Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Devrim Tarihi > Türkiye Devrim Tarihi

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi TKP ... Likidasyon...5.Kongre..Nabi...vs.
Cevaplar
13
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
2088
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 18.Temmuz.2014, 01:58   #1
 
Akseymen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Akseymen
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 24.Şubat.2012
Üye No: 42196
Bulunduğu yer: ANTALYA
Mesajlar: 2,990
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 10,051
1,690 Mesajına 4,230 Teşekkür Aldı
Standart TKP ... Likidasyon...5.Kongre..Nabi...vs.

Dostlar bu başlığı Hasan Karataş arkadşın isteği üzerine açtım..TKP yakın tarihi üzerine tartışılmasına gerek olduğunu düşünen tüm dostlar paylaşımda bulunabilir..



Değerli Yoldaşlar,
Burada şunun altını çizmek gerekir: savaşanlar olarak bizim tarihimizi doğru olarak biz yazacağız. Savaşmayanlar, savaştan çekilenler, dönekler değil. Tek tek kişilerin yazdıkları bireyseldir, anıdırlar, burada doğru olan olmayanla, önemli olan olmayanla bir aradadır. Bunlar Leninci tarih anlayışına göre tarih değildir. Tarih, son bulmaz, toplum varoldukça tarih de var olacaktır. Toplumsal gelişmeler toplumla birlikte devam eder. Biz savaşan bir partiyiz, en güvenilir kaynaklar bizim kendi kaynaklarımızdır, taraf tutarız, taraf olmayan bir tarih yazılmamıştır.

1973’te partimiz yeni yönetimle atılıma geçti. Ülkede dostu-düşmanı şaşırtan bir hızla parti örgütlenmeye başladı. Bu süreci çoğumuz birlikte yaşadık. Kooptasyon yoluyla önce PB sonra Merkez Komitesi oluşturuldu. Parti ülkede belli bir örgütlülük düzeyine kavuştuktan sonra 1977 yılında Konya Konferansı gerçekleştirildi. Moskova’da yapılan konferans, konferansa kadarki parti çalışmalarını onayladı. Parti konsolide oldu. Yeni organları oluştu. Parti işçiler, köylüler, aydınlar, üniversiteli, liseli ve çırak gençler içinde ve kadınlar, Kürt emekçileri arasında hızla dikey ve yatay olarak örgütlendi. İşçi sendikalarında, meslek kuruluşlarında ve odalarda, öğretmen derneklerinde, polis derneklerinde, barış hareketinde, çiftçi ve köylü kuruluşlarında, gençlik ve kadın derneklerinde komünistler aktif görevler üslendiler, bu kuruluşların çalışmaları komünistlerin katkısıyla büyük bir ivme kazandı, yığınlarla bağlandı. Büyük işçi grevleri, dev 1 Mayıs göstrileri bunun örnekleridir. Bu hızlı gelişmeler karşısında TİP, TSİP ve diğer hareketlerden bir çok militanın ilgisi TKP’ye kaydı. Bunlardan kimileri Türkiye sorumluları tarafından partiye alındılar. Bunların hemen hepsi ya öğrenciydi, ya da küçük burjuva aydın kesimlerdendi. Bu kadroların partimize yönelmesinde Sovyetler Birliği'nin dünya ölçüsünde artan etkisinin de büyük rolü olmuştur. Partiye grup halinde girilmeyeceği için tüm bu gruplardan gelenler tek tek partiye alınmışlar ve onlara üzerlerinde taşıdıkları eski partinin elbiselerini kapının önünde bırakmaları söylenmiştir. Partide marksist-leninist teori ve pratikle yoğrulacakları ve komünist olacakları belirtilmiştir.

Türkiye’de değişik gruplardan gelen üyelerin komünistleşme süreci maalesef PB tarafından tam olarak izlenemedi. Bu konuda hatalar işlendi. Parti tarihinden dersler çıkarılmadı 12 Eylül darbesinden sonra tüm zayıflıklar ve zaaflarımız su yüzüne çıktı. Bunun nedenleri ne olursa olsun, bugün nelere mal olduğunu acı bir şekilde ödüyoruz. Darbeden sonra görüyoruz ki, parti kadroları doğru bir şekilde yerleştirilmemiş ve eğitilmemişti. Bunların çoğu sınanmadan partiye alınmış ve belli bir stajı olmadan, Türkiye sorumluları tarafından hem illegal, hem de legal alanlarda yönetici konumlara getirilmişlerdir. Alt, orta ve üst parti yöneticiliğine getirilenlerin büyük çoğunluğu küçük burjuva ara katmanlardan, aydınlar ve öğrencilerden oluşuyordu. Bunlar arasında işçi çok azdı. Bu yöneticilerin ezici çoğunluğunun gözünü partide açmış olmadıkları, başka partilerden geldikleri ortaya çıktı. Bugün görülüyor ki, bunlar tek tek partiye alınmalarına rağmen grup olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bugün aldıkları konumlar, vardıkları yerler bunu göstermektedir. Yalnız örgütsel olarak değil, ideolojik ve politik olarak da eski küçük burjuva görüşlerini muhafaza etmişler ve parti içinde kamufle etmesini başarmışlardır. Parti üst yönetiminde bunlara kanat gerenler az değildi. Zaman zaman parti yönetiminde bunları savunanlarla, bunlara karşı çıkanlar arasında ciddi tartışmalar olmuştur. Bunlar parti organlarında yapılan tartışmalardır ve orada kalmıştır. Partinin birliği ve dirliği herşeyin üstünde tutulmuştur.

Yurtdışında ise parti örgütlerinin oluşmasını PB yakından takip etti. Parti birimlerinin sınıfsal durumu, üye ve yöneticilerin geçmişleri PB’nun her toplantısında ele alınmış, karara bağlanmıştır. Başka akımlardan gelen tüm üyeler, PB’da görüşülerek alınmış, sınanmış ve görevlendirilmiştir. Legal alandaki çalışmalarda da böyle olmuştur. Parti disiplinine uymayanlar partiden atılmışlardır. Kıvılcımcı ve Yürükoglu hareketinde olduğu gibi.

Parti içinde böyle iki akım olduğunu ve bu iki akımın sürekli birbiriyle mücadele ettiğini görmek ve anlamak, Partinin hem geçmişini, hem de bugün içinde bulunduğu durumu anlamak için çok önemlidir. Bu iki akım hala tam olarak partide bilince çıkmamış olsa da, bugün de günceldir ve hergün karşılaştığımız bir sorundur. Bu mücadele anlaşılınca partinin bugün içinde olduğu likidasyon daha iyi anlaşılacaktır.


1973 Atılımı sürecinde TİP’le ilişkiler

73 Atılımı sürecinde 12 Mart darbesi nedeniyle yurt dışına çıkan TİP yöneticileriyle ilişkiler kuruldu. Bunlardan Yalçın Cerit ve Umur Coşkun’la görüşüldü. Misafir edildi. Onlara TİP’in ve TKP’nin sınıf savaşındaki yer ve önemi anlatıldı. TİP’in mutlak yaşaması ve güçlenmesi gerektiği söylendi. Önümüzdeki dönemde çalışmaların dirsek teması içinde yapılması konusunda mutabakat sağlandı. Ne var ki, her iki yönetici ayrıldıktan sonra TKP aleyhinde çalışmaya başladı. Boran hapisten çıktıktan sonra bunlarla beraber ikinci TİP’i TKP’ye rakip bir parti olarak yeniden oluşturdu. Bunun üzerine TKP’nin temsilcisi olarak Paris’ten Feridun Aksın yoldaşı bir mektupla Behice Boran’a, TİP yönetimine yolladık, iki partinin önemini bir kez daha belirttik, geçmişten farklı olarak işbirliği yapılmasını, politikaların ve çalışmaların ayarlanmasını, rekabete son verilmesini önerdik. Ne yazık ki, Behice Boran bu teklifimizi reddetti, Türkiye’de kendilerinin olduğunu, işlerine karışılmaması gerektiğini belirtti. Behice Boran bu tutumuyla geçmişten kalan ayrılığı sürdüreceği, yurt dışındaki parti merkezini tanımıyacağı konusunda meydan okuyordu.


