Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > TARİH > Devrimler ve Karşı Devrimler Tarihi

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi AKP/ERDOĞAN, KEMALİZM VE “İKİNCİ CUMHURİYET”!
Cevaplar
4
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
213
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 25.Temmuz.2018, 15:22   #1
 
Venge_Partizan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Venge_Partizan
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 03.Nisan.2018
Üye No: 55410
Mesajlar: 24
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 5
7 Mesajına 9 Teşekkür Aldı
Standart AKP/ERDOĞAN, KEMALİZM VE “İKİNCİ CUMHURİYET”!

Sinan Çiftyürek | AKP/ERDOĞAN, KEMALİZM VE “İKİNCİ CUMHURİYET”!


Erdoğan’ın iktidar hedefi olan başkanlık sistemine 24 Haziran seçimlerinde ulaşmasıyla tartışılan ve tartışılması da gereken; 16 yıllık iktidarında Kemalist Cumhuriyet’i aşarak “İkinci Cumhuriyet”i gerçekleştirip gerçekleştirmediğidir. Uzun iktidar yıllarında ve esas 24 Haziran sonrasında yeni bir cumhuriyet kuruldu mu?

Önce bu konuda neler söyleniyor, özetleyelim.

I –“Allah aşkına Türkiye’de son dokuz yılda yaşananlar, klasik sosyolojik anlamıyla ‘zamana yayılmış’ ve ‘silahsız’ bir cins ‘devrim’ değil mi? Bir grubun, belli bir ideolojik altyapıyla önce iktidarı ve yönetim kadrolarını ele geçirdikten sonra toplumu dönüştürmesi değil mi burada olanlar? Buna ister devrim, ister karşı devrim, ister demokratikleşme ya da siyasi meşrebinize göre ‘sivil dikta’ deyin. Türkiye’de yaşanan, bir paradigmanın/ sonudur. İşte bu yüzden hafta başında ‘Artık Birinci Cumhuriyet bitti. İkinci Cumhuriyet başladı’” diye yazdım” (Aslı Aydıntaşbaş)

Umut Özkırımlı’da, “Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti” başlıklı yazısında “Çözüm diye ortaya atılan Yeni Türkiye safsatasını bir kenara bırakacak olursak, Türkiye Cumhuriyeti bildiğimiz, bize öğretilen anlamıyla bitti” diyor.

Birinci Cumhuriyet’in “bittiğini” net söyleyenlerden biri de Taner Akçam’dır. Liberal aydın ve yazarlar cephesinde buna benzer birçok görüş ve tespit var. Erdoğancı ve AKP’li birçok siyasetçi, yazar da Kemalist Cumhuriyet’in aşıldığını bir süredir söylüyorlar.

AKP’nin yaptıklarının yeterli bulmayan Ahmet Kekeç gibileri ise tersine “Birincisi, cumhuriyet yıkılmış, yerine başka bir cumhuriyet kurulmuş değil. Sadece ‘hükümet modeli’ değişti. Cumhuriyet aynı cumhuriyet… Kurucusu aynı, başkenti aynı, sınırları aynı, bayrağı aynı… Kurumları da yerli yerinde” benzeri diyen de var.

O halde AKP/Erdoğan’ın 1923 Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi ve temel referanslarıyla yollarını ayırdı mı ayırmadı mı temel nirengi noktalarından bakalım.

Birincisi; Kemalist 1923 Cumhuriyet bir ulus devlet olarak kuruldu ve kuruluşunun temel harçlarından biri; Kürt ve diğer ezilen halkların dünyanın gelmiş-gitmiş en ağır asimilasyon-entegrasyon programlarıyla Türkleştirilmeleri politikasını izlemekti. Mustafa Kemal sonrası tüm cumhuriyet iktidarları da bu politikayı ton farklılığıyla uyguladılar. Buna son yıllarda miting meydanlarında halklara tekçi “Rabiayı” okutan Erdoğan/AKP hükümetleri de dâhildir.

