Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SF-Kütüphane > Sosyalizm Süreli Yayınlar > Yürüyüş

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi HALKIMIZ, FAŞİZMİN DEMOKRASİCİLİK OYUNUNA ALET OLMAYIN! OY VERMEYİN!
Cevaplar
6
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
579
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 18.Haziran.2018, 15:45   #1
 
Feda Cephesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Feda Cephesi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Nisan.2015
Üye No: 52202
Mesajlar: 833
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 480
604 Mesajına 1,585 Teşekkür Aldı
Standart HALKIMIZ, FAŞİZMİN DEMOKRASİCİLİK OYUNUNA ALET OLMAYIN! OY VERMEYİN!

TÜRKİYE FAŞİZMLE YÖNETİLMEKTEDİR!
HALKIMIZ, FAŞİZMİN DEMOKRASİCİLİK OYUNUNA ALET OLMAYIN! OY VERMEYİN!


AKP SEÇİM ALDATMACASIYLA 16 YILLIK BASKI VE KATLİAMLARINI GİZLEYEMEZ!
HALKA KARŞI İŞLEDİĞİ SUÇLARIN HESABINI VERECEK!


Tayyip Erdoğan'ın 16 yıllık iktidarı öncesi yükselme sürecine baktığımızda
emperyalizme bağımlı, işbirlikçi oligarşik bir devlet yapısında bir siyasetçinin nasıl yükseldiğini de görürüz. Adım adım arkasına ABD'yi de alarak, tek başına tüm devletin gücünü arkasına topladığının da bir örneğidir Tayyip Erdoğan.

Bizim gibi emperyalizme göbekten bağlı ülkelerde ABD'nin onayı olmadan onlardan "yürü ya kulum" icazetini almadan bir partinin, dolayısıyla bir ülkede iktidar olması düşünülemez.

Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde uşaklığını kanıtlamış, şehir belediyesinin tüm olanaklarını kullanarak dış ve iç sermaye ile arasını iyi tutmuş şehri parsel parsel satmıştır. Beton yığınına dönen, halka ait ortak ne kadar alan varsa imara açılan İstanbul'un bugünkü
durumunun sorumluluğu Erdoğan'ın belediye başkanlığı dönemine aittir.

Erdoğan'ın milletvekili olarak siyasete atıldığı yıllarda oligarşi içi çelişkiler derindi. ABD o dönemin "ılımlı İslam" politikasına denk düşen Erdoğan'ı destekliyor ve kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir yüz, halka yeni bir "umut" olacak, istediği politikaları hayata geçirecek iyi bir uşak olarak görüyordu. Fakat oligarşinin kendi iç çelişkileri sonucu Erdoğan tutuklandı, kısa bir süre sonra ABD'nin isteği ve müdahalesi ile tahliye edildi. Ki bu süreç halkı kandırmak için her yönü ile kullanıldı, "düşünceleri ve inandıkları uğruna
her şeyi göze almış, kelle koltukta siyaset yapan" şişirme bir siyaset adamı yaratıldı.

Jet-Pa’nın dolandırıcı sahibi Fadıl Akgündüz tutuklanıp, yerine Siirt’ten
milletvekili seçilip Başbakan yapıldı ve AKP’nin 16 yıllık tek başına iktidar dönemi başladı.

Bu süreç verilen ama yerine getirilmeyen vaatlerle dolu bir süreçtir.
Her seçimde olduğu gibi halkın kandırıldığı, gelecek umuduyla oynandığı, laf kalabalığı ve vaatlerle dolu yeni bir seçim süreci daha başladı.

Seçimler Konusuna Nasıl Bakmalıyız?

Tavrımız Ne Olmalı?


Halk Anayasası taslağında seçim konusu net bir şekilde ortaya konulmaktadır.

"Seçimlerin burjuva partileri arasında bir vaat yarışına dönüştüğü ve hep onların iktidar olduğu on yıllar boyunca, seçim meydanlarındaki vaatlerin
yarısı, hatta onda biri bile yerine getirilseydi; haklar ve özgürlükler 5 yılda bir sandığa atılan oylarla kazanılsaydı, bu ülkenin ve halkın çözülmedik tek bir sorunu bile kalmazdı. Yoksulluk diye bir şey kalmazdı. Oysa çok partili 50 yıl, tam bir aldatmaca ve oyalama olmuş, seçimlerde yapılan vaatlere rağmen, halk kan ve yoksulluktan başka bir şey görmemiştir. Demokrasinin göstergesi, uygulanma biçimi 4-5 yılda bir sandığa atılan oy olamaz. Demokrasi siyaset biliminde halkın yönetime katılımı olarak tanımlanır. Ama ülkemizde on yıllar boyunca uygulanan demokrasi değil, bir avuç azınlığın halk üzerindeki diktatörlüğünü gizlemek için başvurulan bir demokrasicilik
oyunu olmuştur. Demokratik Halk Cumhuriyeti, bu oyuna son verip, gerçek demokrasinin uygulayıcısı olacaktır. Bunun tek ve temel biçimi de halkın yönetime doğrudan katılmasıdır." (Halk Anayasası Taslağı syf 20)

AKP iktidarı sadece yerine getirilmeyen vaatler süreci değildir. Ülkemizde
yaşamın her alanında baskı ve zulüm katlanarak devam etmiştir. Erdoğan iktidara geçtiğinde hapishanelerdeki tecrit ve baskıya karşı büyük direniş sürüyordu ve bugün tecrit ve işkence daha da katmerlenerek devam ediyor.

AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın suçları saymakla bitmeyecek kadar çoktur. 16 yıllık iktidar sürecini kısaca özetleyecek olursak karşımıza çıkan tablo yolsuzluk, katliam, baskı, zulüm, emperyalizmle işbirliği ve uşaklıktır.

- İşçi katliamları; AKP iktidarını ayakta tutan en önemli sektörlerin başında inşaat sektörü gelir. TOKİ inşaatları ölüm saçan makinalara dönüşmüştür.
Erdoğan'ın sarayının yapımında bir işçinin ölümü üzerine yapılan araştırma sonucu saray inşaatında hiçbir iş güvenliği olmadığı saptanmıştır.

Madenler, göçük altında kalan maden işçileri, basit güvenlik önlemleri alınmadığı ve denetlenmediği için katledilmiştir. Soma'da katledilen 301 işçinin ardından AKP’li bürokratlar ve Tayyip Erdoğan bunu "olağan
şeyler" olarak nitelendirmiş, "ölüm bu işlerin fıtratında var" diyerek
katliamı protesto eden insanlara müşavirini saldırtmıştır.

- Haziran ayaklanması; Erdoğan "polise emri ben verdim" diyerek işlenen tüm cinayetleri sahiplenmiştir. Gözaltında işkence, taciz vb. hepsinin emrini veren polise plastik ve gerçek mermi kullandırarak halka karşı, kendi
iktidarını korumak için savaş açmış yaşananların bizzat sorumlusudur. Berkin Elvan’ın katledilme talimatını verdiğini meydanlarda ilan edecek kadar pervasız, faşist bir katildir.

- Adalet; iktidarına karşı olan herkesi hapishanelere attırarak devletin tüm yetkilerini kendinde toplayarak yargı mekanizmasını ortadan kaldırmıştır.
Sahte delillerle insanlar yargılanmış, demokratik kurumlar basılmış, kapatılmıştır. Hedefi kendine muhalif olan her kesimi susturmak, sindirmektir.

- Yolsuzluk; ülke tarihindeki en büyük yolsuzlukların içinde bizzat Erdoğan ailesi ve kendine yakın bakanları da vardır.

Ayakkabı kutularına istiflenen paralar, yatak odalarına gizlenen para
kasaları... 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonu olarak ülkemizin gündemine
giren yolsuzlukta Erdoğan, Erdoğan'ın çocukları, dört bakan, üç bakan çocuğu vardır. Görüntülerle, ses kayıtlarıyla belgelenmiş bir yolsuzluğun üstü örtülmüş, olayı soruşturan savcılar görevden alınmıştır. "Biraz da biz yiyelim" mantığı ile halkın parası ile sermayesinin üstüne sermaye katmıştır.

