Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Politik Gündem

Politik Gündem Güncel Politik Konuların Okunup Tartışıldığı Bölüm

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Günün Köşeyazıları..
Cevaplar
4
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
239
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 22.Temmuz.2018, 20:23   #1
 
Mazino - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mazino
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2018
Üye No: 55378
Mesajlar: 311
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 190
181 Mesajına 314 Teşekkür Aldı
Standart Günün Köşeyazıları..

Günün dikkat çeken önemli köşeyazıları bu başlıkta paylaşılacaktır.
Mazino isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mazino Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 23.Temmuz.2018, 11:03   #2
 
Mazino - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mazino
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2018
Üye No: 55378
Mesajlar: 311
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 190
181 Mesajına 314 Teşekkür Aldı
Standart

Girişi sert bir yazı ile yapalım

Ortadoğu toplumunun devrim sorunu

Toplumsal sorunların elbette bütünsel olarak devrim sorununda düğümlenmeleri anlaşılırdır. Devrimi değişik tanımlamaya çalışacağım: Ortadoğu uygarlık tarihini, bir yönüyle karşı-devrim tarihi olarak yorumlayabiliriz. Neye karşı-devrim? Uygarlık sisteminden dıştalanan tüm toplumsal unsurlar için bir karşı-devrim. Kadına, gençlere, tarım-köy toplumuna, konar-göçer kabile ve aşiretlere, gizli mezhep ve inanç sahiplerine, köleleştirenlere karşı-devrim. Uygarlık kendi öz çıkar güçleri için yeni bir düzen veya devrim iken, karşıt güçleri için yıkım ve karşı-devrimdir.

Benim için devrimin anlamı, uygarlık sisteminin sürekli alan ve uygulamasını daralttığı ahlaki, politik ve demokratik toplumun yeniden ve daha geliştirilmiş olarak bu niteliklerini kazanmasıdır. Bir Marksist, sosyalist için devrim “sosyalist toplum”dur. İslam devrimcisi için “İslami toplum”dur. Burjuva için “liberal toplum”dur. Aslında böyle toplumlar yoktur. Bunlar adlandırmalardır, Ortaçağda olduğu gibi. Toplumlar birer ideolojik etiket takılarak nitelik değiştirmezler. Örneğin bir sosyalist Sovyet insanıyla, liberal Avrupalı insan arasında köklü farklar olmadığı Sovyetlerin çözülüşünden sonra yeterince anlaşılmıştır. Bir Hristiyan ile Müslüman arasındaki dinden kaynaklı farkların yaşam üzerindeki etkileri son derece cüzi’dir. Eğer toplumlar arasında niteliksel bir ayrım yapılacaksa bu, ancak tanımlamaya çalıştığımız ahlaki, politik ve demokratik toplum nitelemesi temelinde yapılabilir. Köklü farklılıklar bu kavramlar ve yansıttıkları olgularla daha gerçekçi olarak belirlenebilir. Şüphesiz daha ahlaki, politik ve demokratik olan toplumlar özgürlüğü ve eşitliği yaşama olanaklarına daha fazla sahiptirler. İsteyen buna sosyalist toplum da diyebilir.

Kapitalist modernite sorun çözme aracı değil

Ortadoğu toplumunun gerçekçi bir yorumu yaşanması gereken devrimin ahlaki, politik ve demokratik niteliklerini tespit etmekte güçlük çekmez. Denenen tüm geleneksel ve modernist ideolojilerin, durumu daha da sorunlu hale getirdikleri, gelişmelerden anlaşılabilir. Bu sonuçlar politik ve ahlaki demokrasinin olmazsa olmazını kanıtlamaktadır. Demokratik siyasetsiz dolayısıyla ahlaktan da yoksun toplumun temel devrim sorunu bu nitelikleri kazanma sorunudur. Devrim sorunu bu temelde konunca siyasi program, stratejik ve taktik mevzilenmeler, doğru pratik adımlar da buna göre belirlenebilir. Bu tarz bir devrim anlayışı İslami, sosyalist, milliyetçi devrim yaklaşımlarından çok farklıdır. Son tahlilde bu yaklaşımlar kapitalist modernite içinde özellikle ulus-devletle sonuçlanmaktan geri kalmazlar. Kapitalist modernite ise sorun çözme aracı değil büyütme ve tüm topluma yayma aracıdır.

Tersine devrim; ahlaki, politik ve demokratik alan uygulamalarında mesafe aldıkça kapitalist moderniteden uzaklaşma ve demokratik moderniteyi somutlaştırmaya başlar, gelişir. Devrim sorununa ilişkin bir farklılığı da yaşam ve eylem tarzında belirlemek önemlidir. Düz çizgisel yaklaşımlar ne kadar hatalıysa; teori-pratik ayrımlarını fazla açmak da hatalı eylemlere götürür.