Erdoğan ve AKP’lilerin bıktırırcasına “Rabiamız” dedikleri “tek millet-tek bayrak-tek vatan-tek devlet Kemalist tekçiliğine sarılıp ve meydanlarda halklara tekrarlatmaları Kemalizm’in yani 1923 Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinin ta kendisidir. Anadolu ve Kürdistan’daki halkların, inançların modernist-ırkçı tek tipleştirme siyasetiyle etnik olarak Türkleştirme, inanç olarak da Sünni Hanefileştirmede; Erdoğan/AKP’nin, Mustafa Kemal’den farkı; Mustafa Kemal bu siyaseti esas kolluk kuvvetleriyle uygularken, Erdoğan buna sokağın gücünü de eklemiştir ki daha tehlikeli.



İkincisi; Kemalist Cumhuriyetin kuruluşunun diğer temel politikası, Müslüman olmayan (Hıristiyan, Yahudi, Êzidi vb.) halkların soykırım ve kitlesel göçlerle yok edilmesi, kalanların Müslümanlaştırılması; Sünni-Hanefi olmayan Müslüman inanç gruplarının bile sistemli asimile etme siyasetidir. Somutta, “Türkleştirme-Müslümanlaştırma siyaseti gereği, Müslüman olmayan halkları İslamlaştırma, Alevileri Sünnileştirme, Sünni alt mezhepleri ise Hanefileştirme yönelimidir. AKP/Erdoğan’da bu siyaseti başından beri uygulamakta hatta öyle ki son yıllarda Kemalist iktidara rahmet okuturcasına!

Üçüncüsü; Kemalist Cumhuriyetin izlediği tarikat-cemaat siyasetidir. Cumhuriyet tarihi boyunca tarikat-cemaatler rejimin ihtiyaçlarına göre şekillenmişlerdi. Rejim başta Kürt ulusal hareketi ile sosyalist harekete karşı olmak üzere tarikat-cemaatleri kullandı. Gülen gibi Oktar örgütünün de on yıllarca devletin ve hükümetlerinin himayesinde büyümesi bu siyasetin gereğidir. Her ikisi de Kürt ulusal ve sosyalist hareketin güçlü olduğu yıllarda bunlara karşı mücadelenin parçası olarak kuruldu, desteklendi, işleri bitince de üzerlerine gidilip dağıtılmaları hedeflendi. AKP’de bu siyaseti başından beri uyguluyor.

Dördüncüsü; AKP iktidarında, Kemalist Cumhuriyetin ekonomik siyasetinde de özünde bir değişim yoktur. AKP’nin yaptığı, yapacağı değişim, Kemalist ekonomi siyasetinin değişen ülke ve dünya koşullarına uyarlanmasıdır. Batıyla müttefik ol ama jeopolitiğini kullanarak Batı ve Doğu’da kendini pazarla siyaseti de 1923’den beri devam ediyor. Erdoğan hükümeti de tıpkı 1923 Cumhuriyet hükümeti gibi Doğu-Batı küresel merkezlerin hegemonya savaşında, Türkiye’nin jeopolitik önemini pazarlayarak Kürt meselesinde Rusya ve ABD’den taviz kopartma siyasetini izledi.

Ekonomi siyasetinin diğer ayağı, Müslüman olmayan halkların mülkiyetlerine Türk-Müslümanlar lehine devlet zoruyla el konulup değiştirilmesidir. Bu siyaseti de farklı biçimlerde cumhuriyet hükümetleri gibi AKP’de uygulanmıştır.

Beşincisi; Mustafa Kemal’in Türk ulus devletini inşa etme adına Rum, Süryani, Ermeni, Kürt gibi halklara uyguladığı kanlı soykırım ve katliamlar, baskı sindirme siyasetini tüm cumhuriyet hükümetleri belirli farklılıklarla izlemişlerdir, 16 yıllık Erdoğan iktidarı da izlemiştir. Bu nedenle Erdoğan’ın “Dersim için özür dilemesi” iç siyaset hesapları dışında karşılığı yoktur.