- İhale yolsuzlukları; Ali Dibo skandalı kamuda dönen yolsuzlukların simgesi haline gelmiştir. İhaleler AKP yandaşlarına verilmiştir, ki bu tür ihale yolsuzlukları ülkemizin neredeyse her şehrinde yaşanmıştır ve yaşanmaktadır.

İhale yolsuzlukları sayesinde AKP yandaşlarının sermayesi de Erdoğan'ınki
ile birlikte büyümüştür. Ağaoğlu, Kolin, Limak, Çalık... Büyük özelleştirme
ihalelerinde, satılan kamu arazilerinde hep aynı isim ve şirketler vardı.

- Özelleştirmeler; Türkiye tarihinin en büyük özelleştirmeleri AKP iktidarı
döneminde yapıldı. Halka ait ne kadar ortak değer varsa satıldı, talan edildi.

16 yıllık iktidarı döneminde 62 milyarın üzerinde özelleştirme gerçekleşti.
200'ü aşkın kamu kuruluşu arazileri yerli ve yabancı tekellere satıldı. Tekel, Şişecam, Sümerbank fabrikalarının arazilerine devasa AVM'ler yapıldı.

TÜPRAŞ'ın özelleştirilmesi; kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalarla yüzde 14.76'sı yasadışı yollarla İsrailli iş adamı Ofer'e satıldı. 6 ay arayla yapılan biri ihaleli biri ihalesiz iki işlem Ofer ailesine 755 milyon dolar kazandırdı. "One minute" diyerek güya emperyalizme, İsrail'e kafa tutan Erdoğan bir yandan da ülkemizin değerlerini parça parça yasadışı yollarla emperyalistlere sattı.

- Savaş suçları; Suriye'ye savaş açılması için her türlü provokasyona ortak oldu, bizzat proveke etti.

IŞİD ve ÖSO’ya her türlü desteği vererek, Türkiye üzerinden geçişine izin verdiği, tedavisini yaptırdığı katiller, Suriye'de on binlerce insanı katletti.

Afrin’e düzenlenen saldırı sonucu yüzlerce Suriyeli halkı katletti.

- OHAL süreci; 15 Temmuz darbesini bahane ederek OHAL ilan etti, KHK'lar ile gerekli görülen her konuda yasa çıkarma özgürlüğünü kazandı.

KHK ile kamu görevinden çıkarma, yargı işlem ve denetimini ortadan kaldırma, hak arama özgürlüğü, adil yargılanma hakkı ihlal edildi.

Düşünce, örgütlenme özgürlüğü ortadan kalktı.

Gözaltında işkence, kayıp olağan hale getirildi.

Binlerce kişi tutuklandı, cezaevi koşulları daha da ağırlaştırıldı. Son on yılda tutuklu ve hükümlü sayısı yüzde 117.7 arttı.

Hasta mahkumların tedavileri zorlaştırıldı ya da yapılmıyor.

- Kürdistan'da katliam; "Hendek operasyonları" adı altında halk katledildi. Sur, Cizre, Nusaybin'de halkın üzerine devlet bomba yağdırdı, Erdoğan
binlerce insanın ölümü, yaralanması ve evsiz kalmasından sorumludur.

- Van depremi; resmi rakamlara göre 644 kişi öldü, 4152 kişi yaralandı.
Devletin medyası Van depremini ilk günler yok saydı. Deprem Türkiye'nin doğusunda yaşanmıştı ve "polise taş atan eller kırılabilir ölebilir"di, "Allahın sopası yoktu". Devlet mağdur olan, ölen halkına sahip çıkmadı, yalnız bıraktı. Yaralılar tedavi edilmedi, göz göre göre sağlam raporu verildi.

Tüm bu saydıklarımız Erdoğan iktidarının suçlarını saymak için yetersizdir. Polis ve jandarması ile halkı katletti, Engin Çeber, Berkin, Kürdistan'da zırhlı araçlarla katlettikleri çocuklarımız "Çocuk da olsa, kadın da olsa gereken yapılacaktır" diyerek meşrulaştırıldı. Yasalarla devlete halkını öldürme özgürlüğü verildi.

Sonuç olarak; bir yandan "one minute" diyerek emperyalizme karşıymış gibi halkımız ve ezilen dünya halkları kandırılırken, diğer yandan emperyalizmle işbirliği halinde sonuna kadar bağımlılık ilişkileri geliştirildi, yeraltı-yerüstü zenginliklerimiz, ormanlarımız, fabrikalarımız... satıp savmadıkları şey kalmadı. Ezilen dünya halklarına yönelik emperyalizmin yanında yer aldı, bizzat Suriye halklarına yönelik katliamların önünü açtı.

Ülkemizdeki yoksulluk 16 yıllık iktidar sürecinde arttı, bugün faizleri düşüreceğiz, şuna buna son vereceğiz vaatleri de yalandır, zaten 16 yıldır
ülke onların elinde. Madem düzeltilecekti o zaman şimdiye kadar niye
düzeltilmedi?

Ülkemizde seçimlerle, vaatlerle ne yoksulluk son bulur ne de emperyalizme uşak olan iktidarlar değişir. Tek çözüm halkın kendi meclisleri ve kendi iktidarıdır.

"Demokratik Halk Cumhuriyetinde yöneten halktır. Halkın yönetime katılımı 4 yılda bir yapılan seçimlere indirgenemez. Halk yönetime katılma hak ve yetkisini sürekli olarak ve yerel-merkezi her düzeyde kullanır. Tüm yasal, idari düzenlemeler bunu esas alır.

Halkın yönetime katılmasının temel biçimi ve kurumu Meclislerdir. Demokratik Halk Cumhuriyetinde halk, Meclisleri aracılığıyla söz ve karar hakkını doğrudan kullanır. Halk Meclisleri, halkın kendi yönetim birimlerini
seçmesi, denetlemesi ve görevden alabilmesi esası üzerinde yükselir. Halk yerel, bölgesel, mesleki her düzeyde Meclislerde örgütlenerek ülke yönetimi, ekonomisi, politikası hakkında politika üretimine, kararların alınması, uygulanması ve denetlenmesi süreçlerine katılır." (Halk Anayasası Taslağı syf 20)

Yürüyüş, Sayı: 67
______________________________________________________
“Her Cepheli'nin yüreği, basılmaya hazır bir şiir kitabıdır.”
Feda Cephesi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Feda Cephesi Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 19.Haziran.2018, 12:18   #2
 
Feda Cephesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Feda Cephesi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Nisan.2015
Üye No: 52202
Mesajlar: 833
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 480
604 Mesajına 1,585 Teşekkür Aldı
Standart

TÜRKİYE FAŞİZMLE YÖNETİLMEKTEDİR!
HALKIMIZ, FAŞİZMİN DEMOKRASİCİLİK OYUNUNA ALET OLMAYIN! OY VERMEYİN! (Bölüm 2)


OLİGARŞİNİN SEÇİM ALDATMACASINDA BİR DİN İSTİSMARCISI:
TEMEL KARAMOLLAOĞLU


Madımak'ı Saran Alevleri
Unutturamazsınız!


Oligarşi bir kez daha krizini seçimle çözmeye çalışıyor. Öyle bir yönetememe krizi içindeler ki bir yıl sonrası için planladıkları seçimi 24 Haziran 2018 tarihine almak zorunda kaldılar. Oligarşinin krizi derinleşirken çıkarları adına yaptıkları çözüm planlarının, hesaplarının hiçbiri uzun süreli dikiş tutmuyor.

Yönetemiyorlar. Tüm iktidar olanaklarına, tutuklama terörüne, F tiplerine,
"tek tip elbise dayatmalarına", gazlarına, silahlarına, TOMA’larına, katliamlarına rağmen yönetemiyorlar.

Binlerce kamu emekçisini bir gecede işten atmalarına, maden ocaklarını
toplu mezarlara çevirmelerine, inşaatlardan, fabrikalardan her gün işçi cenazelerinin çıkmasına, patronlar için cennet haline gelen düzenlemelerine,
baskı ve sansüre, halkın tüm örgütsüzlüğüne rağmen yönetemiyorlar. Kendi içlerindeki oligarşi içi muhalefeti bile susturmuş olmalarına rağmen yönetemiyorlar.