Çok iyi bilinmesi gerekir ki devrim öncesi ve sonrası için farklı yaşam biçimleri yoktur. Özellikle bir devrimci için. Eylem insanı olduğu kadar teorik donanım birlikte yaşanır. Ahlaki, politik ve demokratik nitelikleri günlük yaşamında söylem ve eyleme yansıtmayana devrimci denemez. Bunların devrimci militanca bir yaşamı olamaz. Ayrıca sadece direnişçilikle, toplumu öz savunmayla eylemci olunamaz. Öz savunma savaşı, her tür direnişçilik; ahlaki, politik ve demokratik toplum inşalarıyla bütünleştirilemezse kalıcı başarı şansı olamaz.

Kendi tarihi değerlerine uygun olarak bütünleşmeli

Toplumun sorunları nasıl bir bütünlük arz ediyorsa devrimin ve devrimcinin de tüm söylem ve eylemlerinde siyasi program, strateji, taktik planlamayı iç içe yaşaması gerekir. Yaşam akışkanlığı bir bütündür. Kopuk aşamalarla yaşayabileceğimizi sanmamalıyız. Eğer bazı tarihi örneklerden ders alacaksak; Zerdüşt, Musa, İsa, Muhammed örnekleri son derece öğreticidir. Bu örnekler Ortadoğu toplumları için devrimlerin ve devrimcilerin nasıl bütünlüklü, yoğun tempolu, ilkeli ve pratik olmaları gerektiğine dair binlerce yıl önceden bizleri uyarmaktadırlar. Ortadoğu devrimleri kapitalist modernite kalıplarına göre değil, kendi tarihi değerlerine uygun olarak ama güncel bilimle bütünleşerek başarılı olabilir.

Sonuç olarak Ortadoğu toplumunda bunalım ve sorunları üç aşamada özetlemek mümkündür. Birinci aşama; M.Ö. 3500’lerde kendini iyice belli eden hanedan, hiyerarşi, kent, iktidar, devlet ve sınıf olgularının etrafında gelişen merkezi uygarlık sistemi, toplumsal sorunların kaynağıdır. Bu sürece dıştan kabile sistemi, içten İbrahimi ve Zerdüştik dinsel sistemlerle yanıt verilmeye çalışılmıştır. İkinci aşama; İslami uygarlıkla son çıkışını yapan merkezi uygarlık sisteminin MS 1200’lere doğru biriken sorunlarına karşı Rönesans girişimlerini tam başarmayıp İtalyan Yarımadasındaki kent uygarlık çıkışlarına öncülüğü kaptırmakla bunalım ve sorunlarının daha da derinleşmesini yaşama sürecine girmiştir.

Günümüze doğru “Şark Sorunu” adı altında yaşanan üçüncü aşama; Avrupa’nın merkezi uygarlık sisteminin hegemonyasını ele geçirmesi ve bölgeye yönelmesiyle birlikte 1800’lerden itibaren yaşanmaya başlanmıştır. Kapitalist moderniteye dayalı gelişen geleneksel ve modernist çözüm arayışları ise sorunların daha da ağırlaşmasıyla sonuçlanmış, kriz, soykırım ve intihar eşiğine kadar varan olumsuzluklara yol açmıştır.

19/07/2018

http://yeniozgurpolitika.net/ortadog...vrim-sorunu-2/
Mazino isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mazino Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 26.Temmuz.2018, 21:36   #3
 
Mazino - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mazino
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2018
Üye No: 55378
Mesajlar: 311
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 190
181 Mesajına 314 Teşekkür Aldı
Standart

Son dakikada yaşanan Rahip Brunson ve ABD tehditleri ile ilgili bir yazı:

Al Papaz’ı ver Halkbank’ı

Tutuklu bulunan ABD’li din adamı Andrew Brunson’un Ankara ve Washington arasında ciddi bir pazarlık konusu olduğu, sır değil.
Dün, Brunson sürpriz bir kararla cezaevinden ‘ev hapsine’ alındı. Ardından Halkbank hisseleri yüzde 16 yükseldi. Piyasalar aptal değil. Ortada bir anlaşma olduğunun kokusunu alıyorlar. Brunson’ın ev hapsine çıkması muhtemelen New York’taki Zarrab davasında ceza alan Halkbank yöneticisi Hakan Atilla’nın sonbaharda Türkiye’ye gelmesi demek. Nasıl mı? Anlatayım...