Örneğin Erdoğan, CHP’yi sıkıştırmak için;

“Muhsin Batur, anılarında aynen şu ifadeyi kullanıyor: ‘Günlerden bir gün emir geldi. Tren yoluyla Elazığ’a vardık. Oradan da ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik. İki aya yakın Dersim’de görev yaptım. Okuyucularımdan özür diliyorum ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum’. Üstad Necip Fazıl, Dersim’deki facianın tarihte bir benzerinin olmadığını ifade ediyor”… “Kılıçdaroğlu nereye kaçıyorsun ya. Bunlardan nasıl sıyrılacaksın. Ben mi özür dileyeceğim sen mi özür dileyeceksin. Devlet adına özür dilemek gerekiyorsa böyle bir literatür varsa, özür dilerim, diliyorum” der, devamında “Dersim aydınlatılmayı bekleyen bir olaydır” diye ekler.

Doğrudur Dersim soykırımı aydınlanmayı bekliyor peki ya AKP’nin 16 yıllık iktidarındaki Roboski ve yüzlerce benzer trajik olayın aydınlanmamasına ne dersiniz?

Daha fazla uzatmadan şunları belirtebiliriz;

I – AKP/Erdoğan, Kemalist cumhuriyeti aşmadı yeni koşullarda yeniden üreterek sürdürüyor, tabir uygunsa yeni bir Kemalizmi inşa ediyor. Dörtlü Rabiayı halka tekrarlatan ve TSK’nın sınır içi ve sınır ötesi Kürdistan harekatlarını her gün “şu kadar terörist öldürdük” diyerek savunan Erdoğan’ın Dersim soykırımı ile ilgili yukarıda söyledikleri de bir mana ifade etmiyor.

“Kemalizmi aşarak yeni cumhuriyet kuruyoruz” diyen AKP/Erdoğancılar; özü itibarıyla Türk-İslam sentezine dayanan “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek-vatan hatta tek mezhep” deli gömleğinin halklara ve inançlara zorla giydirilmesi olan Kemalizmden farkını açıklasınlar. Sabah-akşam tekleri tekrarlayan Erdoğan’ın Mustafa Kemalden, Demirel’den, Ecevit’ten…farkı nedir?

II – “Bugünkü Fransa cumhuriyeti ‘5. Cumhuriyet’ diye anılır. Hem de resmen. Birincisi 1789´da kralın tepetaklak edilip, cumhur´un (=halkın) yönetimi ele almasıyla kurulmuştu. İkincisi köklü bir değişim anlamına gelen, “halkların baharı” denen o büyük yurttaş ayaklanmaları döneminde, 1848´de kuruldu. Üçüncü 1875´de. Dördüncü 2. Dünya Savaşının ardından cumhuriyet yeniden yapılandırılırken, 1946´da kuruldu. Beşinci ise Fransa´nın Kuzey Afrika´daki son sömürgelerinden Cezayir´in bağımsızlığını tanıyıp ‘sömürgeci cumhuriyet’ utancından vazgeçtiği 1958´de… Yani cumhuriyetleri güçlü kılan ‘numaraları’ değil. İlkeleri, çağa uygun dönüşebilme yeti ve yetenekleridir” diyor Aydın Engin.

Bu açıdan bakıldığında AKP’nin 16 yıllık iktidarında; ne halkların ya da halkın “baharı” denilebilecek yeni bir hamle; ne halk-siyaset, halk-iktidar ilişkisinde yeni bir sıçrama; ne devletin kurumsal yapılanmasında köklü bir değişim; ne de etnik ve inanç siyasetinde somutta da Cumhuriyet’in temel meselesi olan Kürt/Kürdistan meselesinde (örneğin Kürtlerin anayasada varlığının kabulü gibi) yeni bir hamle yokken neye dayanarak “birinci cumhuriyet bitti” deniliyor?

“İkinci” veya “yeni cumhuriyet” demek için Kemalist cumhuriyet anayasasında ki “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” ilk dört maddenin kaldırılması başta olmak üzere yeni bir toplumsal sözleşmenin (anayasa) yapılması gerekiyor ki Erdoğan/AKP’de bunun emaresi yok.