Yönetemeyecekler de... Sınıf mücadelesinin yasasıdır bu... Emperyalizme
bağımlı yeni sömürge bir ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal koşullarının yazdığı yasa işlemeye devam edecek. Ta ki devrime kadar. Krize devrim son verir, tüm çelişkileri halkın lehine çözer.

Pisliği sadece devrim temizler. Halkın insanca yaşam, adalet ve özgürlük taleplerini sadece bir halk iktidarı yerine getirir.

Bu çelişki çözülene kadar halkımızın acıları bitmeyecek. Başka hiçbir çözüm, hiç bir düzeniçi yöntem bu acıları dindirmeyecek.


Oligarşinin seçim aldatmacasıyla yönetememe krizini aşmaya çalışıyor. Bu aldatmacaya halkı katarak ömrünü uzatmak; bir seçimlik bile olsa halk
kitlelerinin bu düzen için "rızasını" almak istiyor. Biliyor ki halk kitleleri seçim oyununda figüran olmaya devam ettikçe o da adına "demokrasi" dedikleri faşizmin sömürüsü ve zulmünü sürdürebilecek.

Yani bize cellatlarımızı seçme "özgürlüğü" tanıyorlar. Bu oyun, ipliği pazara çıkmış parlamentonun, neredeyse düzen partileri tarafından bile artık meşruluğu tartışılır olan 2018 milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimleri adına oynanıyor.

Burjuva partilerden adına kendilerine sol, sosyalist diyen kesimlere kadar pekçok kesim bu seçimin, geçen yılın meşruluğu olmayan referandum
aldatmacasının devamı olduğunu söylüyor. O halde neden meşruluğu olmayan bu "oyun"da rol almak isteniyor?

Kendi gücüne güvensizlik, düzene alternatif olamayan, düzen karşısında hiçbir politika üretemeyenlerin düştükleri durumdur bu. Düşmanın politikalarını bozacak bir politika geliştiremeyenler ancak AKP faşizminin çizdiği oyunda rol alabilirler. AKPMHP ittifakına son verelim de ne olursa olsun diye bu oyun meşrulaştırılamaz.

Peki, bu "ittifak"a son verilince hangi "katil" gelecektir?

Binlerce insanımızın katlinden, gözaltında kaybedilmesinden sorumlu Meral Akşener mi? Yoksa "Sivas Katliamı"nın planlayıcılarından olan Temel Karamollaoğlu mu? Bugünkü saldırıları başka bir isim altında devam ettirecek
olan Muharrem İnce mi?

7 Haziran, 1 Kasım seçim süreçlerinden de ders çıkarmayan Kürt milliyetçi hareket ise faşizmin seçim oyununda yer alarak düzen içi olmayı tercih etmeye ve gerçekte politikasızlığını göstermeye devam ediyor.

"Seçim dönemini devrimin propaganda aracına dönüştüreceğiz" diyen "sol" "sosyalist"ler de kendi gücüne güvensizliklerini, AKP faşizmi karşısında tek bir direniş politikası gerçekleştirememiş olmalarına gerekçe bulmakla meşguller. Varlık nedenleri olan "parlamentoculuk"un gereğini bile yerine getiremeyip bir aday bile gösterme cüreti gösteremiyorlar.

Faşizm işte budur!

Direnmeyenler bir gün gelir ki kendi düşüncelerinin bile gereğini yerine getiremezler. Direniş politikalarını hayata geçirmek yerine faşizmin seçim oyununa alet olmak halkın örgütlenmesi ve kendi geleceği üzerinde söz sahibi olmasını reddetmektir! Bu oyunu oynayan oligarşidir. Halk güçleri bu oyuna dahil olmamalıdır.

Oligarşinin Seçim Oyununda Bir Din İstirmarcısı, Bir Katliam Kışkırtıcısı: Temel Karamollaoğlu


Temel Karamollaoğlu 1993 yılında Madımak Oteli’nde 33 insanımız yakılırken Sivas Belediye Başkanı'dır.


Katliam yaşanırken otelin önündeki saldırgan güruha "gazanız mübarek olsun" diyerek kışkırtıcılık yapmış, hatta dağılmaya başlayan kalabalık bu nedenle de dağılmaktan vazgeçmiştir.

Sivas davasının üçüncü gününde dinlenen Sivas Trafik Şube Müdürü İzzet Karadağ olayların belediye başkanı Temel Karamollaoğlu tarafından körüklendiğini ifadesinde anlatmıştı. Aynı zamanda Karadağ ifadesinde
itfaiyeden su sıkarak kalabalığı dağıtmalarını istediklerini ama itfaiyenin
su sıkmadığını da belirtmişti.

Karamollaoğlu, daha sonra yaptığı bir açıklamada da Sivas'ta can verenlerin
"yanarak değil de dumandan boğularak öldüğünü" açıkladı.

Yine basına yaptığı açıklamalarda Sivas’ta yaşananlara "katliam denilemeyeceğini" ısrarla savundu.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Habertürk TV’de yaptığı bir röportajda “Sivas katliamı demekten imtina mı ediyorsunuz?” sorusu üzerine, “Sivas katliamı demekten imtina ediyorum, çünkü hakikaten
katliam başka bir şey. Birisi gidip doğrudan insanları katlettiği zaman katliam olur. Orada bir kişinin gidip birisini doğrudan doğruya katlettiği vaki değil”
dedi.

Temel Karamollaoğlu 30 Ekim 2016 tarihinde Saadet Partisi Genel Başkanı
seçildi. Ama düzene hizmeti daha eskiye dayanır. 1996-2002 ve 1977-1980 yılları arasında milletvekilliği yaptı. 1995 seçimlerinde Refah Partisi’nden Parlamentoya girdiği süreçte NATO Parlamenter Asamblesi Üyeliği yaptı.

Bağlı bulunduğu Milli Görüş anlayışının halk düşmanı tüm politikalarının
sorumlularından ve uygulayıcılarından birisidir.

1970 yılında bazı tüccarlar ve dinci orta-burjuva kesimler MNP (Milli Nizam Partisi)ni kurdular. MNP’nin başında Necmettin Erbakan vardı. 12 Mart cuntasıyla MNP kapatıldı. Ve bu kesimler MSP (Milli Selamet Partisi) de örgütlendiler.

Bu tarihten itibaren MSP, devrimci mücadelenin gelişmesi ve oligarşinin yönetememe krizinin bir sonucu olarak kurulan MC (Milliyetçi Cephe) hükümetlerinde yer aldı.

Oligarşi, ekonomik ve siyasi bunalımını, halka karşı açık bir savaş ilanıyla atlatmak istiyordu. l. MC ve daha sonraki 2. MC hükümetlerinin anlamı budur. Bu dönemlerde, yani Mart 1975 ile Aralık 1977 arasında yüzlerce ilerici, devrimci, demokrat faşizm tarafından katledildi.

1 Mayıs 1977 katliamı da, MC hükümetinin MİT, Kontrgerilla ve İstanbul polisine verdiği gizli bir direktifin sonucunda yapıldı.

MC hükümetleri, IMF politikalarının en sadık uygulayıcılarından oldu.

Geçmişleri kanlı ve halk düşmanı bir geleneğe dayanan bu anlayış bugün halkın hiçbir sorununu çözemez! Bugün sınıfsal olarak da Saadet Partisi’nin dayandığı kesimler yeni sömürgeci düzenin devamından yanadır. Din istismarcılığı ile varlıklarını sürdürmüş, gerçekte ise her zaman emperyalizmin işbirlikçisi olmuşlardır.


Tek Çözüm Halkın Kendi
Öz Örgütlülükleridir


Onlar bizim sorunlarımızı çözemezler. Çünkü sorunun sorumlusu onlardır. Sömürünün, zulmün sahiplerinden ekmek, adalet, özgürlük beklenmez. Kendi katillerimizi seçme "özgürlüğü"nü istemiyoruz.