Brunson, neredeyse iki yıldır ipe sapa gelmez iddialar ve gizli tanık ifadeleriyle tutuklu. 23 yıldır Türkiye’de yaşayan misyoner, darbeye kadar İzmir’de topu topu bir avuç insanın gittiği bir Protestan kilisesinin başındaydı. Ancak darbe sonrası kepçe operatörü gibi görev yapan savcılarımız, bu küçük kilise ve oraya gelen üç Suriyeli Kürt mülteciyi, şahane bir iddianameyle ‘Kürdistan kurma’ projesi olarak görmeyi başardı.

En son duruşmada bir gizli tanık, PKK logosuyla İncil bastırdığını ve Suriyeli Kürtlere silah takviyesi için Amerikan hükümetinin YPG kamplarının yerini gösterdiğini falan söyledi. Öylesine pespaye bir dava süreci anlayacağınız.
Ancak dedim ya; dava faslının önemi yok. Zira zavallı rahip aslında Türk-ABD ilişkilerindeki bir pazarlık konusu.

Brunson, ABD’deki kilise cemaati ve Donald Trump’ın dayandığı muhafazakâr tabanda büyük bir sembol haline gelmiş durumda. Bir yandan Kongre, diğer yandan Brunson ile aynı Evanjelik kilisenin mensubu olan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, rahibin bir an önce serbest kalmasını istiyor. Beyaz Saray keza. Olay Türkiye açısından tam bir Midnight Express vakası. Donald Trump, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la her görüşmesinde Brunson’u soruyor.
Aslında Ankara rahibi bırakmaya hazır; ancak karşılığında Washington’dan bazı adımlar istiyor.

Anlayacağınız, rehine pazarlığında bayağı mahir bir noktaya gelen Türkiye, Almanya ile varılan ‘Deniz Yücel’ mutabakatının bir benzerini hedefliyor.
Mayıstaki dava öncesinde Türk makamları, seçime kadar Brunson’un serbest kalmayacağının sinyalini vermiş, ‘Seçimden sonra elimiz daha rahat olur’ demişlerdi. Türk-ABD ilişkilerini takip eden herkes, seçim sonrası Brunson’un serbest kalacağı beklentisi içindeydi.

Diplomatik kulislere göre, varılan mutabakatta seçimden sonraki 18 Temmuz duruşmasında Brunson serbest kalacak, karşılığında da Hakan Atilla Türkiye’ye gönderilecekti. Bu mutabakatı duymayan kalmamıştı. Halkbank’ın eski müdürü, New York’taki Zarrab davasında ceza almış olmasına karşın, Amerikan hükümetinin devreye girmesiyle cezasının kalanını Türkiye’de çekebilecekti.

Nedense 18 Temmuz’da bir sürpriz yaşandı. Varılan anlaşma, son dakikada rafa kalktı. Washington’da kulağı delik bir Türkiye uzmanı, ‘Uçak bekliyordu ancak Ankara son dakikada farklı taleplerle geldi’ dedi.
Neyin ne olduğunu, varılan mutabakatın neden rafa kalktığını, sonra dün neden pat diye ‘ev hapsi’ meselesinin gündeme geldiğini bilmiyoruz...
Belli ki iki başkent arasında sıkı bir pazarlık yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.

Ankara’nın Washington’dan talep listesi uzun: S-400 füzesini alırken yaptırımlara maruz kalmak istemiyor. F-35 uçakları konusunda Kongre engelini aşmak istiyor. ABD Kongresi’ndeki bir dizi kanun teklifinin yok olmasını istiyor. Ve en önemlisi, ekonominin en kırılgan döneminde Halkbank konusunda büyük bir şok yaşamak istemiyor. Sonbaharda gelmesi beklenen Halkbank cezasının küçük olmasını ve önümüzdeki süreçte İran’a yönelik ekonomik yaptırımlardan muaf tutulmayı istiyor.

Bu kadar uzun bir liste varken doğru olan, uyduruk sebeplerle tutuklu bulunan Brunson’un salıverilmesi ve Ankara’nın, sorunlarını Washington’la çatışarak değil uzlaşarak çözmesi.

Brunson’ın bundan sonraki duruşması ekim ayında.
Filmin son karesinde ABD’li rahipin ülkesine döndüğünü, Hakan Atilla’nın da Türkiye’ye doğru yola çıktığını göreceğiz. Ancak o zaman ne zaman, o arada neler olacak hep birlikte izleyeceğiz...

Aslı Aydıntaşbaş

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyaz...alkbank_i.html
Mazino isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mazino Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 06.Ağustos.2018, 10:35   #4
 
Mazino - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Mazino
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2018
Üye No: 55378
Mesajlar: 311
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 190
181 Mesajına 314 Teşekkür Aldı
Standart

Erdoğan, Doları bilerek mi yükseltiyor?