12 Eylül Darbesinin etkileri

12 Eylül 1980 darbesiyle ülkede yeni siyasi bir rejim ortaya çıktı. Partimiz ve tüm sol demokratik güçler için çalışma koşulları zorlaşlaştı. Askeri rejim sola karşı tüm barbarlığı ile saldırıya geçti. Bu faşist saldırılar karşısında Avrupa’ya büyük bir politik göç başladı. Partimizin yanı sıra TİP, TSİP, Kürt ulusal demokratik hareketinin değişik parti ve grup yöneticileri, bir çok sol ve demokrat aydın ve sanatcı, sendika ve devrimci gençlik liderleri rejimin faşist saldırıları karşısında yurt dışına çıkmak zorunda kaldılar. Tüm parti ve akımlar için uzun bir politik göçmenlik dönemi başlıyordu. Politik çalışmaların ağırlığı geçici olarak Avrupa’ya kaymıştı.

Darbeden partimiz büyük zayiat gördü. Başta Deniz yoldaş olmak üzere bir çok yoldaşımızı kaybettik. Bu dönemde yurt dışına çıkan kadroların değerlendirilmesi ve yerleştirilmesi konusunda parti yönetiminde ciddi tartışmalar oldu. Yurt dışına çıkan kadroların ezici çoğunluğunu Partizan grubu ve çevresi oluşturuyordu. Nabi ve kliğinin hedefi “sıcak savaşlar içinden gelen bu deneyli kadroları” Batı Avrupa’daki parti örgütlerinin başına getirmekti. Bu deneyli kadroların çoğunluğu TİP’den, TSİP’den ve diğer hareketten gelme üyelerdi. Partizan farksiyonu bunları kendi etrafında toparlamayı başarmıştı. PB’dan kimileri için bunlar yeni bilgilerdi. Ülkede partinin kayıplarının nedeni Türkiye’den sorumlu diğer kişilere yüklendi. Türkiye ve Avrupa’daki parti çalışmaları yeni baştan düzenlendi. Görev taksimi yapıldı. H. Erdal Prag’a gönderildi. Nabi genel sekreter yardımcısı oldu.

Yurtdışındaki çalışmalarımızın yoğunluğunu cuntaya karşı geniş eylem birliği oluşturdu. TİP, TSİP ve Kürt hareketi liderleriyle temaslar ve görüşmeler yoğun bir şekilde sürdürüldü. PKK bu görüşmelerin dışında tutuldu. PKK ile ilişkiye geçmekte parti yönetiminde iki karşıt görüş vardı. Kimi yoldaşlar PKK’nın terörist bir örgüt olduğu görüşünde, buna karşı çıkan yoldaşlar ise, PKK’nın bütün diğer Kürt parti ve grupları gibi ulusal demokratik bir hareket olduğunu söylüyor ve bu çerçevede bunlarla ilişki kurulmasını savunuyorlardı. Bu görüş azınlıkta kaldı. Çoğunlukta olanlar PKK’nın ülkede etkisinin olmadığını söylüyor, Kürt ulusal demokratik hareketini Kürt küçük burjuva aydın parti ve gruplarıyla sınırladırıyorlardı ve böyle de oldu. Bu çizgi daha sonraları Federal Almanya’da PKK’nın terörist olduğu için kapatılmasını öngören Burkaycıların Federal İçişleri Bakanı Zimmermann’a yazdıkları mektuba imza atmaya kadar gitti. Bu politikanın savunucuları Nabi, Veysi, Şeref idi.

Avrupa’daki çalışmalarımızda TİP’e özel bir yer verildi. Bunun nedeni eski birer TKP’li olmuş TİP genel başkanı ve genel sekreteri Boran ve Sargın’ı tekrar partiye kazanmaktı. Eğer partiye dönmüş olsalardı partide gereken yerlerini alacaklardı. TİP ise TKP ile dirsek temasında olan legal, sosyalist bir kardeş parti olarak kalacaktı. Onlar bunu kabul etmediler. Bir bütün olarak TİP’i Marksist-Leninist bir komünist partisi olarak kabul etmemizi istediler ve Türkiye komünist hareketinin temsilcisi TKP değil TİP’dir diye dayattılar. Biz ise TİP’le eylem birliğini savunuyorduk. Boran ve Sargın bu dayatmalarında Sovyet yöneticilerinden yüz buluyorlardı. Bu destek de yeni değildi. Bu Kruşçov döneminden gelme bir çizgidir. Bu durum anlaşılmadan Partinin bugün içinde bulunduğu durum anlaşılamaz. Boran bunu bildiği için de Komünist partisi biziz diye hareket ediyordu.


Kruşçov-Brejnev dönemi

Bilindiği gibi 1950’lerde Kruşçov’la birlikte Sovyetler Birliğinde politik ve ideolojik bir kırılma oldu. Ideolojik olarak Marksist-Leninist ilkeler terk edilmeye, politik olarak sosyal demokrasiye doğru gidilmeye, revizyonist ve reformist görüşler partiye egemen olmaya başladı. Lenin’in ülkesini ortadan kaldırmak için emperyalizm Sovyetler'e sürekli saldırdı. Ekim Devrimi'ne karşı savaşta yenilen emperyalist güçler İkinci Dünya Savaşı'nda Hitler eliyle Sovyetler'e karşı yeniden saldırıya geçtiler. Ama yine yenildiler. Birinci savaş Lenin yönetiminde kazanılmıştı. Bu savaş da Stalin’in yönetiminde kazanıldı. Bu savaş 25 milyon Sovyet vatandaşının hayatına maloldu. Bu savaşta SBKP kadrolarının çoğunluğunu kaybetti. Lenin’in kurduğu sosyalizm Stalin tarafından savunuldu ve korundu. Ama Kruşçov’un gelmesiyle Marksizm temelinde sosyalizm kuruculuğu terk edildi, troçkistlerin, küçük burjuvaların etkisiyle komünizm kuruculuğu diye maceracı, zik-zaklı, dengesiz bir yol izlendi, özde ise kapı kapitalizme aralandı. Bu Ekim Devrimi'nden sonra Sovyet toplumunda ve insanlık tarihinde ileriye doğru giden bir gelişmede geriye doğru en büyük kırılmaydı. Bu karşı devrimin oluşturulmasında ilk adımdı.

Kruşçov politikasının büyük bir tahribata yol açtığı görülünce görevden alındı, yerine Brejnev geldi, bir denge kuruldu. O, Leninzmi savunanlarla sosyalizm düşmanı Krusçovcular arasında dengeyi sağlayan biriydi. O dönem keskinleşen sistem savaşında bir nükleer dünya savaşını önlemek, barışı korumak, dünya devrim sürecini ilerletmek için yalnız sosyal demokratlarla değil, şahinler olan askeri-silah sanayii temsilcileri dışında tüm burjuva kesimleriyle büyük bir koalisyon oluşturmak gerekiyordu. Özünde böyle de oldu, ama bu esnada burjuvaziye büyük tavizler verildi, ideolojik savaştan, dünya devriminden vaz geçildi, Sosyal demokratlarla anlaşarak işçi sınıfının birliğini gerçekleştirme adına sosyal demokrasiye doğru adımlar atılmaya başlandı. Çin yönetimi Kruşçov revizyonizminin bir çok yanlarına doğru eleştiriler getirdi. Ne ki, O, Sovyetler Birliği'nin Ekim Devrimiyle başlayan dünya devrim sürecindeki önemini küçümsemeye gitti ve devrim merkezinin Çin’e kaydığı yönünde ciddi hatalar işledi.

Brejnev’in ölümünden sonra bu anlayışlarla yetişen kadrolar iktidara geldi. Gorbaçov’un genel sekreter olmasıyla sözde Leninizm'e geri dönüyoruz diye Sovyetler’de kapitalist ilişkilere kapı ardına kadar açıldı. Geri dönüşü olmayan bir yola girildi. Sonunda karşı devrim üstün geldi, Sovyetler Birliği, sosyalist sistem yıkıldı. Gorbaçov tahkim komisyonu rolünde sosyalizmi burjuvaziye teslim görevini kendi adına maharetle uyguladı.

1950’lerden beri gizlice içten içe gelişen bu sosyal demokratlaşma şu veya bu ölçüde her partiye dayatıldı. Aralarında TKP de olmak üzere bir çok parti hem bu dayatmalara karşı direndi, hem de Sovyetleri savundu
.