Halk kendi örgütlülükleriyle kendisini yönetir. Bu ülkenin gerçek sahibi bizleriz.

Üreten halktır. Halkın güç olabilmesi ise birlikte örgütlü olmasına ve mücadele etmesine bağlıdır. Her konuda söz ve karar sahibi olan halktan daha güçlüsü yoktur.

Bu gücü ortaya çıkardığımızda, kendi mücadelemizle bir güç olduğumuzda tüm sorunlarımızı çözebiliriz.

Yürüyüş, Sayı: 68
______________________________________________________
“Her Cepheli'nin yüreği, basılmaya hazır bir şiir kitabıdır.”
Feda Cephesi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Feda Cephesi Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 19.Haziran.2018, 19:46   #3
 
leman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
leman
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Eylül.2011
Üye No: 38370
Mesajlar: 107
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 31
19 Mesajına 30 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Feda Cephesi Nickli Üyeden Alıntı
TÜRKİYE FAŞİZMLE YÖNETİLMEKTEDİR!
HALKIMIZ, FAŞİZMİN DEMOKRASİCİLİK OYUNUNA ALET OLMAYIN! OY VERMEYİN! (Bölüm 2)


OLİGARŞİNİN SEÇİM ALDATMACASINDA BİR DİN İSTİSMARCISI:
TEMEL KARAMOLLAOĞLU


Madımak'ı Saran Alevleri
Unutturamazsınız!


Oligarşi bir kez daha krizini seçimle çözmeye çalışıyor. Öyle bir yönetememe krizi içindeler ki bir yıl sonrası için planladıkları seçimi 24 Haziran 2018 tarihine almak zorunda kaldılar. Oligarşinin krizi derinleşirken çıkarları adına yaptıkları çözüm planlarının, hesaplarının hiçbiri uzun süreli dikiş tutmuyor.

Yönetemiyorlar. Tüm iktidar olanaklarına, tutuklama terörüne, F tiplerine,
"tek tip elbise dayatmalarına", gazlarına, silahlarına, TOMA’larına, katliamlarına rağmen yönetemiyorlar.

Binlerce kamu emekçisini bir gecede işten atmalarına, maden ocaklarını
toplu mezarlara çevirmelerine, inşaatlardan, fabrikalardan her gün işçi cenazelerinin çıkmasına, patronlar için cennet haline gelen düzenlemelerine,
baskı ve sansüre, halkın tüm örgütsüzlüğüne rağmen yönetemiyorlar. Kendi içlerindeki oligarşi içi muhalefeti bile susturmuş olmalarına rağmen yönetemiyorlar.

Yönetemeyecekler de... Sınıf mücadelesinin yasasıdır bu... Emperyalizme
bağımlı yeni sömürge bir ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal koşullarının yazdığı yasa işlemeye devam edecek. Ta ki devrime kadar. Krize devrim son verir, tüm çelişkileri halkın lehine çözer.

Pisliği sadece devrim temizler. Halkın insanca yaşam, adalet ve özgürlük taleplerini sadece bir halk iktidarı yerine getirir.

Bu çelişki çözülene kadar halkımızın acıları bitmeyecek. Başka hiçbir çözüm, hiç bir düzeniçi yöntem bu acıları dindirmeyecek.


Oligarşinin seçim aldatmacasıyla yönetememe krizini aşmaya çalışıyor. Bu aldatmacaya halkı katarak ömrünü uzatmak; bir seçimlik bile olsa halk
kitlelerinin bu düzen için "rızasını" almak istiyor. Biliyor ki halk kitleleri seçim oyununda figüran olmaya devam ettikçe o da adına "demokrasi" dedikleri faşizmin sömürüsü ve zulmünü sürdürebilecek.

Yani bize cellatlarımızı seçme "özgürlüğü" tanıyorlar. Bu oyun, ipliği pazara çıkmış parlamentonun, neredeyse düzen partileri tarafından bile artık meşruluğu tartışılır olan 2018 milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimleri adına oynanıyor.

Burjuva partilerden adına kendilerine sol, sosyalist diyen kesimlere kadar pekçok kesim bu seçimin, geçen yılın meşruluğu olmayan referandum
aldatmacasının devamı olduğunu söylüyor. O halde neden meşruluğu olmayan bu "oyun"da rol almak isteniyor?

Kendi gücüne güvensizlik, düzene alternatif olamayan, düzen karşısında hiçbir politika üretemeyenlerin düştükleri durumdur bu. Düşmanın politikalarını bozacak bir politika geliştiremeyenler ancak AKP faşizminin çizdiği oyunda rol alabilirler. AKPMHP ittifakına son verelim de ne olursa olsun diye bu oyun meşrulaştırılamaz.

Peki, bu "ittifak"a son verilince hangi "katil" gelecektir?

Binlerce insanımızın katlinden, gözaltında kaybedilmesinden sorumlu Meral Akşener mi? Yoksa "Sivas Katliamı"nın planlayıcılarından olan Temel Karamollaoğlu mu? Bugünkü saldırıları başka bir isim altında devam ettirecek
olan Muharrem İnce mi?

7 Haziran, 1 Kasım seçim süreçlerinden de ders çıkarmayan Kürt milliyetçi hareket ise faşizmin seçim oyununda yer alarak düzen içi olmayı tercih etmeye ve gerçekte politikasızlığını göstermeye devam ediyor.

"Seçim dönemini devrimin propaganda aracına dönüştüreceğiz" diyen "sol" "sosyalist"ler de kendi gücüne güvensizliklerini, AKP faşizmi karşısında tek bir direniş politikası gerçekleştirememiş olmalarına gerekçe bulmakla meşguller. Varlık nedenleri olan "parlamentoculuk"un gereğini bile yerine getiremeyip bir aday bile gösterme cüreti gösteremiyorlar.

Faşizm işte budur!

Direnmeyenler bir gün gelir ki kendi düşüncelerinin bile gereğini yerine getiremezler. Direniş politikalarını hayata geçirmek yerine faşizmin seçim oyununa alet olmak halkın örgütlenmesi ve kendi geleceği üzerinde söz sahibi olmasını reddetmektir! Bu oyunu oynayan oligarşidir. Halk güçleri bu oyuna dahil olmamalıdır.

Oligarşinin Seçim Oyununda Bir Din İstirmarcısı, Bir Katliam Kışkırtıcısı: Temel Karamollaoğlu


Temel Karamollaoğlu 1993 yılında Madımak Oteli’nde 33 insanımız yakılırken Sivas Belediye Başkanı'dır.


Katliam yaşanırken otelin önündeki saldırgan güruha "gazanız mübarek olsun" diyerek kışkırtıcılık yapmış, hatta dağılmaya başlayan kalabalık bu nedenle de dağılmaktan vazgeçmiştir.

Sivas davasının üçüncü gününde dinlenen Sivas Trafik Şube Müdürü İzzet Karadağ olayların belediye başkanı Temel Karamollaoğlu tarafından körüklendiğini ifadesinde anlatmıştı. Aynı zamanda Karadağ ifadesinde
itfaiyeden su sıkarak kalabalığı dağıtmalarını istediklerini ama itfaiyenin
su sıkmadığını da belirtmişti.

Karamollaoğlu, daha sonra yaptığı bir açıklamada da Sivas'ta can verenlerin
"yanarak değil de dumandan boğularak öldüğünü" açıkladı.

Yine basına yaptığı açıklamalarda Sivas’ta yaşananlara "katliam denilemeyeceğini" ısrarla savundu.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Habertürk TV’de yaptığı bir röportajda “Sivas katliamı demekten imtina mı ediyorsunuz?” sorusu üzerine, “Sivas katliamı demekten imtina ediyorum, çünkü hakikaten
katliam başka bir şey. Birisi gidip doğrudan insanları katlettiği zaman katliam olur. Orada bir kişinin gidip birisini doğrudan doğruya katlettiği vaki değil”
dedi.

Temel Karamollaoğlu 30 Ekim 2016 tarihinde Saadet Partisi Genel Başkanı
seçildi. Ama düzene hizmeti daha eskiye dayanır. 1996-2002 ve 1977-1980 yılları arasında milletvekilliği yaptı. 1995 seçimlerinde Refah Partisi’nden Parlamentoya girdiği süreçte NATO Parlamenter Asamblesi Üyeliği yaptı.

