taşımaması da onu doğrudan burjuva siyasetin parçası yapmaz.

Bu noktada HDP ile ilgili düşünceler önem kazanmaktadır. Ben HDP'nin ufkunun demokrasi ile sınırlı olduğu kanaatindeyim. Bu durum aslında başlı başına devrimci bir moment oluşturmamakta. Ancak Türkiye ve Kuzey Kürdistan'ın koşulları ve devlet biçimi en ufak demokratik taleplere bile şiddetle bastırma eğilimi göstermektedir. HDP'nin talepleri başlı başına devrimci değildir, onu devrimci kılan sistemin içsel özelliğidir. Ancak bu örnek vermek gerekirse kürt sorunu burjuva liberal bir çözüme kavuştuğunda ortadan kalkacaktır. Tabii ki şimdilik burjuva liberal çözüm bile yakın değilse de bu durumu değiştirmemektedir.

Halkevleri ve Alınteri için ayrı bir parantezle eleştirmemin aslında temel sebeplerinden birisi, iki siyasetin de ayrı ayrı politik çıkışlar denemesi oldu. Örnek vermek gerekirse Alınteri'nin işçi sınıfına açılma girişimi, legal alanın kullanımında artış ve AFMK pratikleri, akabinde Emeğin Yumruğu politikası (Her ne kadar hayata geçemese de) ya da Halkevlerinin, halkın hakları mücadelesi, enerji sen, dev sağlık iş gibi sendikal denemeleri ve de kolektifler ile bir çıkış deneyimi. (burada yanlış anlaşılmanın önüne geçmek için kolektiflerin siyasal hattının da büyük oranda hatalı olduğunu düşündüğümü belirtmem gerek. Öğrencilik artık başlı başına bir aydın kimliği değil bir piyasa kimliğidir. Bu sebeple bu hattın örgütlenmesi ile işçi sınıfının örgütlenmesi yer yer örtüşmektedir.) Bu ayrı denemelerinden dolayı ve de halkevlerinin ÖDP-SİP çevresiyle ismi anılırken uzunca bir süre, bundan koparak militan mücadele odaklarına yakınlaşması, HDP özelinde Kürt Ulusal Demokratik Hareketi ile yer yer kurduğu ittifaklar da önemlidir. Legalizm zehrinin, panzehiri olarak militan mücadele odaklarına yüzlerini dönmeleri onların ayrı bir konumda durmasını sağlayabildi. Burada halkevlerinin bağımsız denemelerinden kasıt HDP'den uzaklık değil de ÖDP-SİP çevresinden uzaklaşma ve sıçrama deneyimleridir. Bunu tam olarak açamamışım. Alınteri için ise eleştirim daha çok pratik yönlüydü. Pratik hattının bir türlü gelişkin politik hatla örtüşmemesi daralma, içe kapanma ve teoride tutuculaşma eğilimi doğurdu ve son yaşadığı bölünmeyle kan kaybı arttı. Bu noktada bu iki siyasetin, görece sıçrama deneyimleri kendi bulundukları noktadan ileri bir noktaya olduğu için ayrı tutmak durumunda kaldım. Zira bence eğer HDK/HDP içerisinde olmasaydı ESP- Devrimci Parti de burada değerlendirilirdi. Ancak solun verili durumunun tasnifi için HDK/HDP çevresi diyerek konuşmak daha rahat bir tasnif imkanı sunmakta keza somutta da durum böyle.

Genel olarak katıldığım bir çok şey olmasına rağmen ayrışma noktalarım bunlar. Aslen temel ayrışma noktam ise eleştirinin TDH'a ve özelde de komünistlere dönük olmasıdır. Zira bu noktada ben hareketi eleştiri menzilinin dışında bırakmaktayım. Sanıyorum ki ÖDP-EMEP-SİP çevresi de doğrudan dışında kalıyor bu menzilin... Fakat elbette bu konuda tartışmak, fikir üretmek ve konuşmak önemlidir. Bence ağır bir yaradır ve çözülmelidir.
Ararat1917 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com