TBKP ve Sovyet yönetimi

Sovyet Yönetiminin bu sağ sosyal demokrat çizgiyi partimize dayatmaları, bizi TİP’le birleşmeye zorlamalarında ortaya çıkmıştır. 65 seçimlerinde TİP’in Meclise girmesiyle sosyalizm ide ve ülküleri daha da yayıldı. Bu şüphesiz ne Aybar’ın ne de Boran’ın başarısıydı. Bu TKP’nin 1920 den bu yana verdiği mücadelelerin bir ürünü ve komşumuz Sovyetler Birliği'nin Hitler faşizmini yanmesinin ve sosyalizm kuruculuğunda elde ettiği başarıların Türkiye'ye yansımasıydı. Sovyetler Birliği’ndeki sosyalizmin başarıları Türkiye halkını da derinden etkiliyordu. Sovyet yöneticileri bu faktörleri gözardı ederek, doğrudan TİP yöneticileriyle ilişkiye geçtiler ve TİP’i komünist partisi olarak gördüklerini söylediler. Sovyet yöneticileri Aybar ve Boran’ın kim olduğunu çok iyi biliyorlardı. Bu söylediklerimizin doğruluğunu Nihat Sargın’ın 12.Aralık 2007 de Tüstav’da yayınlanan yazısında dile getiriliyor. Sargın şöyle diyor:

„Sovyetler Birliği Başbakanı Kosigin 1966’nın son günlerinde Ankara’ya gelmişti. Aybar’la da özel olarak gürüşmek istediğini belirtmiş, Aybar Sovyetler Birliği Elçiliğine çagrılmıştı. Kendi anlatışına göre elçilikte birçok koridordan geçirilerek ulaştığı odada Kosigin’le karşılaşmış ve Kosigin, TİP’i, kardeş parti olarak görmek istediklerini belirtmiş; yani Türkiye İşçi Partisi, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Komünist Partisi’nin kardeş partisi olacak.

Aybar reddetmiş, dışarıya atıfla bir kardeş partinin zaten mevcut olduğunu hatırlatmış, Kosigin o konunun kolayca hallolabileceğini söyleyerek hemen yanıt verilmeden biraz daha düşünülmesini istemiş, ancak Aybar ret kararını değiştirmemiş, yanılmıyorsam bugünkü durumun hem parti, hem de Türkiye-Sovyetler Birligi ilişkileri açısından daha yararlı olabileceğini de eklemiş.

Bunları anlattı Aybar, reddetmişti, ama anlatırken Kosigin’in isteğinden dolayı adeta gurur duyuyor, gururlanıyor gibiydi.
Anlatmak istediğim iki olgu bunlar. İnanıp inanmamakta serbestsiniz, çünkü başta dediğim üzere size göstereceğim başka bir yazılı belge veya tanığım yok, belki bir gün bunların belgesi de bulunabilir ama benim elimde öyle bir dayanak yok. Ama inanıyorsanız, 1951 tutuklanmasından 1988 TİP-TKP birliğine kadar giden kırka yakın yılı birçok bakımdan kafanızda yeniden değerlendirme ihtiyacı duyacağınıza eminim.
Ne demek istediğimi anlattım sanırım; geriye doğru yolculukta eski yorumları yeniden değerlendirmeye yol acacak yeni bilgiler her zaman karşınıza çıkabilir, buna hazırlıklı olunmalıdır.“

Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, Kıvılcım’ın yamağı Vedat Türkali de Berlin'deki bir toplantıda, Sovyetler'in 1960’larda Türkiye'deki partililere yurt dışında yapılacak konferansa katılmaları için haber gönderdiğini ve Türkiye’dekilerin bunu reddettiğini anlatmıştı. Disiplinsizlik yaptıklarını itiraf etmişti. Vedat Türkali daha yaşamaktadır.

Partimizin 1973 atılımı en azından geçici olarak Sovyetler'in bu yaklaşımını bozdu. Parti'nin Avrupa’daki işçiler arasında bir köprü başı kurarak Türkiye’de böylesine beklenmedik bir örgütlenme sağlıyacağını, işçi ve emekçi yığınlarıyla bağlanacağını, ülke politikalarında bir fiil söz sahibi haline geleceğini ne ulusal ve uluslararası egemen güçler, ne de ülkede güler yüzlü sosyalizmi savunanlar ve bunlarla işbirliği yapan TİP yöneticileri, ne de irili ufaklı ilerici sol devrimci örgüt ve kuruluşlar, ne de Sovyet yöneticileri bekliyordu. Gelişmeler bunların hesaplarını bozdu.

Ne ki, Sovyet yöneticileri partimize karşı bu tutumlarından asla vaz geçmediler. Sürekli olarak TİP’le, daha sonra da TSİP’le ve diğerleriyle birleşmeyi dayattılar. Partimizin 1977 Konya Konferansı'nda SBKP’yi temsilen konferansa katılan Sagladin TİP’le birlik konusunu gündeme getirdi, sizden başka komünistler, TİP’liler de var dedi. Ama Bilen tüm delegelerin önünde masaya vurup, “yoktur” diye Sagladin’i protesto etti. Onun bu protestosu kişisel değildi, doğrudan doğruya Sovyet yöneticilerinin yanlış, oportünist politikasına karşı bir protesto ve eleştiriydi. Bilen’in bu protestoso delegeleri rahatlattı. Konferans “Bilen Yoldaş çok yaşa” belgisiyle sone erdi.

Sovyetler'in bu dayatmalarına, TİP’le birleşmeye bütün politbüro üyeleri tam bir birlik içinde karşı çıkıyorlardı. PB, TİP, TSİP ve diğer sol partilerle kardeşçe eylem birliğini savunuyordu. Bu birlik Aram yoldaşın ölümüne kadar sürdü, ondan sonra PB’da denge değişti. Veysi Sarısözen çoğunluk oyuyla PB'ya seçildi.

80’li yılların ilk yarısında Sovyetleri'n etkisiyle partimizdeki fraksiyoncu unsurlar, anti-leninist bir çizgide çoğunluk sağladılar. Parti içinde eski birer TİP’li olan Nabi ve Veysi harekete geçtiler, TİP’le ve diğerleriyle birleşmenin başını çektiler. Bunlar bir yandan 12 Eylül sonrası parti organlarında sağladıkları çoğunluğa, diğer yandan da Sovyet desteğine dayanarak Bilen’e baskı yapmaya başladılar. Iİk başta birleşmeye kesin kes karşı çıkan Bilen zamanla bu iki baskıya karşı koyamaz hale geldi. PB’dan TİP, TSİP ve Kürt hareketleriyle görüşmeleri yürüten yoldaş da Bilen yoldaş gibi bunlarla birleşmeyi değil, eylem birliğini savunuyordu. Bu yoldaş, partimizin TİP, TSİP yöneticileriyle birlikte eylem birliği sorunlarını tartışmak için bir toplantı yapılması konusunda matabakat sağladı. Bu toplantı Prag’da oldu. Toplantıda Behice Boran, TKP’den görüşmeleri götüren PB üyesi için, o bu toplantıya katılırsa biz geri döneceğiz ve toplantıyı terk edeceğiz diye dayattı. TKP delegasyonu Bilen, Nabi, Veysi ve görüşmeleri sürdüren yoldaştan oluşuyordu. TİP’den Boran, Sargın ve Sakalsız gelmişti. TSİP’ten Ahmet Kaçmaz ve Gültekin Gazioğlu vardı. TKP delegasyonu birlik halinde çıkmadı ve Behice Boran’a boyun eğdi. Yoldaş toplantıyı terk etme zorunda bırakıldı. Bu olay 5. Kongre'den önce oldu. Kongre hazırlıkları bu kapitülasyondan sonra hızlandı. Kongre öncesi Nabi’nin genel sekreter olması için Sovyet yönetiminden müdahaleler gelmeye başladı.

Sovyet yöneticilerinin şemsiyesi altında toplanan 1983 Kongresinde partinin likidasyonu fiilen resmileştirildi. Nabi ve etrafındakiler Sovyetlerden aldıkları destekle „işçi sınıfının birliği“ adına TİP, TSİP ve diğer sol örgütlerle organik birliği ilkesizce savunmaya, sosyal demokrat, küçük burjuva çizgide bir yol izlemeye başladılar. Onlar bunu parti organlarındaki çoğunluğa dayanarak, bürokratik santralizmi uyguladılar, parti içinde sanki bu birliğe karşı çıkanların olmadığı kanısını yaratmaya çalıştılar.

1985 de Sovyetler'de Gorbaçov’un yönetime gelmesiyle Nabi daha da güçlendi, parti içinden gelen tepkileri de dikkate almadan TİP’le ve diğerleriyle birlik adımlarını hızlandırdı. Yağcı’nın „Birlik, yasallık, yenilenme“ belgisi bir yerde Gorbaçov’un Glasnost ve Perestroyka belgisnin Türkiye versionu idi. Onun için Gorbaçov politikasının bizde uygulanışı çok kolay oldu. Zira kadrolar önceden hazırlanmış, kayyuma teslim edilmiş bir vaziyette bekliyordu. Bunlar açıkca her alanda Gorbaçov’un yolunu izlemeye başladılar. TİP’le birleşiyoruz diye önce partiyi likide ettiler, tüm örgüt ve birimlerini dağıttılar. Partiyi legalizm bataklığında soysuzlaştırmaya başladılar. TİP’le birleştiler, TBKP’yi kurdular.