III – Doğrudur 24 Haziran sonuçlarıyla birlikte iktidarı (yürütmeyi) oluşturma biçiminde yapılan değişiklikle parlamenter hükümet sistemi yerine, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi oluşturulmuş böylece hükümetin kuruluşu parlamento yerine cumhurbaşkanına verilerek tek adam iktidarına geçiş yapılmıştır. İyi de 1923’te ve sonrasında kurulan iktidarlar da (Mustafa Kemal, İnönü ve Evren dönemlerinde) tek parti ve başkan iktidarları değil miydi? 1923-46 arasında Meclis vardı ama fiiliyatta hükümetlerin Mustafa Kemal ve İnönü emriyle nasıl kurulduğu herkes bilir.

Bugünkü iktidarı, Cumhurbaşkanlığı, Başkanlık iktidarı veya tek adam rejimi diye isimlendirebiliriz ama önemli olan 1923’te kurulan Cumhuriyet ile Erdoğan başkanlığındaki iktidarın temel referanslarında farklılıkların olup olmadığıdır. Olduğunu iddia etmek mümkün değil.

Kısacası ortada yeni veya ikinci bir cumhuriyet yok. Kemalizm; etnik kimlik alanında ırkçı milliyetçilik ise yani Kemalist Cumhuriyet’in ideolojisi Türk olmayan halkların asimile edilmesiyse; farklı inançlara, Müslüman Hanefi mezhebini dayatmaksa yani Türk-İslam sentezi esas almak ise AKP/Erdoğan bunun alasını yapmaktadır.

IV – Sonuç olarak birinci Cumhuriyet aşılmadı, kaldı ki aşılsa da Kürtler 1923’te kurulan Cumhuriyetin aşılmasına üzülmez yenisinin içeriğinin ne olduğuna bakarak kararını verir. Ortada temel açılardan bakıldığında yeni bir cumhuriyet yok.

Bu yaklaşım liberal aydınlar için de geçerli olmalı çünkü 1923’de kurulan Cumhuriyet daha kurulurken zaten çağın gerisinde kurulmuştu, kapı komşu SSCB halklar bahçesini oluştururken Türkiye halklar hapishanesi olarak kuruldu. Burada ironi olan liberal aydınlar yıllardır Kemalist cumhuriyetin aşılmasını savunurken şimdi de aşılmadığı halde “eyvah Kemalist cumhuriyet bitti” diye üzülmeleridir.

Sonuç olarak, tek adam rejimine karşı en geniş özgürlük ve demokrasi cephesinin kurulması gittikçe daha fazla kendini dayatacak.

Kürt siyaseti, geniş özgürlük ve demokrasi cephesine, Kürdistan halklarının AKP/Erdoğan’dan kopartılması ve ayrıca bugün taktik olarak AKP/Erdoğan’ı Kemalist rejimin temel noktalardan ayrılmaya zorlayacak ana dilde eğitim-öğretim ve anayasada Kürtlerin varlığını kabul ettirme mücadelesini geliştirmeli.
Venge_Partizan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Venge_Partizan Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 31.Temmuz.2018, 05:18   #2
 
Korçagin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Korçagin
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Mart.2015
Üye No: 52104
Mesajlar: 86
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 77
29 Mesajına 48 Teşekkür Aldı
Standart

kemalizm, avrupai milliyetçiliktir.
rte doktrini, türk-islam milliyetçiliğidir.

avrupai milliyetçiliğin ulusu başka türk-islamın ulusu başkadır. ikisi de tekçi ama farklı bir ulus inşası vardır. erbakan, necip fazıl ne kadar kemalistse rte de öyle kemalisttir.
en basiti, 10, 20, 30 yıl önceki eğitim sisteminde dinin yeri ile bugünkü eğitim sisteminde dinin yerini karşılaştırın. bir de 1950 öncesinin eğitim sistemiyle karşılaştırın. tsk'nın siyaset üzerindeki etkisini yine yıllara göre karşılaştırın. bu marksistlerin deyimiyle üst-yapı (ki ideolojiler üst-yapıdır) değişikliği değil de nedir ki.