Eyyy haberci arkadaşlar!..
Son günlerde bir tevatür (söylenti) hızla yayılıyor.
Deniyor ki AKP Reisi kendisine biat etmeyen “cemaatler”le papaz oldu, onları defterden silmeye başladı.
Tamam Gülen Cemaati ile papaz olmanın ötesinde kapıştı. Bu daha 15 Temmuz darbesinden epey önce belliydi. 17-25 Aralık ses kayıtları saldırısından da önce AKP Reisi kendisi ile iktidar paylaşımında ölçüyü kaçıran Gülen Cemaati’ni köşeye sıkıştırmaya, kaynaklarını kurutmaya başlamıştı.
Nurcu tarikatların Gülen Cemaati dışında kalan kesimiyle de ipler son seçimden önce koptu.
Keza “biat” etmeye yanaşmadığı anlaşılan Furkan Vakfı da Reis’in hışmından payını aldı. Liderleri Alpaslan Kuytul tutuklandı ve halen Bolu mahpus damında volta atmakta…
Ancak bu kadar mı, ötesi de var mı? Örneğin Gülen Cemaati’nden boşalan devlet kadrolarının Nakşibendilerin Menzil kolu ile doldurulduğu ileri sürülüyor. Peki, Menzil parlayan yıldız da öteki Nakşibendi kollarında durum ne? Reis onlardan da uzaklaşıyor mu?
Ümmet vurgusunu gitgide silikleştiren ve hızla milliyetçi bir ideolojik çizgiyi benimseyen Reis, MHP’siyle, BBP’siyle Türk milliyetçisi partileri Meclis’e taşıdı, fiilen iktidar ortağı yaptı.
Bu söylentileri araştırmak, AKP Reisi ile hangi cemaatin nasıl bir ilişki içinde olduğunu gün ışığına çıkarmak habercilerin görevi.
Yani bu habercilere siparişimdir…

***

Bir başka tevatür daha var ve o da gitgide satır aralarından açık seçik cümlelere dönüşmeye başladı.
Deniyor ki AKP Reisi’nin kimilerine çılgınca gelen ekonomi politikası dövizi amansızca tırmandırıyor ve buna karşı hamaset edebiyatı dışında iktidarın ciddiye alınacak bir önlem aldığı yok.
Çünkü dövizle borçlu olan büyük sermaye (holdingler, bankalar) döviz tırmandıkça bataklığa düşüyorlar. Böyle giderse iflas bayrağını çekecekler.
AKP Reisi’nin özellikle döviz konusunda burnunun dikine gitmesinin bir sebebi var. Hemen hepsi TÜSİAD çatısı altında örgütlü olan bu sermaye grupları laikliği savunuyorlar. Buna karşılık laiklik diye bir derdi olmayan, kendini ya “islami sermaye” olarak tanımlayan ya da dinsel vurgu yapmadan Reis’in kayıtsız koşulsuz destekçisi olan, onun bir işareti ile havuz kurup AKP medyasını oluşturan sermaye grupları var. Reis sermayenin “laikçi burjuvalar”dan “Reisçi sermayedarlar”a aktarmak için döviz konusunda bilinçli olarak bugünkü çizgiyi izliyor…
Tevatür bu.

Şimdi siparişim:
Peki, Reisin isteklerini emir belleyen sermayedarların döviz borcu yok mu? Dövizle borçlu olup batma tehlikesi yaşayanlar sadece laiklikten yana olan ve TUSİAD’da kümelenen sermaye grupları mı?
Yani “Özel sektörün 400 milyar dolardan fazla borcu var” cümlesinin ayrıntılamak gerek. Döviz borcu yüzünden dar boğazda olanlar kimler, olmayanlar kimler?
Habercilere, ekonomi ulemasına siparişlerim şimdilik bu kadar.


Aydın Engin-Cumhuriyet 6 ağustos-2018

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyaz...lerim_var.html
Mazino isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Mazino Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 07.Ağustos.2018, 01:21   #5
 
v-for-Raperîn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
v-for-Raperîn
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 04.Mart.2014
Üye No: 49566
Bulunduğu yer: minnacık mavi gezegen
Mesajlar: 1,176
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 258
513 Mesajına 959 Teşekkür Aldı
Standart

reis seçimi kaybetti, bu gün olmasa da yarın yada yarından yakın zamanda kıburu boylıyacak.
gider ayak ne kadar aparırsam kardır diyor.

sermayedarların derdine gelince , biz ekmek almaya para bulamıyoz onlar kardan zarar ediyorlar.

yeni taktik önerim.
kredi çekin euro yada dolar alın.
15 bin tl ile ayda 1000 tl kazanırsınız.
v-for-Raperîn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com