Bağlı bulunduğu Milli Görüş anlayışının halk düşmanı tüm politikalarının
sorumlularından ve uygulayıcılarından birisidir.

1970 yılında bazı tüccarlar ve dinci orta-burjuva kesimler MNP (Milli Nizam Partisi)ni kurdular. MNP’nin başında Necmettin Erbakan vardı. 12 Mart cuntasıyla MNP kapatıldı. Ve bu kesimler MSP (Milli Selamet Partisi) de örgütlendiler.

Bu tarihten itibaren MSP, devrimci mücadelenin gelişmesi ve oligarşinin yönetememe krizinin bir sonucu olarak kurulan MC (Milliyetçi Cephe) hükümetlerinde yer aldı.

Oligarşi, ekonomik ve siyasi bunalımını, halka karşı açık bir savaş ilanıyla atlatmak istiyordu. l. MC ve daha sonraki 2. MC hükümetlerinin anlamı budur. Bu dönemlerde, yani Mart 1975 ile Aralık 1977 arasında yüzlerce ilerici, devrimci, demokrat faşizm tarafından katledildi.

1 Mayıs 1977 katliamı da, MC hükümetinin MİT, Kontrgerilla ve İstanbul polisine verdiği gizli bir direktifin sonucunda yapıldı.

MC hükümetleri, IMF politikalarının en sadık uygulayıcılarından oldu.

Geçmişleri kanlı ve halk düşmanı bir geleneğe dayanan bu anlayış bugün halkın hiçbir sorununu çözemez! Bugün sınıfsal olarak da Saadet Partisi’nin dayandığı kesimler yeni sömürgeci düzenin devamından yanadır. Din istismarcılığı ile varlıklarını sürdürmüş, gerçekte ise her zaman emperyalizmin işbirlikçisi olmuşlardır.


Tek Çözüm Halkın Kendi
Öz Örgütlülükleridir


Onlar bizim sorunlarımızı çözemezler. Çünkü sorunun sorumlusu onlardır. Sömürünün, zulmün sahiplerinden ekmek, adalet, özgürlük beklenmez. Kendi katillerimizi seçme "özgürlüğü"nü istemiyoruz.

Halk kendi örgütlülükleriyle kendisini yönetir. Bu ülkenin gerçek sahibi bizleriz.

Üreten halktır. Halkın güç olabilmesi ise birlikte örgütlü olmasına ve mücadele etmesine bağlıdır. Her konuda söz ve karar sahibi olan halktan daha güçlüsü yoktur.

Bu gücü ortaya çıkardığımızda, kendi mücadelemizle bir güç olduğumuzda tüm sorunlarımızı çözebiliriz.

Yürüyüş, Sayı: 68
Feda Cephesi arkadaş polemik yaratmak için degil gerçekten öğrenmek için soruyorum. Hangi durum ve şartlarda genel oy hakkını savunmak gerekir. Nasıl bir seçimde oy kullanilir.
leman isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.Haziran.2018, 00:41   #4
 
Korçagin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Korçagin
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Mart.2015
Üye No: 52104
Mesajlar: 78
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 75
28 Mesajına 46 Teşekkür Aldı
Standart

yine 1973 model bir Yürüyüş yazısı.
Toplu Yazılar dışında bir şey okumamış gibi adeta.
Türkiye ''emperyalizme göbekten bağlı'' ama 1974'te ABDyle ters düşüp Kıbrıs'a asker çıkarıyor, 15 temmuzda ABD yanlılarının darbesini Rusya'yla birlikte önlüyor, Rusya'dan s400 alıyor, Chomsky gibi solcu aydınlar Türkiye'nin ''bağımsızlaştığından'' bahsediyor, Ruslar Türkiyenin ABD ve ABden uzaklaştığından memnun oluyor ve yetmez ama evet diyorlar; çeşitli tv ve gazetelerde bunu dile getiriyorlar. ve türkiye afrin'i ilhak ediyor, iran-rusyaya-suriyeyle birlikte Astana görüşmesi yapıyorlar, türkiyenin alt-emperyalizminden bahsediliyor.
elbette şeker fabrikalarının Cargille satışı vb şeyler de var ama türkiyeyi 1950 model küba, vietnam zannetmek ve ona göre bir strateji seçmek saçma değil mi.

''halkımız'' dediğiniz de chp'ye, hdp'ye oy veren, işinde gücünde, okulunda, çoğu alevi adamlar.
rte laik olsa, yani islamist bir millet inşasına girmese, seküler bi rte gelse yarın çoğu rteye bile oy verirdi. senin halkın bu.
sen onlara diyorsun ki silah omza, ama adam -son tahlilde- kendisinin veya çocuğunun tırnağının dahi kanamasını istemez, bunu değer bulmuyor. yılda 1 tane adam veya kadın buluyorlar, o da her hangi bir yankı uyandırmıyor, yine o mahalle ve biz solcular dışında kimsenin umrunda olmuyor. ya kime neyi anlatıyorum gerci siz zaten vaziyeti görüyorsunuz.. acı ama somut gerçeklik bu... demek ki yeterince nesnel bi çözümleme yapmıyorsunuz siz veya yöneticileriniz her kimse. bu stratejiyle devrim olmuyor, 30 küsür yılda bir arpa boyu yol alınmamış...

karamollaoğlunun sivas'ın plancısı olduğu da tamamen spekülasyon. evet, karamollaoğlu softadır, katliama katliam diyemeyen bir zattır. sırf yakanlar müslüman diye katliam diyemiyor.
ama adamın o günkü video kaydı yayımlandı; hadi evinize gidin bir sakatlık çıkmasın falan diyor, kalabalığı eve göndermeye çalışıyor. bunu yazdım diye dinci ilan edebilirsiniz. hiç umrumda değil ama gerçek bu.

bilginin bu kadar hızlı dolaşımda olduğu bu çağda, devrimcilerin de araştırmacı, tutarlı,dürüst ve çağı yakalamış olması artık bir zorunluluktur.
______________________________________________________
Fakat Malcolm X'in dehası neydi? (...) Haydi, köklerimizi yeniden keşfedelim; Hayır! Deha X harfinde gizliydi. X, bizim köklerimiz yok, köklerimiz elimizden alındı demekti. Peki, bu durum, bizim, beyaz adamınkinden daha evrensel bir topluluk kurmamızı sağlayacak bir özgürlükse? Bu yaratıcılık, ortada olanı ve köklerinden kopartılmanın yol açtığı aile bağları ve göreneklerden yoksunluğun, travmanın yeni bir özgürlüğün yolunu açabileceğini görebilmektir. (Zizek)
Korçagin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Korçagin Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 4 Kisi:
Alt 20.Haziran.2018, 11:35   #5
 
Feda Cephesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Feda Cephesi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Nisan.2015
Üye No: 52202
Mesajlar: 833
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 480
604 Mesajına 1,585 Teşekkür Aldı
Standart

TÜRKİYE FAŞİZMLE YÖNETİLMEKTEDİR!
HALKIMIZ, FAŞİZMİN DEMOKRASİCİLİK OYUNUNA ALET OLMAYIN! OY VERMEYİN! (Bölüm 3)


TESLİMİYETÇİ VE TASFİYECİ,
ABD İŞBİRLİKÇİLİĞİNİ MEŞRULAŞTIRAN
KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİN ADAYI:
SELAHATTİN DEMİRTAŞ



HALKIN SORUNLARINI HDP DEĞİL
DEVRİMCİ HALK İKTİDARI ÇÖZER!


24 Haziran seçimleri öncesi HDP de seçim bildirgesini hazırladı. Demirtaş ve HDP’nin bol vaatli bildirgesi de diğer düzen partilerinin halkı aldatmak için bulunduğu vaatlerden pek farkı yoktur. Hemen her soruna dair vaatlerde
bulunuyorlar. Ancak bu vaatlerini nasıl hayata geçireceklerine dair ortada ne bir plan ne de bir programa sahipler. Diğer partiler gibi iktidara bir gelelim de sonra bakarız diyorlar.