kemalizmin, islama bazı tavizler vermesi laik olmadığı anlamına gelmiyor. ideal laiklik yoktur. doğada saf bir şey var mı ki saf laiklik olsun. kemalistler (yani mustafa kemal ve etrafındaki doktrinciler) uzun vadede islamı kaldırmayı planlıyorlardı. bu bariz bir şey. rte ise tam tersi bir noktada.

kemalizm, giderek sönümlenmiş (türk-islama tavizler vere vere) ortadan kalkmıştır. çünkü sınıfsal temeli ortadan kalktı. başka kültürden, başka çeşit burjuvalar türedi ve onlar iktidarı kademe kademe kemalistlerden aldılar, türk-islamı bayrak edindiler. (semptomları 1950lerden itibaren gözlemleyebilirsiniz 2007, 2008, 2010, 2016'da, 2018'de büyük kırılma noktalar olmuştur).
______________________________________________________
Fakat Malcolm X'in dehası neydi? (...) Haydi, köklerimizi yeniden keşfedelim; Hayır! Deha X harfinde gizliydi. X, bizim köklerimiz yok, köklerimiz elimizden alındı demekti. Peki, bu durum, bizim, beyaz adamınkinden daha evrensel bir topluluk kurmamızı sağlayacak bir özgürlükse? Bu yaratıcılık, ortada olanı ve köklerinden kopartılmanın yol açtığı aile bağları ve göreneklerden yoksunluğun, travmanın yeni bir özgürlüğün yolunu açabileceğini görebilmektir. (Zizek)
Korçagin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31.Temmuz.2018, 15:14   #3
 
Venge_Partizan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Venge_Partizan
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 03.Nisan.2018
Üye No: 55410
Mesajlar: 24
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 5
7 Mesajına 9 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Korçagin Nickli Üyeden Alıntı
kemalizm, avrupai milliyetçiliktir.
rte doktrini, türk-islam milliyetçiliğidir.

avrupai milliyetçiliğin ulusu başka türk-islamın ulusu başkadır. ikisi de tekçi ama farklı bir ulus inşası vardır. erbakan, necip fazıl ne kadar kemalistse rte de öyle kemalisttir.
en basiti, 10, 20, 30 yıl önceki eğitim sisteminde dinin yeri ile bugünkü eğitim sisteminde dinin yerini karşılaştırın. bir de 1950 öncesinin eğitim sistemiyle karşılaştırın. tsk'nın siyaset üzerindeki etkisini yine yıllara göre karşılaştırın. bu marksistlerin deyimiyle üst-yapı (ki ideolojiler üst-yapıdır) değişikliği değil de nedir ki.

kemalizmin, islama bazı tavizler vermesi laik olmadığı anlamına gelmiyor. ideal laiklik yoktur. doğada saf bir şey var mı ki saf laiklik olsun. kemalistler (yani mustafa kemal ve etrafındaki doktrinciler) uzun vadede islamı kaldırmayı planlıyorlardı. bu bariz bir şey. rte ise tam tersi bir noktada.