Bu birleşmeye parti organlarında karar verilmiş olsa bile, bu birleşmenin yanlış olduğu olgusunu, onun özünün likidasyon olduğu gerçeğini değiştirmez. Demokratik santralizm ilkemize göre çoğunluğun kararı tartışılmaz, karar hiç bir tereddüte meydan vermeksizin uygulanır. Bu her an için geçerlidir. Kararın doğruluğu veya yanlışlığı pratikte ortaya çıkar. Tarihte çok az da olsa böylesi durumlar ortaya çıkmıştır. Çoğunluğun teşekkülündeki iç ve dış faktörlere bakılarak söylenecek olursa, partimizin birlik konusundaki kararının yanlışlığı pratikte kanıtlandı. Böylesi bir karar tekrar edilemez. Önemli olan kararlardan ders çıkarmaktır, aksi felsefi idealizmdir, metafizik görüştür. Tekrarlamak ya deliliktir, ya da amaçlı bir tahribattır, partiyi darmadağın etmektir. Bizde ve Sovyetler'de olan budur: Bugün ne Sovyet ülkesi, ne TKP, ne de TİP vardır.


20 yıllık TKP karşıtlığı

Bundan ders çıkarmayan bazı partili olduğunu söyleyen kişiler, komünistlerin birliği gibi çürük bir silaha sarıldılar. Bunlara bakılırsa bütün sol marksist geleneklerden komünistim diyenleri bir çatı altında toplamak TKP’yi yeniden oluşturmak ve ayağa kaldırmak gerekmektedir. Bu kokteylin içine her soydan ve boydan kişiler dahil ediliyor. Böylesi bir yaklaşım Marksizme-Leninizme aykırıdır. Bunlar Marx, Engels ve Lenin 'in Proudhunculara, Lasallecilere, Kautskilere, Bernştaynlara, Martovculara, Troçkistlere karşı verdiği savaşları görmezlikten geliyorlar. Bunlar partimizin içinden çıkan, sağlı-sollu sapmaları, Şefik Hüsnü, Mihri Belli, Kıvılcımlı gibi oportünistlerin pratiğinden yararlanıyorlar. Sweezy ve Magdoff gibi Amerika’nın istihbarat örgütlerinde ve hükümetinde çalışan kişileri yoldaş diye lanse ediyorlar. Bu görüş ve anlayışlar yeni tipten Leninci parti ilkeleriyle bağdaşmaz. Bunlar kurdukları gruplarla partinin gelişmesini baltalamaktalar. Bunlar Nabi’nin örgütlenme modellerini tekrar ediyorlar, bu modelin üstüne komünist mantosunu giydiriyorlar.


Nabi Yağcı

TBKP, TKP geleneğine bağlı markscı-leninci bir parti değil, tersine bu geleneğin inkarı olan küçük burjuva sol sosyalist bir partidir. TKP’nin ideoloji ve politikasına, örgüt anlayışına taban tabana zıt bir partidir. Nabi Tüstav sitesindeki yazılarında boşuna 1983'deki „TKP 5. Kongresi ile ‘resmi tarih’ anlayışının dışına çıkmaya başlamıştık“ demiyor ve hatta kongre kararının „bu açıdan eksik“ olduğunu söylüyor ve bu „eksik“ yada „yanlışı“ daha sonraki MK plenumunda, karşı çıkan olmasına rağmen, „giderdik“ „TİP ile birliği ‘eşit hakılık’ temelinde birlik olarak formule ettik“ diyor (Tüstav, 25.12.2003). Nabi „TİP-TKP birliğine sıcak“ bakmayan „Bilen’in tarih tezinin… TKP 5. Kongresi'nde kalkmış“ olduğunu ilan ediyor (Tüstav, 31.12.2003).

Ne demektir bu „resmi tarih anlayışının dışına çıkmak“, „Bilen’in tarih tezini kaldırmak“? Nedir TKP’nin, Bilen’in tarih tezi? Evet dünyaya, ülkeye, olaylara bakışta iki tarih görüşü ve yaklaşımı, tezi vardır, her ikisi de sınıfsaldır ve kendi sınıfının tarafını tutar. Bağımsız, partiler üstü bir tarih anlayışı yoktur. Burjuvanın tarih tezi idealizme dayanır, metafiziktir, tanrı ve kapitalizm, mutlak ve ebedidir. Marksist-Leninistlerin tarih tezi diyalektik ve tarihsel maddeciliğe dayanır. Buna göre hareket ve gelişmenin itici güçü mutlak bir dış güçten değil, maddenin, toplumun iç çelişkilerinden gelir, kapitalizm ebedi değildir, onun temel çelişkisinden doğan emek sermaye, burjuva-proletarya çelişkisi, buradan çıkan sınıf mücadelesi onun gelişme yönünü ve sonunu belirler, sosyalizmin kaçınılmaz olduğunu ortaya koyar. Bilen yaşamı boyunca Marksizmi-Leninzmi, sosyalizmi, Sovyetler Birliği'ni, uluslarası işçi ve komünist hareketini, dünya devrim sürecini savundu, kapitalist sömürüye, emperyalist talana karşı savaştı, proleterayanın tarihsel misyonu gerçekleştirmesi, kapitalizmi yıkıp sosyalizmi kurması için işçi sınıfının birliği, emekçi yığınlarla ittifakı, komünist partisinin TKP’nin güçlenmesi için çalıştı. O, hep sınıfsal konumlardan hareket etti, işçi sınıfının ve partisinin içine sızmış olan, işçi sınıfını burjuvaziyle uzlaştırmak, onu onun kuyruğuna takmak isteyen, işçi demokrasisine karşı burjuva demokrasi ve özgürlüklerini savunan, TKP’yi bir küçük burjuva partisi yapmak isteyenlere karşı savaştı. TKP’nin Markscı-Leninci ideolojik, politik ve örgütsel varlığını korudu. Bilen’in tezi, yalnız Bilen'in değil, Mustafa Suphi’nin, Nazım’ın, Demir’in, Aram’ın da tarih tezi bu. Küçük burjuva oportunist, revizyonist, maocu, troçkist uzlaşmacı gruplarla savaşılmadan burjuvaziye karşı savaşta işçi sınıfı tarihsel misyonunu yerine getiremez. Nabi’nin, „dışına çıktık“, „kaldırdık“ dediği Bilen’in tarih tezi işte bu tezdir. Ama kendisi bunun ne olduğunu söylemiyor, söylemekten korkuyor.

Nabi’nin tarih tezi ise, parti içindeki ikinci akımın, Şefik Hüsnü'nün adamlarının, Kivılcımlı'nın, Mihri’nin, Aybar’ın, Boran’ın tezleridir, görüşleridir. 5. Kongre'de bu tez üstün gelmiştir, 1983'de resmen 63 yıllık parti politikası terk edilmiştir. Parti küçük burjuva sosyal demokrat bir yola girmiştir. Nabi’nin tezinin özü idealizmdir, Marksizmin-Leninzmin inkarıdır, sınıf savaşına, işçi sınıfının Marksçı-Leninci devrimci partisine gerek görmeyen, burjuvaziyle uzlaşmayı esas alan görüştür, pluralist anlayıştır, sınıf değil birey merkezli yaklaşımdır, Marksist-Leninst değil, Spinozacı, Kant ve Hegelci anlayışın Türkiye versiyonudur. Toplumsal gelişmeyi belirleyen iç çelişkiler değil, dış güçlerdir, tanrılardır, uzlaşmacılıktır, „karşılıklı bağımlılıktır“, „ulusal mutabakattır“. Ona göre parti bir tek çizgi üzerinde yürüyen bir örgüt değil, içinde yön ve görüş bolluğunun olduğu bir örgüt olmalıdır.