1920’den bugüne kadar toplam 27 genel seçim yapıldı. Onlarca iktidar geldi geçti. Ancak gelen her iktidar bir öncekinden enkaz devraldığını söyleyerek halka verdiği vaatlerin hemen hiçbirini yerine getirmedi. Aksine, halkı daha fazla açlığa, yoksulluğa mahkum etti. Emperyalistlerle olan ilişkiler her yeni gelen iktidarla birlikte daha üst seviyeye çıktı.

Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Milletvekilleri değişti. Değişmeyen tek şey emperyalizme bağımlılık ve bunun sonucunda ülkenin sahip olduğu zenginliklerin talanı, halka daha fazla işsizlik, sürekli artan enflasyon ve buna
bağlı olarak sayısı artık 50 milyonu bulan yoksulluk oldu. Bugün gelinen noktada 36 milyon insanımız devlet yardımı almadan yaşayamıyor. Resmi rakamlara göre 6 milyon işsiz var. 16 milyon insanımız her gece yatağa aç
giriyor.

Peki, tüm bu sorunlar nasıl çözülecek? HDP kendisini sol gibi göstererek, sola ait değerleri öne sürerek seçimlere hazırlanıyor.

HDP HALKIMIZIN DÜZENE OLAN
TEPKİSİNİ DÜZEN İÇERİSİNDE ERİTMEYE
ÇALIŞIYOR

Halkımızın AKP özelinde görünse de asıl olarak bu düzene karşı büyük bir tepkisi var. HDP ise halkımızın faşizme karşı olan bu tepkisini Erdoğan’a indirgiyor. O gidince tüm dertler bitecek, ülkemize demokrasi halkımıza refah gelecek! Öyle mi? Elbette gerçek bu değil. Gerçek olan sistemdir. Bu sistem 1946’dan bugüne emperyalizmle olan ilişkilerdir. Ülkemizin ekonomik, askeri ve siyasi olarak emperyalizme göbekten bağımlı hale gelmiş olduğu gerçeğidir.

Elbette Tayyip Erdoğan ve AKP, işbirlikçilikte kendisinden önceki tüm iktidarlara rahmet okutmuş ve 16 yıllık iktidarında işbirlikçilikte tam ustalaşmış bir partidir. Halkımıza karşı işlediği her suçun temelinde, emperyalizm işbirlikçiliği vardır.

HDP ve Demirtaş halkımızın sorunlarını nasıl çözecek?

Sorunları çözmek için öncelikle sorunun kaynağına inilmelidir. O sorun emperyalizmdir. Anti-emperyalist olmayan hiçbir iktidar, halkın hiçbir sorununa çözüm üretemez. Kürt milliyetçi hareket tarihi boyunca anti-emperyalist olmamış, tam tersine emperyalizme karşı tek bir kurşun sıkmamış olmayı kendisine övünç kaynağı olarak görmüştür. Kendi halkına, öz gücüne güvenmeyip çareyi emperyalizmde aramıştır. Öyle ki Kürt sorununa çözüm için NATO’yu göreve çağıracak kadar ABD ve AB’den Kürt sorununa çözüm bekleyecek kadar gerilemiştir. Bugün bu gerilemenin
sonucu olarak Suriye’de ABD’nin kara gücü olmuş, eğitimlerini, donanımlarını, maaşlarını ABD’den almaya başlamışlardır.

Umudunu Emperyalizme Bağlayanlar Haklar ve Özgürlükler Sorununu Dahi Çözemezler


Seçim bildirgesinde şunlar sıralanıyor:
- OHAL’i derhal kaldıracağız
- YÖK’ü kaldıracağız
- Milli Güvenlik Kurulu, Terörle Mücadele Kanunu gibi vesayetçi, darbe ürünü yapı ve düzenlemelerin kaldırılması için çalışacağız.
- Demokrasiye acil geçiş programını hayata geçireceğiz
- Yargı sistemi talimatla değil adaletle karar alacak.
- Kürt sorununu BİZ çözeceğiz
- Hakça Dağıtım Programımızla (HDP) Refahı artıracağız
- Ekonomik krizin yükünün halkın üzerine yıkılmasını engelleyeceğiz.
- Eğitim Sistemini Siyasal İktidarın Tahakküm Alanı Olmaktan Çıkaracağız


HDP; kadın, çocuk, engelli, emekli kim varsa her soruna dair bir “çözüm” sunuyor. Ancak tüm bunları nasıl yapacağına dair en ufak bir açıklama yok. İşçileri nasıl ezdirmeyeceksiniz? Halkın yoksulluğunu asgari ücrete yapacağınız üç kuruşluk zamla mı bitireceksiniz?

Demokrasiye nasıl geçeceksiniz?

Terörle Mücadele yasasını nasıl kaldıracaksınız?

İşçiyi sömüren patronlar varken işçiyi nasıl özgürleştireceksiniz?

Halka hakça bir dağıtımı nasıl yapacaksınız?

Elbette Demirtaş ve HDP, bu vaatlerin hiçbirini yerine getiremez. Onların yaptığı halkımızın faşizme karşı her geçen gün büyüyen öfkesini, kinini kullanmak, bu kin üzerinden düzene rüştünü ispatlamaktan ibaret olacaktır.

HALKIN SORUNLARINI ÇÖZMEYE
ADAY OLANLAR, BU ADALET YOKSUNU
DÜZENE KİN DUYMALIDIR


HDP ve Demirtaş’ın tüm çözüm önerileri düzenin makbul sayabileceği düzeydedir. Halkımızı dağ gibi sorunlara boğan emperyalizme ve faşizme karşı tek bir sözleri bile yoktur. Sorunun kaynağına parmak basmaktan, emperyalizmi ve faşizmi sözcük olarak bile söylemekten kaçınmışlardır.

Emperyalizm çağında, bir hareketin ilerici veya gericiliğini belirleyen tek kıstas, emperyalizme karşı tavrıdır. Kürt milliyetçi hareket, hiçbir zaman anti-emperyalist bir mücadele hattını savunmadı. Aksine Kürt sorununun çözümünü on yıllardır ABD ve AB emperyalizminden bekledi, bekliyor. Hiç unutmamacasına aklımıza kazımamız gereken bir gerçek vardır ki: Emperyalizmin varlığının meşru görüldüğü, emperyalizmle işbirliğinin başladığı yer, “yurtseverliğin”, devrimciliğin, ilericiliğin bittiği yerdir.

Başta Kürtler olmak üzere, Türkiye halklarına kendilerini “AKP’nin alternatifi” gibi göstermeye çalışan HDP ve Demirtaş, “barışı savunuyoruz, silahlar sussun barış olsun” dedikleri dönemde katledilen Kürt halkının hesabını vermelidir. Demokratik özerklik diyerek, Rojava Devrimi diyerek halkı kandıran, Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Roboski’de... katledilen insanlarımızın hesabını sormadan faşizme alternatif olduğunu iddia edemez.
Öncelikle, Kürt gençlerini ABD’nin 23 centlik askeri yapmasının hesabını vermelidir.

Ama Demirtaş ve HDP, hesap vermek bir yana, Amerikan işbirlikçiliğinin adayı olarak, halklarımızdan oy istiyor. Halklarımızın bütün umutlarını ve acılarını, ceylan derisi koltuklara gömmeye çalışıyorlar. Kürt halkının direnme dinamiklerini seçim sandıklarında törpüleyip, düzene yedeklemeye çalışıyor.

İşte bu nedenle HDP ve Demirtaş’ın yukarıda saydığı vaadlerinin hiçbir anlamı yoktur. Sorunları çözmeye aday olan HDP daha kendisine karşı yapılan zulme karşı gelemiyor. Demirtaş kendisini hapse atan faşizme karşı kin duymak bir yana elinde çayıyla bir tweet atıp “tam adaylar gelip hapishanede yatsın, eşit şartlarda olalım. Ben burada otururken siz çalışıp ter döküyorsunuz” gibi
gayri ciddi bir tavır içerisine girerek düzene kendisini kabul ettirme gayretiyle hareket ediyor.