kemalizm, giderek sönümlenmiş (türk-islama tavizler vere vere) ortadan kalkmıştır. çünkü sınıfsal temeli ortadan kalktı. başka kültürden, başka çeşit burjuvalar türedi ve onlar iktidarı kademe kademe kemalistlerden aldılar, türk-islamı bayrak edindiler. (semptomları 1950lerden itibaren gözlemleyebilirsiniz 2007, 2008, 2010, 2016'da, 2018'de büyük kırılma noktalar olmuştur).
Açıkçası kemalizm ile söylediklerinin çoğuna katılmıyorum. Öncelikle şunu netleştirmek gerekir. Kemalizm bir parti, bir grup vb. Ile açıklanabilecek birşey değildir. Kemalizm T.C. devletinin resmi ideolojisidir. Kemalizmi CHP veya m.kemal'e indirgeyerek anlayamayız. Kemalizm bugün akp ve rte ile varlığını sürdürmektedir. Akp ve rte bugün kemalizmi muhafazakar kesime göre şekillendirerek uygulamaktadır. Tarihe biraz baktığımızda ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsin. Mesela sınıfsal olarak ele aldığımızda dün nasıl bu devlet karşı devrimci bir çizgideyse bugünde değişen birşey yok. Geçmişte işçi sınıfa yapılan saldırıların hepsi bugünde devam ediyor. Akp öncesi yani senin deyiminle kemalizmin tam tasfiye olmadığı süreçte de işçi grevleri yasaklanıyor, işçi ölümleri çokça yaşanıyor, işçi sınıfının büyük fedakarlıklarla kazandığı hakları elinden almak için saldırılıyordu. Bugün için değişen hiçbirşey yok. M.kemalin izmir iktisat kongresinde aldığı kararlar, komünistlere karşı işlediği suçlar onun temsil ettiği sınıfı gösteriyor. Yanı kemalizm bir devletin resmi ideolojisidir. Farklı örnek vermek gerekirse azınlıklar sorunu. Bu ülkede geçmişten beri azınlıklara karşı işlenmiş suçlara bakalım. Bugün değişen birşey yok . Akp ve rte kendinden önceki yollarla ve aynı söylemlerle azınlıklara saldırıyor. Bu anlamıyla devlet sisteminde belli değişiklikler olmuştur ama özü itibariyle aynıdır. Geçmişte nasıl kemalist ideolojinin sözde temsilcisi Chp nasıl tüm halklara ve işçilere saldırmışsa ondan sonra gelenlerde aynı şekilde saldırmaya devam etmiştir. Ne kadar kendisine muhafazalarım deselerde çizgileri her zaman kemalist çizgi olmuştur. Bugün kitleleride ilericilik --gericlik tartışması içinde kandırarak sanki farklı çizgilerdeymiş gibi bir algı oluşturmaya çalışıyorlar.. Aslında bütün düzen partilerinin çizgisi kemalist ideoloji ile aynı yere düşmektedir. Ibrahim Kaypakkaya yoldaşın 50 yıl önce yaptığı kemalizm tahlilleri geçerliliğini korumaktadır. Ibrahim Kaypakkaya seçme eserlerinde kemalizm değerlendirmelerini okumanı tavsiye ederim.
Venge_Partizan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31.Temmuz.2018, 23:22   #4
 
Korçagin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Korçagin
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Mart.2015
Üye No: 52104
Mesajlar: 86
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 77
29 Mesajına 48 Teşekkür Aldı
Standart

Elbette tc devleti her devirde sömürücü, halk düşmanı kiben bu böyle değildi demiyorum. o açıdan yani halk düşmanlığı açısından bir şeylerin kökten değiştiğini iddia emiyorum mülkiyet ilişkileri de aynı.
rte'nin ve mustafa kemalin ideolojilerinin ikisinin de tekçi-milliyetçi yani asimilasyoncu olmadığını da iddia etmiyorum ama tarzları farklı, çünkü dayandıkları kapitalizmler faklıdır, ve toplumsal tabanlar açısından farklıdır ama ikisi de sonucta kapitalist görüşü benimsemiş.

''ilericilik'' - ''gericilik'' kutuplaşması ise halkta karşılığı olan somut bir şey. -müslüman olsun veya olmasın- imam hatipe gitmek istemeyen var gitmek isteyen var, diyanetin her işe burnunu sokmasından rahatsız olan var olmayan var, vesaire... ''yeni türkiyeye'' itiraz edenlerin çoğu da -kürtler dışında- kabul etmeliyiz ki akp öncesi kemalist ulusun ürünleri olan, bunu içselleştirmiş insanlardır (ki eğitim seviyesi olarak, bilgi olarak en ileri toplumsal kesimdirler, ha en devrimci toplumsal kesimdir demem tabi). rte (ve onun ekibi), kemalizmden de geri bir düzeni koymaya çalışıyor, koyuyor. vatandaş anlayışını sulandırıp yerine tebaa anlayışını empoze ediyor, devlet erklerini tek elde topluyor. dolayısıyla, demirtaş bile trt konuşmasında ''cumhuriyetin kazanımlarından'' bahsetmek zorunda kalıyor ki bunlar bana göre biraz da halkların, devrimcilerin kazanılmış haklarıdır. türkiye'nin bir demokrasi geleneği hiç yok değildir, (elbette devlete rağmen ve bazen de devlet içi çatışmaların sonucu olarak) halkın kazanılmış hakları var. ''yeni türkiye''de bunları rafa kaldırıyorlar, yeni resmi ideoloji (bugün hala anayasada kemalist milliyetçilik duruyor olabilir, laiklik vb duruyor olablir ama CB artık başka konuşuyor, başka şeyler yapıyor ve Yeni Resmi İdeolojiyi üretti, ki bu Kemalizm değil) bunun aleti oluyor.
bu dediklerimi bi tek ben değil, yerili yabancı pek çok kişi yazıp çiziyor. genel yargı bu: rte kemalizmi bitirdi tayibizmi oturttu.