5. Kongre'den ve TİP’le birleştikten sonra Nabi bunları uygulamaya koydu. Bunlar legal alanda herkesin gözü önünde geçti. TBKP’den sonra TSİP’le ve diğer sol gruplarla birleşildi, her birleşmede isimler değişti, önce SBP, sonra BSP oldu. Her birleşme daha çok bir sağa, burjuva saflarına kayışı, kadroların daha çok dağılmasını, tahrip olmasını getirdi. Bu süreçte başta TKP ve TİP’in birleşmesini hararetle savunan parti yöneticileri, büyük bir tekstil işadamı olan Cem Boyner’in kurduğu partiye, „Yeni Demokrasi Hareketi“ YDH’ya katıldılar, açıkca burjuva düzenini, burjuva demokrasisini savundular. Geriye kalan diğer parti yöneticilerinin büyük bir çoğunluğu ise küçük burjuva, ulusalcı-kemalist ve yeşil, troçkist gruplarla birleşerek „Özgürlük ve Dayanışma Partisi“ ÖDP’yi kurdular. Bunlar bir ayağı devlet içinde, diğer ayağı sol içinde olan Mihri Belli, Rasih Nuri İleri, Vedat Türkali, Bilal Şen gibi TKP düşmanlarıyla saf tuttular. Bu da gerçekten Bilen’in tarih tezinin, Marksist-Leninist anlayışın kaldırılması, burjuva tarih tezinin idealizmin partide ikame edilmesidir. 5. Kongre'de alınan TİP’le birleşme kararı sıradan bir karar değildir. Bu kararla parti geleneksel Markscı-Leninci ideolojisini, politikasını örgütsel anlayışını terk etmiş, burjuva ideolojisini, sosyal demokrasiyi, küçük burjuva parti anlayışını benimsemiştir. Bunun için 5. Kongre bir „kopuş“, „ideolojik/politik tarihsel bir yol ayırımıdır.“ Bugün 5. Kongre'yi ve onun kararlarını, TİP’le birleşmeyi, TBKP’yi savunanlar, ona yeniden yasallık sağlamaya çalışanlar, TKP likidasyonunun devam ettirmek, Nabi’nin yolunda gitmek isteyenlerdir, bilimsel sosyalizm temelinde sınıf savaşı yerine küçük burjuva legalizm batağında yuvarlanmayı tercih edenlerdir. 5. Kongre'de yapılan yanlışlıklar ve kongrenin kendisinin bir kırılma olduğu görülmeden, TBKP olgusu, TİP’le birleşme sorgulanmadan, TKP likidasyonuna son vermek, yeni bir atılım yapmak mümkün değildir.

Nabi artık yaptığı röportajlarda, yazdığı yazılarında dönekliğini açıkca dile getiriyor. Daha 1991 yılında Cumhuriyet gazetesine verdiği bir mülakatta Nabi şöyle diyor: „her teori gibi Marksizm de eskiyip aşılmıştır. Artık sınıf mücadelesi toplumsal değişmenin belirleyicisi olmaktan çıkmıştır. Bu da Marksizm adına sevinilecek bir şeydir“ (Cumhuriyet: 21.12.1991). Nabi Yağcı bu mülakatında ben artık marksist değilim, kendi adımada bundan hoşlanıyorum diyor. Onun Marksizm “eskiyip aşılmıştır” demesi bir zırvadır. Zira bilim aşılmaz. Ama Marksizmin neye dayanarak aşıldığını belirtmiyor. O bunu kasıtlı yapıyor. Bu Marksizmi çarpıtmanın en çaylak ve kaba biçimidir. Marksizm herhangi bir teori değildir. Marksizim, günümüzde Marksizm-Leninizm diyalektik ve tarihsel maddecilik, politik ekonomi ve bilimsel sosyalizm olmak üzere biribirinden kopmayan üç ana daldan oluşan bir bilimdir. Bu bilim en modern bilimdir, ileriye doğru hep gelişir ve aşılmaz.


SİP (Resmi TKP) - Türk burjuvazisi - Nabi Yağcı

Eski parti üyeleri birbirleriyle uğraşırken, 2001 senesinde kendisine SİP diyen eski TİP’ten kopma küçük burjuva, troçkist karışımı bir grup bir gecede yangından mal kaçırır gibi kendi ismini değiştirdi, adına TKP dedi, bunu da devlete tescil ettirdi. Bunlar, partiden kovulmuş ve atılmış veya davayı terk etmiş Rasih Nuri Ileri, Ulvi Oğuz, Haluk Yurtsever, Atila Aşut gibi bir sıra kişileri yanlarına alarak, kendilerine bir legitimasyon vermeye kalktılar. Bu parti devletten icazetli bir TKP’dir. Bunun bir örneğini 1920’lerde yaşadık. O zaman ******* de böyle icazetli bir „TKP“ kurdurmuştu. Bunların bizim partimizle, onun gelenek, yöntem ve politikalarıyla, ideolojisiyle hiç bir ilişkisi yoktur, tam tersine bunlar partimizin ideolojisine, politikasına, geleneğine karşıdırlar. Bunların işlevi, genç kuşaklar arasında antimarksist ve antileninist görüşleri yaymaktır, genç kuşaklarla partimiz arasına bir duvar örmektir. Bazı TKP üyeleri SİP-TKP’yi ele geçirmek hayalleri kurmaktadırlar, hatta bazı üye ve sempatizanlar onun adına kanıp ona oy vermektedirler. Bu hayaller ve davranışlar yanlıştır. Komünistin görevi kendi partisini, sahtesini değil gerçeğıni güçlendirmektir.

SİP’liler yalnız ismimizi çalmadılar. Onlar yurtseverlik, ulusallık, devrimcilik kisvesi altında partimizin Marksist-Leninist ilkelerini ters yüz ediyorlar, Kürt sorunu konusunda burjuva milliyetçiliği yapıyorlar, Ergenekonculara kanat geriyorlar. Bunlar kemalist konumları savunuyor, Nabi Yağcı da AKP’yi savunuyor. Her ikisi de burjuva koridorunda koşuyor. Biri Türk burjuvazisinin Ergenekoncu milliyetci kesimiyle, diğeri Nabi Yağcı ise Türk burjuvazisinin milliyetçi-dinci kesimi ve burjuva liberalleri arasında çalışıyor. Bunların, servislerle, askerlerle ilişkileri ayyuka çıkan iki Ergenekoncu, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük abilerinden bir farkları yoktur. Özünde Kürt sorununda ne Nabi’nin SİP’ten, ne de SİP’in Nabi’den bir farkı vardır. İkisi de ayrı ayrı cephlerde Türk burjuvazisinin hizmetinde koşuyor. Türk burjuvazisinin kemalist ve islamcı motiflerle kamuoyunu aldatma mücadelelerini iyi anlamak gerekir. Türk-İslam sentezinin kurucusu ve kollayıcısı olan kemalistler ellerindeki yağlı kuyruğu şimdilik kaçırdılar, bunlar adeta orduya imdat diye bağırıyorlar. Bugün yağlı kuyruğu elinde tutan islamcı kanat ise, islami motifleriyle tabanını genişletmek istiyor ve orduya da yeter artık, benim de bu kuyrukta hakkım var diyor. Cumhuriyetin tarihi, kurulduğundan beri burjuvazinin bu iki kanadı arasında, ordu, polis ve bürokrasi içinde kanlı savaşlarla doludur. Bu iki kanadın arasında altta kalanlar ve canı çıkanlar her şeyden evvel işçi sınıfıdır, köylülerdir, bunların örgütleridir ve Cumhuriyet tarihinde gündemden hiç düşmeyen Kürt halkının direnişidir. Bu kanatlardan birini diğerine tercih etmek, şemsiyesi altına girmek, halk arasında ham hayaller ve umutlar yaymak komünistlikle bağdaşmaz, bu burjuvalıktır, burjuva iktidarına, onun siyasetine teslim olmaktır. SİP, Nabi ve kliği sol ve liberaller arasında iki cepheden burjuva görüşünü yayıyorlar. Her iki tarafın CHP ve AKP’den farkları sol içinde çalışıyor olmalarıdır. Her ikisinin de ideolojik eylemi Türk-islam sentezini günün koşullarına göre yaymak, Türkiye'nin aydınlık geleceğini karartmaktır, Kürt sorununda da direnişi aşağıya çekmek ve çözümsüzlüğü zamana yaymaktır.


Kürt sorunu

Nabi’nin bu milliyetçi politikası 5. Kongre'den beri devam ediyor. Milliyetçilik burjuvazinin dünya görüşüdür, politikasıdır, ideolojisidir. Partimizin görüşü enternasyonalizmdir. Halkların kendi kaderini, yani Kürt halkının ayrılma hakkı da dahil kendi kaderini belirleme hakkını savunmaktır.

12 Eylül'de Türk sol ve demokratik güçleri büyük darbe aldı ve dağıtıldı. 12 Eylül’e karşı direnen PKK öncülüğündeki Kürt hareketi oldu. Cunta ve hükümet Kürt direnişini önce bir kaç “çabulcunun” işi, dış kaynaklı bir terör eylemi olarak göstermeye çalıştı. Partimizin ilk değerlendirmeleri de böyleydi. Kürt sorunu bugün Türliye’nin temel sorunudur ve bunu gündeme taşıyan ve kabul ettiren Kürtlerin kendileridir. Bu Türkiye’nin iç sorunudur. Bundan kaçmak isteyenler, bu hareketi dış kaynaklı gösteriyorlar. Burjuvazinin, Ergenekoncuların bunu böyle koyması anlaşılır, ama bunu genç veya yaşlı bir TKP üyesi yapamaz. Bu parti üyeliği ile bağdaşmaz.