Yaşanan onca katliama, binlerce insanımızın hapishanelere atılmasına, işkencelere rağmen hala bu düzene karşı bir öfkesi yok! Hala düzenle uzlaşma diyor. Faşizme karşı savaşalım diyemiyor. Esprili, saz çalıp türkü
söyleyen birisi olarak kendisinin bu düzene ayak uydurmaya aday olduğu mesajını veriyor.

Düzenle Uzlaşanlar Halkı Aldatırlar

HDP ve Demirtaş’ın bugün yaptığı da tam olarak budur.

Ne Kürt sorunu, ne işsizlik, ne yoksulluk, ne açlık, ne demokrasi, ne özgürlükleri bu düzen sağlayamaz.

Kürt sorunu da, haklar ve özgürlükler sorunu da ve diğer tüm sorunlar da bağımsızlık sorunudur.

Tam bağımsızlık elde edilmeden düzen içerisinde reformlar yaparak ancak yine faşizmi güçlendirirsiniz.

İşte bu nedenle seçim çare değil çözüm devrimde diyoruz.

HDP gerici Hüda-Par ile işbirliği yapmak isteyen, emperyalizme karşı olmayan bir parti olarak ne Kürt halkının ne de Türkiye halklarının umudu olamaz. Emperyalizme ve karşı olan hemen hiç kimse HDP ve Demirtaş’ı umut olarak görmemelidir.

Faşizmin meclisi hiçbir sorunu çözemez. Tam tersine sorunları meşrulaştırır. Daha büyük sorunların önünü açar. Bugüne kadar yapılan tüm seçimler bu gerçeği ortaya koymuştur. 24 Haziran’da yapılacak olan seçimlerde AKP’nin iktidarı kaybetmesi dahil hiçbir yaraya merhem olmayacaktır. Halk olarak sorunlarımızı ancak kendimiz çözebiliriz. Düzenin meclisi burjuvazinin ahırıdır. O ahırdan halka ekmek ve adalet çıkmaz.

Ekmek ve adalet istiyoruz! Bunun için düzenin meclisini değil Halk Meclislerimizi büyütelim. Haklarımızı almak için örgütlenelim, emperyalizme ve faşizme karşı bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin ateşini harlayalım.

Yürüyüş, Sayı: 69
______________________________________________________
“Her Cepheli'nin yüreği, basılmaya hazır bir şiir kitabıdır.”
Feda Cephesi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Feda Cephesi Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 21.Haziran.2018, 11:37   #6
 
Feda Cephesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Feda Cephesi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Nisan.2015
Üye No: 52202
Mesajlar: 833
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 480
604 Mesajına 1,585 Teşekkür Aldı
Standart

TÜRKİYE FAŞİZMLE YÖNETİLMEKTEDİR!
HALKIMIZ, FAŞİZMİN DEMOKRASİCİLİK OYUNUNA ALET OLMAYIN! OY VERMEYİN! (Bölüm 4)


CHP İŞBİRLİKÇİ OLİGARŞİNİN PARTİSİDİR VE HİÇBİR ZAMAN HALKIN PARTİSİ OLMAMIŞTIR


MUHARREM İNCE DE AYNI POLİTİKANIN SÜRDÜRÜCÜSÜDÜR!



“Herkesin adayı, sağı da solu da birleştiren, halkçı, köylü çocuğu, öğretmen” diye tanıtılan Muharrem İnce ve partisi CHP kimdir, CHP’nin iktidar olduğu dönemlerde ülkemizde hangi sorunlar çözülmüştür...

Muharrem İnce, seçim meydanlarında ülkede açlıkyoksulluk, yolsuzluk gibi sorunlara çözüm getireceğini, aynı zamanda ülkemizin ekonomik ve siyasi olarak bağımsızlığını sağlayacağını, emperyalizme bağımlı bir ülke olmaktan Türkiye’yi kurtaracakmış gibi konuşurken, bu vaatlerinin hiçbirini gerçekleştiremeyeceğinin bilincinde olarak konuşuyor.

Çünkü, bağlı olduğu parti CHP’nin, tarihi boyunca hiçbir dönem emperyalizme karşı bir tavrı olmamıştır. Olamaz da. Çünkü CHP de tıpkı iktidar partisi AKP gibi işbirlikçi oligarşinin partisidir. Bu nedenle de birbirlerinin alternatifi olacak durumları yoktur.

Ülkenin ekonomik ve siyasal sorunlarını çözmeye aday Muharrem İnce’de kendinden önce CHP iktidar olduğunda ne yaptıysa bunun tekrarını yapmaktan öte gitmeyecektir. Çünkü iktidar olduğu hiçbir dönem halkın sorunlarını çözmemiş, adına layık “halkçı”, halkın çıkarlarını gözeten bir siyasi çizgisi olmamıştır.

CHP’nin seçim programında mazotun düşürüleceği, tarımın geliştirileceği, eğitim-sağlık vb. alanlarda halkın lehine atılımlar yapılacağı söylemleri olsa da bunu nasıl yapacağının bir programı yoktur. Var olan program da kendi ülke gerçekliğimize uygun değildir. Çünkü halkın lehine yapılacak her türlü girişim için iktidarın halk iktidarı olması gerekir, oysa bizim ülkemiz emperyalizme bağımlı bir ülkedir. Yani hem ekonomide hem siyasette bağımsız olmadığımız için, CHP halkın sorunlarını tespitten, sunduğu her çözüm de vaatten öte gidemez.

Halkın düşünce ve inanç özgürlüğünü savunan ve bu konudaki ayrımcılığa bir son vereceğini vaat eden Muharrem İnce’nin bağlı olduğu CHP’nin geçmişinde
katliamlar ve halk düşmanı politikalar vardır. İster tek parti olsun, ister tek başına iktidarda olsun, ister koalisyon içinde olsun her dönemde izlediği politika farklı olmamıştır.

Bugün “laiklik elden gidiyor, din devlete alet edildi” diye seçim meydanlarında özellikle alevi halkımıza yönelik yaptığı seçim propagandasında Alevilere yönelik baskı ve zulüm politikasını Osmanlı’dan devraldığını, “Takrir-i Sükun” yasası ile alevi dergahlarını kapattıklarını, ibadetlerinin yasaklandığını, eğitim sistemlerine son verildiğini, Alevi dedelerinin geleneksel uzun bıyık ve sakallarının görülen her yerde jandarma tarafından çıplak elle yolunduğunu, devşirme politikasını anlatmazlar.

Dinin devlet güdümüne alınması, Diyanetin kurulması CHP’nin tek parti iktidarı döneminde gerçekleşmiştir.

1948’de Köy enstitülerini kapatan, Kur’an kursları ve imam hatiplerin açılmasının önünü açan yine CHP’dir.

CHP, ülkemiz tarihinde yaşanan katliamların ya suçlusu ya da suç ortağıdır.

- Dersim katliamı; CHP, 1938 yılında Dersim’de çoğu kadın ve çocuk 10 bini aşkın insanın katledilmesinden, on binlerce insanın sürgün edilmesinin doğrudan sorumlusudur.

- 1978, Maraş katliamı; CHP iktidardadır. Ecevit başbakandır ve katliamlara sessiz kalmıştır, ABD güdümlü kontrgerillanın halkı katletmesine göz yummuş, sorumluları yargılanmamıştır.

Malatya’da yaşanan katliamlarda CHP yine iktidardadır.

- 16 Mart 1978 Beyazıt katliamı: İstanbul Üniversitesi önünde 7 devrimci öğrenci kontrgerilla tarafından, üzerlerine bomba atılarak katledildi. Katiller on yıllar boyunca bizzat Ecevit tarafından korundu.

Katliamı protesto eden 1 milyon emekçi, başbakan Ecevit tarafından işten atılmakla tehdit edildi.

- 1993, Sivas katliamı; 33 kişinin yaşamını yitirdiği katliamda DYP ve SHP iktidardaydı. Tıpkı Maraş katliamında olduğu gibi sorumluları yargılanmadı, “halkçı” olduğunu iddia eden bir parti halkını sahiplenmedi.