ibrahim kaypakkaya'nın o konudaki görüşlerini sadece yüzeysel olarak biliyorum, belki kendi çağına göre haklıdır, birşey diyemem.
dolayısıyla, derin bir saygı duymakla (uzlaşmaz devrimci oldukları için) birlikte Partizanın -özellikle bu konuda- çağın gerisinde kaldığını düşünüyorum.
bizim devrimcimiz ne kadar devrimciyse o kadar da -ideolojik olarak- tutucu oluyor ve çağı yakalayamıyor.
______________________________________________________
Fakat Malcolm X'in dehası neydi? (...) Haydi, köklerimizi yeniden keşfedelim; Hayır! Deha X harfinde gizliydi. X, bizim köklerimiz yok, köklerimiz elimizden alındı demekti. Peki, bu durum, bizim, beyaz adamınkinden daha evrensel bir topluluk kurmamızı sağlayacak bir özgürlükse? Bu yaratıcılık, ortada olanı ve köklerinden kopartılmanın yol açtığı aile bağları ve göreneklerden yoksunluğun, travmanın yeni bir özgürlüğün yolunu açabileceğini görebilmektir. (Zizek)
Korçagin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01.Ağustos.2018, 00:10   #5
 
Venge_Partizan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Venge_Partizan
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 03.Nisan.2018
Üye No: 55410
Mesajlar: 24
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 5
7 Mesajına 9 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Korçagin Nickli Üyeden Alıntı
Elbette tc devleti her devirde sömürücü, halk düşmanı kiben bu böyle değildi demiyorum. o açıdan yani halk düşmanlığı açısından bir şeylerin kökten değiştiğini iddia emiyorum mülkiyet ilişkileri de aynı.
rte'nin ve mustafa kemalin ideolojilerinin ikisinin de tekçi-milliyetçi yani asimilasyoncu olmadığını da iddia etmiyorum ama tarzları farklı, çünkü dayandıkları kapitalizmler faklıdır, ve toplumsal tabanlar açısından farklıdır ama ikisi de sonucta kapitalist görüşü benimsemiş.

''ilericilik'' - ''gericilik'' kutuplaşması ise halkta karşılığı olan somut bir şey. -müslüman olsun veya olmasın- imam hatipe gitmek istemeyen var gitmek isteyen var, diyanetin her işe burnunu sokmasından rahatsız olan var olmayan var, vesaire... ''yeni türkiyeye'' itiraz edenlerin çoğu da -kürtler dışında- kabul etmeliyiz ki akp öncesi kemalist ulusun ürünleri olan, bunu içselleştirmiş insanlardır (ki eğitim seviyesi olarak, bilgi olarak en ileri toplumsal kesimdirler, ha en devrimci toplumsal kesimdir demem tabi). rte (ve onun ekibi), kemalizmden de geri bir düzeni koymaya çalışıyor, koyuyor. vatandaş anlayışını sulandırıp yerine tebaa anlayışını empoze ediyor, devlet erklerini tek elde topluyor. dolayısıyla, demirtaş bile trt konuşmasında ''cumhuriyetin kazanımlarından'' bahsetmek zorunda kalıyor ki bunlar bana göre biraz da halkların, devrimcilerin kazanılmış haklarıdır. türkiye'nin bir demokrasi geleneği hiç yok değildir, (elbette devlete rağmen ve bazen de devlet içi çatışmaların sonucu olarak) halkın kazanılmış hakları var. ''yeni türkiye''de bunları rafa kaldırıyorlar, yeni resmi ideoloji (bugün hala anayasada kemalist milliyetçilik duruyor olabilir, laiklik vb duruyor olablir ama CB artık başka konuşuyor, başka şeyler yapıyor ve Yeni Resmi İdeolojiyi üretti, ki bu Kemalizm değil) bunun aleti oluyor.
bu dediklerimi bi tek ben değil, yerili yabancı pek çok kişi yazıp çiziyor. genel yargı bu: rte kemalizmi bitirdi tayibizmi oturttu.