Komünistlerin görevi, Kürt halkına uygulanan zorla asimilasyona karşı çıkmaktır. Ayrılma veya birlikte yaşama Kürtlerin kararıdır. Günümüzde Kürtler çoğunlukla Türklerle birlikte yaşamak istediklerini belirtiyor, bu birliğin eşitlik temelinde olmasını istiyorlar. Bunun nasıl olacağı konusunda kararı Kürtlerin kendisi verecektir, Nabi Yağcı değil. Nabi Yağcı ise Kürt tarafından hükümetle müzakerelere PKK’nın ve APO’nun katılmasına karşı çıkıyor. O bu hakkı kimden alıyor? Nabi Yağcı Türk olduğundan bu hakkı da kendi tekelinde görüyor. Bu açıkca büyük devlet milliyetçiliğidir. Nabi Yağcı bununla da yetinmiyor. O, son yazılarının birinde yapışık ikiz kardeşler benzetmesini yaparak, Türklerin ve Kürtlerin yapışık ikiz kardeş olduğu kanısını oluşturmaya çalışıyor. Bu kardeşlik saçmalığı yeni değildir, bu görüş egemen Türk burjuvazisinin Kürt gerçekliğini inkar ettiğinden beri vardır. Ayrıca bu biyoloji ve tarih bilimleri açısından da doğru değildir, bir çarpıtmadır. Tarihsel gerçekliğe bakacak olursak, Kürtler yaşadıkları topraklar üzerinde binlerce yıllardan beri vardırlar, Türkler ve Araplar olmadan da vardılar. Nabi bu gerçeği görmek istemiyor.

AKP Hükümetinin “başlattığı Kürt açılımı” Kürt sorununa kalıcı demokratik bir çözüm getiremez. Bu onların kendi sınıfsal, politik ve ideolojik milliyetçi konumuyla bağlıdır. Onların amacı Kürt sorununa eşit haklı, barışcıl demokratik bir çözüm getirmek değildir. Kürt halkının özgürlüğü değildir. Onların hedefi Kürt ulusal hareketinin siyasetini dumura uğratmaktır, onun ulusal demokratik direnişini kırmaktır. Bunun içinde değişik yol ve yöntemlere beşvurmaktadır.

Yoldaşlar,
Türkiye işçi sınıfının, köylü ve emekçi yığınların aydın ve gençlerin bugün TKP’ye hergünkünden daha çok gereksinimi vardır. TKP’mizi yeniden yapılandırmak, onu işçi köylü, emekçi yığınlarla, genclik, aydın ve kadın hareketiyle yeniden bağlamak, Kürt ulusal demokratik hareketiyle kardeşçe ilişkiler kurmak önümüzde duran görevdir. Bu görev ancak TKP’nin ideolojik, politik, örgütsel ilkelerini benimseyen ve savunan, Marksizmi-Leninizmi, bilimsel sosyalizmi kendine klavuz edinen kadroları yerine getirebilir.

Nerde bir TKP’li varsa parti oradadır.

Yaşasın TKP’miz! Yaşasın Marksizm-Leninizm!

Yaşasın Proleterya Enternasyonalizmi!
Akseymen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Akseymen Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 3 Kisi:
Alt 18.Temmuz.2014, 02:52   #2
 
v-for-Raperîn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
v-for-Raperîn
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 04.Mart.2014
Üye No: 49566
Bulunduğu yer: minnacık mavi gezegen
Mesajlar: 1,176
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 258
513 Mesajına 959 Teşekkür Aldı
Standart

bu gün 50 yaşında olanlar o günlerin yeni yetmeleri idi.
TKP onlar için hem bir umut hemde bir onur idi.
30 küsür yıl aradan sonra bu özür hangi 50 lik yetime, aslında yetim olmadığını nasıl anlatacak

yukarıda yazılanların pek çoğundan zaten herkes öyle yada böyle haberdar
da, bu partinin üst düzey kadroları, sempatizanlarını haydar kutlu gibi çakallara nasıl ve neden bıraktılar.
sbkp mi sadece suçlu olan burada
yoksa bu kadroların da dik duramayışlarımı?

tbkp nin proleterya diktatörya'sını inkarı ile aslında vaz geçilenin sosyalimz olduğunu tkp sempatizanları anlamadılar mı sanıyorsunuz.

ki onlar o yıllarda 15-25 arası namı diğer kayıp kuşak 78 lilerdi.

bu küs küs oynamak değil

bu kuşak 12 eylülde partisinden ölüm emri bekleyen kuşaktır.
bu kuşak laz ismailden sonra haydar kutlulara rağmen parti merkez komitesinden gelecek her emre itaat edecek olan kuşaktı.



30 yıldır bunları duymuyoruz

Nerde bir TKP’li varsa parti oradadır.

Yaşasın TKP’miz! Yaşasın Marksizm-Leninizm!

Yaşasın Proleterya Enternasyonalizmi!
v-for-Raperîn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
v-for-Raperîn Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 3 Kisi:
Alt 18.Temmuz.2014, 02:54   #3
 
Prototype - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Prototype
Yetkisiz SF üyesi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 21.Eylül.2012
Üye No: 43419
Mesajlar: 1,151
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 993
454 Mesajına 1,169 Teşekkür Aldı
Standart

Ya kardeş samimiyetimden soruyorum,

Siz nesiniz ya? Nasıl bir örgütsünüz siz? şu forumdaki 2 kişi mi sizin partiniz nedir? buraya manifesto yazsanız umurumda olmaz,çünkü yoksunuz,inan bişeyler anlatmanı da istemiyorum,çünkü anlatacağın şeyler de hep tarihe karışmış şeyler olacak,
______________________________________________________
Örgütlenen Gençlik, Ordulaşan Gerilladır!
Prototype isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 18.Temmuz.2014, 03:01   #4
 
Akseymen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Akseymen
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 24.Şubat.2012
Üye No: 42196
Bulunduğu yer: ANTALYA
Mesajlar: 2,990
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 10,051
1,690 Mesajına 4,230 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
prototype94 Nickli Üyeden Alıntı
Ya kardeş samimiyetimden soruyorum,

Siz nesiniz ya? Nasıl bir örgütsünüz siz? şu forumdaki 2 kişi mi sizin partiniz nedir? buraya manifesto yazsanız umurumda olmaz,çünkü yoksunuz,inan bişeyler anlatmanı da istemiyorum,çünkü anlatacağın şeyler de hep tarihe karışmış şeyler olacak,

Doğru dürüst eleştiri yaparsan,Program üzerinden,yapılan siyaset üzerinden cevap vereceğim ama...........

Yoksunuz dediğn vardır esasında da sen farkında değilsindir...Olabilirmi..
Akseymen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Akseymen Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 18.Temmuz.2014, 03:10   #5
 
Prototype - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Prototype
Yetkisiz SF üyesi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 21.Eylül.2012
Üye No: 43419
Mesajlar: 1,151
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 993
454 Mesajına 1,169 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Akseymen Nickli Üyeden Alıntı
Doğru dürüst eleştiri yaparsan,Program üzerinden,yapılan siyaset üzerinden cevap vereceğim ama...........