ibrahim kaypakkaya'nın o konudaki görüşlerini sadece yüzeysel olarak biliyorum, belki kendi çağına göre haklıdır, birşey diyemem.
dolayısıyla, derin bir saygı duymakla (uzlaşmaz devrimci oldukları için) birlikte Partizanın -özellikle bu konuda- çağın gerisinde kaldığını düşünüyorum.
bizim devrimcimiz ne kadar devrimciyse o kadar da -ideolojik olarak- tutucu oluyor ve çağı yakalayamıyor.

Aslında tüm meselede "yeni Türkiye " kavramı etrafında dönüyor. Yazıda aslında buna dikkat çekiliyor. Bu söylemi oluşturabilecek bir durumun olmadığından bahsediyor. Aslında yeni denilen herşey türkiye devletinde herzaman olan durumlardı. Mesela Devlet erkinin bir elde toplanması meselesi bu geçmişten beri böyleydi. Parlamentonun işlevsiz olduğu, devletin kendine düşman gördüğü her kesimi susturmaya çalıştığı, aslında demokrasi nutukları attığı ama demokrasi adına hiçbirşeyin olmadığı bir devlet geleneğinden bahsediyoruz. Bana geçmişten itibaren parlementodan halkın çıkarlarına uygun bir yasa çıkarıldığını gösterebilir misin? Mesela güçler ayrılığının en önemli kurumu olan yargıda halkın çıkarlarına bir sonuç çıktığını gösterebilir misin? Aslında demokratik görünen sadece o kurumların varlığı. Isım olarak var ama işlevsel olarak tek bir elde toplanıyor. Bugün Rte tek adam rejimi oluşturuyor. Ikisinin tek farkı birinde bir parti sözcüyken birinde sadece bir kişi olacak. Ama sonuç olarak ikiside kendi sınıf çıkarlarına uygun davranarak hareket ediyor. Bu ülke rte'den önce 10 yılda bir darbe olan bir ülke. Bu darbelerin emperyalist devletler eliyle yapıldığı aşikar. Türkiye emperyalizme göbekten bağlıdır. Onun demokrasi söylemi laftadır. Seçimler,parlemento hepsi işlevsizdi. Yapılan sadece göz boyama. RTE ile birlikte birçok demokratik hak halkın elinden alındı. Biz bunu 80 darbesinde de gördük. Aynı şekilde kazanılmış haklara saldırdılar ve birçok hak gasp edildi. Şimdide Rte yapıyor bunu. 20 yıl sonra yine aynı şey olacak. Yine bir veya birileri çıkacak elimizdeki hakları alacak. Yanı bu sorun sistem sorunudur. Bu sistemi yaratan ideoloji kemalizmdir. Bu herzaman böyle kalacak. M.kemal isminin unutulması önemli değil. Önemli olan onun fikirlerinin devam ettirilmesi. Yanı tekçi ve faşist olan zihniyetin.

Partizan'ı birçok noktadan eleştirebilirsin saygıda duyarım. Biz de kendimizi eleştiriyoruz. Bazı noktalarda meselelere doğma baktığımızı söylüyoruz. Ama kemalizm meselesi bizim için her zaman net olmuştur. Kemalizm faşizmdir tezi yıllar gecsede kabul edilmeye savunulmaya devam edilecektir.
Venge_Partizan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com