Yoksunuz dediğn vardır esasında da sen farkında değilsindir...Olabilirmi..
Benim için de hemen hemen bütün sosyalistler için de hiçsiniz,kişi olarak değil örgüt olarak,
______________________________________________________
Örgütlenen Gençlik, Ordulaşan Gerilladır!
Prototype isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 18.Temmuz.2014, 03:18   #6
 
v-for-Raperîn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
v-for-Raperîn
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 04.Mart.2014
Üye No: 49566
Bulunduğu yer: minnacık mavi gezegen
Mesajlar: 1,176
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 258
513 Mesajına 959 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
prototype94 Nickli Üyeden Alıntı
Benim için de hemen hemen bütün sosyalistler için de hiçsiniz,kişi olarak değil örgüt olarak,
herkes kendi penceresinden bakar dünyayı da kendi penceresinin açısından görürse, evet bütün sosyalistler diye genellemede yaparlar. ancak hiçlik den ses çıkmaması lazım. yada çıkan sesin birilerine tepki verdirmemesi gerekmiyormu. adı üstünde hiç ya hani.
ama sen tepki vermişsin
v-for-Raperîn isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
v-for-Raperîn Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 3 Kisi:
Alt 18.Temmuz.2014, 10:39   #7
 
Hasan Karataş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hasan Karataş
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15.Kasım.2009
Üye No: 26927
Mesajlar: 2,598
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2,571
837 Mesajına 1,573 Teşekkür Aldı
Standart

Akseymen arkadaş; TKP de likidasyon süreci başlıklı yazınız için teşekkür ederim. Ancak benim sizden istediğim, 1983 tarihinde yapılmış olan 5. kongre de MK de kimler vardı. Nabi Yağcı genel sekreterliğe yükseltildi mi? Bunları öğrenmeye çalışmıştım.
______________________________________________________
"Docendo discitur"
Hasan Karataş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Hasan Karataş Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 18.Temmuz.2014, 12:35   #8
 
Deniz Yoldaş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Deniz Yoldaş
EDİTÖR
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 04.Ekim.2013
Üye No: 47815
Bulunduğu yer: Balıkesir / İzmir
Mesajlar: 3,613
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 4,923
1,416 Mesajına 3,805 Teşekkür Aldı
Deniz Yoldaş - AİM üzeri Mesaj gönder
Standart

Sayın Karataş belli ki siz 5. kongre ile partinin likidasyona giden yolda Bilen Yoldaş'ın Nabi kliğine karşı pasif kalmasına getirmek istiyorsunuz konuyu.
Doğrudur Bilen Yoldaş Nabi kliğinin karşı-devrimci,anti-partici yüzünü görememiş,sonrasında da ömrü vefa etmemiş.

Bilen Yoldaş'ın 30. ölüm yıldönümünde (geçen yıl) Atılım'da yayınlanan bir anma yazısında buna değiniliyor;

Bilen yoldaşsız 30 yıl

Bilen yoldaş Kasım 1983’de fiziken aramızdan ayrıldı. Dile kolay, üzerinden tamı tamına otuz yıl geçmiş. Bilen yoldaşsız otuz yıl! Dünya Komünist Hareketi içinde onurlu bir yeri olan Bilen yoldaş hakkında yeminli TKP düşmanları her dönem kara çalmayı sürdürmüşlerdir. Bilen yoldaşı yok saymayı tercih etmişlerdir. Bilen yoldaşın önemli ilke ve değerleri vardı. Öncelikle Marksizme-Leninizme sadece ilkesel bağlılığı değil, uygulamada sapmaz rehberliğine inanmıştı. Tüm yaşamı olan Parti yaşamını bu temeller üzerine kurmuştu. Sovyet ülkesine, Sovyet insanlarına, onların kazandırdığı değerlere sarsılmaz bir saygısı vardı. Dünyanın neresinde olursa olsun en ufak ilerici bir kıvılcım Bilen yoldaşa heyecan verirdi.

Teorik berraklık ve İdeolojik çalışma konusunda çok hassastı. Bir düşünceyi ifade etmeden kırk kere düşünür, ölçüp biçerdi. Örgüt çalışması konusunda ise bir o kadar ilkeli ama sabırsız ve heyecanlı idi. Ülkeden, parti örgütlerinden, tek tek yoldaşlardan ulaşan haberler, bilgiler, raporlar O’nun adeta yaşam ilacıydı. Bilen yoldaş, kadrolarına sahip çıkan, komünist prensipler temelinde mesafeli ama sımsıcak ve ilkesel yoldaşça ilişkiler kuran bir öğretmendi. O’nun varlığı ve partimizin dümeninde olması kadrolara güven verirdi. Bilen yoldaş bir o kadar da düşündüğünü doğrudan dile getiren, özellikle parti düşmanlarına, provokatörler, fraksiyonculara açık tavır alan ve bu durumlarda kendisini frenlemeyen bir yapıya sahipti. Asalaklara ve yardakçılara ısınamazdı ve tepkisini belli ederdi.


Bilen yoldaş fiziken aramızdan ayrılana dek bu özelliklerini korudu. Parti politikasında ilkelerden hiç bir zaman taviz vermedi. Bilen yoldaşın hesaba katamadığı ve belki de ihtimal vermediği için dikkat etmediği tek konu 1983 Parti Kongresi arifesinde ve sonrasında Nabi Yağcı kliğinin yanıltıcı, kendini olduğundan farklı gösteren, “açık vermeyen”, komünist normlar ile ilgisi alakası olmayan davranış ve yaklaşımları idi. İşte Bilen yoldaş maalesef bu gerçeği göremedi. Troçkist bir yöntem olan bu kirli taktiği uygulayan Yağcı kliği, Bilen yoldaşın yaş ve sağlığından kaynaklı zaaflarını da haince kullanarak Partimize büyük zararlar verdi. Bilen yoldaş belki yaşasaydı, daha önce Politik Büro’da beraber çalıştığı yoldaşları Yağcı’ya karşı korur, onları uyarır, yapılan yanlıştan döndürür ve likidasyon heveslilerinin planlarını bozardı. Daha önce Politbüro ve Merkez Komitesi’nde görev yapmış, Yağcı’nın da en yakınında olan ve olmayan kimi yoldaşları, Bilen yoldaş aramızdan ayrılır ayrılmaz sorumlu görevlerinden uzaklaştırması önlenebilir, aksi önlemler alınabilirdi. Yağcı kliği herkesin tekrarladığı “Partizan” grubu değildir. Yağcı kliği, Nabi Yağcı’nin göreve geldikten sonra yeniden oluşturduğu ve bunun hazırlıklarını Bilen yoldaş aramızdan ayrılmadan yaptığı, içinde Troçkistlerin, devşirmelerin ve büyük ihtimalle sızmaların olduğu bir kliktir. Bugün bu ekibin hiç birinin bırakın komünist hareket içinde olmayı, “sol” olarak dahi adlandırılmayacak bir kenarda olduklarını ve Marksizm’i inkara gittiklerini hepimiz biliyoruz.


Otuz yıl sonra bugün, Bilen yoldaşın gerçek ve komünist normlara göre yetişmiş öğrencileri olan bizlere düşen görev, sanki Bilen yoldaş dümenin başındaymış gibi, partimizi politikaya müdahil olan ve sınıf temelinde yığınsallaşan bir canlı organizma haline getirmektir. Bizler politik yaşama gözlerimizi bu Türkiye Komünist Partisi’nde açtık, başka uçlardan savrulup dönüşerek gelmedik, bizim okulumuz, yaşamımız TKP oldu. Bugün bu büyük görev ve sorumluluk bizim omuzlarımızda. Bunun gereği ne ise yerine getireceğiz. Bilen yoldaş’tan öğrendiklerimiz bundan sonra gerçekleştireceklerimizin teminatıdır.
______________________________________________________
Seni düşünüyorum yoldaş ve son sözlerini...
Beni öldürecekler, adım Mustafa Hayrullahoğlu,
bir adım daha var düşmana vermediğim, TKP Merkez Komitesi üyesi Deniz...

Son sözlerin en güçlü dayanaktır savaşan militana!

Sana söz yoldaş;
komünist onuru kirletmeyeceğiz,
yere düşürmediğin kızıl sancağı daha da yükselteceğiz,
TKP, senin uğruna yaşamını verdiğin partin kazanacaktır...
Deniz Yoldaş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Deniz Yoldaş Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 18.Temmuz.2014, 12:47   #9
 
Akseymen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Akseymen
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 24.Şubat.2012
Üye No: 42196
Bulunduğu yer: ANTALYA
Mesajlar: 2,990
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 10,051
1,690 Mesajına 4,230 Teşekkür Aldı
Standart

Tartışma devam edecek tabiiki sayın Karataş...

5.Kongre TKp tabanının eleştirileri üzerine Faşist Diktatörlük tanımının yapıldığı ve Partinin yönünü düzeltme yönünde alınan söylemlerle dolu..Bu kongrede Partizan kliğinin (Nabi) genel sekreterliğe gelişi ve Bilen yoldaşın Genel Başkanlığa getirilişi yaşandı..Genel Başkanlık Komünist Parti yapılanmasında onursal bir görevdir zaten.Hemen arkasından da Bilen yoldaş öldü...

Likidasyon kliği ,Nabigiller 5.kongre kararlarını hemen hiç uygulamadılar..SSCB revizyonizmi ve Gorbaçov likidasyonuyla elele vererek TBKP sürecini başlattılar...

Bu konu da oldukça ayrıntılıdır...İlerleyen süreçte ele alınır...

Saygılarımla...
Akseymen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Akseymen Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 18.Temmuz.2014, 12:52   #10
 
Deniz Yoldaş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Deniz Yoldaş
EDİTÖR
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 04.Ekim.2013
Üye No: 47815
Bulunduğu yer: Balıkesir / İzmir
Mesajlar: 3,613
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 4,923
1,416 Mesajına 3,805 Teşekkür Aldı
Deniz Yoldaş - AİM üzeri Mesaj gönder
Standart

Alıntı:
prototype94 Nickli Üyeden Alıntı
Benim için de hemen hemen bütün sosyalistler için de hiçsiniz,kişi olarak değil örgüt olarak,
Az biraz nezaket ve biraz tevazu diliyorum senin için.
Şu kibirli çıkışlarından sıyrıl ya da ''Hiçliğe konuşan mecsup'' olmaktan vazgeç,yazma.

Öznel ve nesnel sebeplerden ötürü arkasında durduğumuz parti bugün göreceli güçsüz olabilir.
Ama rivayetteki karınca gibiyiz. Hani İbrahim'in ateşine su taşıyan...
Hiç olmazsa safımız belli diyoruz.

Bütün sosyalistler sana vekalet vermiş olmalı? He?
______________________________________________________
Seni düşünüyorum yoldaş ve son sözlerini...
Beni öldürecekler, adım Mustafa Hayrullahoğlu,
bir adım daha var düşmana vermediğim, TKP Merkez Komitesi üyesi Deniz...

Son sözlerin en güçlü dayanaktır savaşan militana!

Sana söz yoldaş;
komünist onuru kirletmeyeceğiz,
yere düşürmediğin kızıl sancağı daha da yükselteceğiz,
TKP, senin uğruna yaşamını verdiğin partin kazanacaktır...
Deniz Yoldaş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Deniz Yoldaş Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 18.Temmuz.2014, 14:13   #11
 
Prototype - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Prototype
Yetkisiz SF üyesi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 21.Eylül.2012
Üye No: 43419
Mesajlar: 1,151
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 993
454 Mesajına 1,169 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Deniz Yoldaş Nickli Üyeden Alıntı
Bütün sosyalistler sana vekalet vermiş olmalı? He?
yok gördüklerime dayanıyorum,gel senle beraber çıkalım şöyle bi dışarı,soralım sizin partiyi,bilen çıkar mı çıkmaz mı diye?
______________________________________________________
Örgütlenen Gençlik, Ordulaşan Gerilladır!
Prototype isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Prototype Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 18.Temmuz.2014, 14:26   #12
 
Deniz Yoldaş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Deniz Yoldaş
EDİTÖR
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 04.Ekim.2013
Üye No: 47815
Bulunduğu yer: Balıkesir / İzmir
Mesajlar: 3,613
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 4,923
1,416 Mesajına 3,805 Teşekkür Aldı
Deniz Yoldaş - AİM üzeri Mesaj gönder
Standart

Alıntı:
prototype94 Nickli Üyeden Alıntı
yok gördüklerime dayanıyorum,gel senle beraber çıkalım şöyle bi dışarı,soralım sizin partiyi,bilen çıkar mı çıkmaz mı diye?

Evet,kısmen haklısın. Bizim böyle bir gerçekliğimiz var: Türkiye'deki ve Kürdistan'daki hemen her örgütün döl yatağı olan bir gelenekten gelmemize rağmen dahili ve harici düşmanlar eliyle parça parça edilmiş bir örgütün sempatizanlarıyız.
Fakat şu forumun Partiler bölümünde bizden başka en az 10 yapı var ki Tkp ile aynı kaderi paylaşıyor. En kitleselinden en cılızına hangi ''sol-sosyalist-komünist'' partiyi çıkıp sokağa sorsan 100 kişinin 10 tanesi cevap verebilir.

Tkp'nin içinde bulunduğu durum (subjektif nedenleri bir yana koyarsak) TDH'nin genel durumundan bağımsız değildir.

Nezaketsizliğini daha fazla sürdürme istersen...
Bilen Yoldaş ve Tkp'nin likidasyon sürecinin tartışıldığı bir başlıkta bu nezaketsizliği sergileyene kadar bir başlık açsan veya Box'ta veya Ö.M. yoluyla yazmış olsan daha iyi olurdu.

Kal sağlıcakla...
______________________________________________________
Seni düşünüyorum yoldaş ve son sözlerini...
Beni öldürecekler, adım Mustafa Hayrullahoğlu,
bir adım daha var düşmana vermediğim, TKP Merkez Komitesi üyesi Deniz...

Son sözlerin en güçlü dayanaktır savaşan militana!

Sana söz yoldaş;
komünist onuru kirletmeyeceğiz,
yere düşürmediğin kızıl sancağı daha da yükselteceğiz,
TKP, senin uğruna yaşamını verdiğin partin kazanacaktır...
Deniz Yoldaş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Deniz Yoldaş Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 2 Kisi:
Alt 18.Temmuz.2014, 23:04   #13
 
Hasan Karataş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hasan Karataş
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15.Kasım.2009
Üye No: 26927
Mesajlar: 2,598
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2,571
837 Mesajına 1,573 Teşekkür Aldı
Standart

Akseymen arkadaş, Bana atfen yazmış olduğun diğer başlıktaki yazıda İsmail Bilen’in devlete teslim olduğunu yazdığımı söylemektesin. Ben o zamanları anlatırken, İsmail Bilen kendisinin üstünde bir iradeye teslim olmuştur dedim. Bunu da SBKP olarak belirttim.

5. Kongre’de neler olduğunu sormuştum. O zaman Nabi Yağcı’nın genel sekreter olduğunu ve hatta buna içerleyen İ.Bilen’in bu nedenle öldüğünü biliyordum ve bende bunu anlatmak istiyordum 1978 yılında İşçinin sesi gurubunu disiplinsizlik yaptığı için partiden attığınızı söylemektesiniz. İşçinin sesinin atılmasına onay verdiğiniz gibi, Nabi Yağcı’nın da partinin başına geçmesine onay verdiniz. O zamanki MK üyeleri kimlerse hepsi de Nabi Yağcı’nın partinin genel sekreteri olmasına onay vermiştir.

Şimdi tabi büyük bölümü bu durumu sindiremiyor. Tabi ki bizler ilgilenmiyoruz. O zaman ki yöneticilerinde Nabi Yağcı’nında nerede bulundukları hiç önemli değildir. O nedenle bu tartışma bizim açımızdan 1978 de bitmiş bir tartışmadır. Likidasyonla ilgili yazıyı getirip foruma astığın için size teşekkür ederim. Bir kez daha hatırlatayım. İ.Bilen yalnız kaldı ve teslim oldu. Teslim olduğu adres devlet değildir. SBKP ye teslim olmuştur. Zira kendisinin özel anılarından duyduğumuzu ilettim. Şimdi İ. Bilen’in anısı önünde saygılı olanlar, keşke o zamanlar onu yalnız bırakmasaydı.
______________________________________________________
"Docendo discitur"
Hasan Karataş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Hasan Karataş Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 18.Temmuz.2014, 23:44   #14
 
Akseymen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Akseymen
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 24.Şubat.2012
Üye No: 42196
Bulunduğu yer: ANTALYA
Mesajlar: 2,990
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 10,051
1,690 Mesajına 4,230 Teşekkür Aldı
Standart

Hasan Karataş dostum.....

O dönem SSCB revizyonizmine teslim olmak,Parti likidasyonuna izin vermek zaten Devlete teslim olmak anlamına gelmezmi..?

Karşı çıktığımız nokta Bilen yoldaşın SSCB ve dolayısıyla TKP ninde içine sürüklendiği likidasyon rüzgarında bilinçli olarak rol alıp almadığıdır..Sizin yazınızda Bilen yoldaşın bunu isteyerek ve bilerek onayladığı sonucu çıkıyor.Bende tüm geçmişiyle değerlendirdiğim İsmail Bilen'in 5.Kongre deki konuşması dolayısıyla rüzgarı tersine çevirmek için son bir çaba göstermeye çalıştığını söylüyorum ve biliyorum..
SBKP nin 5 . kongre ye etkileri malum..Parti yönetimi sonuçta güçler dengesidir.Özellikle gereksiz yığınsallaşma ve orantısız büyüme hastalığına kapılan KP lerde yaşanan durumlardır..Veysi Sarısözen herşeyi çok daha iyi bilmektedir tabiiki..
Sonuçta başlangıçta paylaştığım yazıda açıkça anlatıldığı gibi SBKP (Gorbaçov Kliği) dayatmasıyla Nabi üzerinden Bilen yoldaş diğer MK üyeleri pasifize edilmiştir..
Umarım anlatmak istediğimi becerdim.. Biraz karışık oldu...
Akseymen isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Akseymen Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com