- Gazi katliamı; 1995 yılında 18 kişinin yaşamını yitirdiği Gazi katliamında CHP geleneğine sadık Baykal hükümetin başındaydı. Baykal üç maymunu oynayarak katliama sessiz ve seyirci kaldı.

- SHP’nin koalisyon hükümetine ortak olduğu dönemde SHP’li İnsan Haklarından sorumlu bakan Mehmet Kahraman’ın nezaretinde 5 devrimci kuşatıldıkları evde katledildi.

- SHP’nin koalisyon hükümetine ortak olduğu dönem boyunca tam 500 civarında devrimci gözaltında kaybedildi.

- 26 Eylül 1999’da Ecevit’in başbakan olduğu dönemde 10 devrimci tutsak Ulucanlar Hapishanesi’nde katledildi.

- 19 Aralık katliamı; 2000 yılında yaşanan hapishaneler katliamında CHP iktidar ortağıydı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 2000 Kasım’ında tüm parti teşkilatlarına bir genelge göndermiştir. Genelgede; “Ülkemiz önümüzdeki
günlerde sıcak gelişmelere gebedir. Kamuoyunda umulmadık bir süreç yaşanacak. Parti örgütleri, parti binalarını parti üyesi olmayanlara açmayacaklar ve gelişen olaylar karşısında herhangi bir demeç vermeyeceklerdir. Bu talimatlara uymayanlar hakkında gerekli işlemler yapılacaktır.” açıklaması vardır.

Genelgenin nedenini soran bazı partililere Deniz Baykal “Jandarma ve Genelkurmay tarafından çağrıldığını, görüştüklerini, genelkurmayın hapishane sorununu çözmeye kararlı olduğunu, bunun için kamuoyunda umulmadık şeyler yapılacağını, kendilerinin onayının istendiğini, bunun karşılığında kendilerinin önünün açılacağının vadedildiğini, bunları (devrimci tutsakları,
tutsak yakınlarını, devrimcileri) partiden uzak tutacağız, partimizi ve partililerimizi de bu olaydan uzak tutacağız.” demiştir.

- 122 devrimci; tecrite karşı sürdürülen Büyük Direniş’te katledildi. CHP, bu katliamların yapılmasında doğrudan sorumluluğu olan ya da susarak ortak olan bir partidir.

Faşist düzenin sürdürücüsü olan bir partiye neden oy verelim?

Muharrem İnce, yaptığı mitinglerde diyor ki;

"Artık sağcı solcu yok, o defteri kapattık. Meydanlarda Nazım Hikmet'ten de şiir okuyacağız, Mehmet Akif Ersoy'dan da. Hepsi bu toprağın insanı. Artık sağcı, solcu değil, bir büyük uzlaşma, bir büyük şemsiye, bir büyük birlik, bir büyük dirlik olacak." (13 Mayıs 2018, AA)

Ülkemizdeki sorun sağ-sol çatışması değil, devlet eliyle yapılan resmi ve sivil faşist terör vardır. Muharrem İnce, cunta döneminin ‘karıştır-barıştır’ politikasıyla halkın her kesimini kucaklayabileceğini sanıyor.

‘Sağcı-solcu yok, Nazım Hikmet ile Mehmet Akif’i aynılaştırarak, ezen-ezilen hepimiz aynı gemideyiz, sömürülseniz de katledilseniz de unutun, ne olacak aynı şemsiyenin altında birlik olalım, demeye getiriyor.

Hatırlamayın, hesap sormayın diyor.

Sonuç olarak;

1- CHP’nin ülkemizde yaşanan baskı ve zulme, yoksulluğa son vereceği vaatten öteye gidemez.

2- Ülkemizde sürekli faşizm vardır. Hangi parti, hangi Cumhurbaşkanı adayı seçilirse seçilsin, emperyalizmin politikalarını hayata geçirmekle yükümlüdür.

3- Katillerimizi unutmayacağız, hesap soracağız. Faşist düzenin hiçbir partisine verilecek oyumuz yok!

4- Halkın sorunlarının çözümü oligarşinin meclisinde değil, halk meclislerinde, halkın kendi iktidarındadır.

Yürüyüş, Sayı: 70
______________________________________________________
“Her Cepheli'nin yüreği, basılmaya hazır bir şiir kitabıdır.”
Feda Cephesi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.Haziran.2018, 12:01   #7
 
Feda Cephesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Feda Cephesi
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Nisan.2015
Üye No: 52202
Mesajlar: 833
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 480
604 Mesajına 1,585 Teşekkür Aldı
Standart

TÜRKİYE FAŞİZMLE YÖNETİLMEKTEDİR!
HALKIMIZ, FAŞİZMİN DEMOKRASİCİLİK OYUNUNA ALET OLMAYIN! OY VERMEYİN! (Bölüm 5)

EMPERYALİZME VE OLİGARŞİYE UŞAKLIKTA MUHBİR, PROVOKATÖR, AJAN BİR ADAY: DOĞU PERİNÇEK



Oligarşinin yönetememe krizi sonucu, erken seçime gidilirken düzen partileri vaatlerle, yalanlarla halkı kandırmaya, halkta düzenden bir umut beklemesi için yaratmaya çalışmaktadırlar. Burjuvazinin kirli siyaseti de tüm pisliğiyle basından, meydandan gözler önüne serilmektedir. En üst perdeden birbirine suçlamalar, birbirini aşağılamalar olurken hiçbirinin de diğerinden farkı yoktur. Oligarşinin bu kirli siyasetinin, seçimlerinin, parlamentosunun halka çözüm olmayacağını anlatmaya devam edeceğiz.

O cumhurbaşkanı adaylarından biri de Doğu Perinçek işte. Doğu Perinçek, sol içinde lanetlenmiş, işbirlikçi bir haindir. Emperyalizme uşaklıkta Tayyiplerden geri kalır tarafı yoktur. 1970’lerden günümüze Perinçek’in ve Aydınlıkçıların tarihine bakınca bunu net görürüz.

Doğu Perinçek’in halka söyleyebileceği bir şey yoktur, programı da yoktur. Onun derdi, öncelikle kendini emperyalizme ve oligarşiye ispatlamaktır. AKP politikalarını öven, milli hükümet Erdoğan’sız olmaz diyen, OHAL’i kaldırmayacağım diyen ve seçilirsem ilk işim HDP’yi kapatmak olacak diyen, 3 ay içinde Kandil’e bayrak çekeceğiz, PKK’yi bitireceğiz diyen Perinçek’ten halkan yana politika beklenemez. Perinçek’in ağzından sadece kan damlıyor.

Perinçek diyor ki; “Erdoğan’ı tercih etseler Doğu Perinçek’i tercih etmiş olurlar. Çünkü Erdoğan ve başında bulunduğu Adalet ve Kalkınma Partisi, birçok konuda Vatan Partisi’nin savunduğu siyasete gelmiştir”.

Bu mesaj emperyalizme ve oligarşiyedir. Ben de Erdoğan’ın yaptıklarını yapar, ondan da iyi size uşak olurum itirafıdır. Erdoğanla Perinçek arasında
fark yoktur. İkisi de halka düşmandır, ikisi de emperyalizmin uşağıdır.


Perinçek ve Aydınlıkçıların tarihinde, provokatörlükten, direniş kırıcılığından, devrimci düşmanlığından, devrimcileri faşistlere ihbar etmekten başka ne var?

1980 öncesi devrimcilerin, yurtseverlerin boy boy resimlerini basar, isimlerini, adreslerini, yanına bildikleri kadar özgeçmişlerini yazarak, krokiler yayınlayarak devlete ihbar ederlerdi. 12 Eylül’den sonra da öz olarak ihbarcılıkları değişmemiştir.

Krokiler yayınlayarak hangi siyaset nerede çalışma yapıyor, çalışmaları kimler yapıyor sistemli bir biçimde yayınlıyordu Aydınlıkçılar.

“49 sahte sol” başlığı ile yazı dizileri hazırlayıp devrimci örgütler hakkında bulabildiği tüm bilgileri; yönetici, kadro, sempatizan yazarak konumları ile yayınlamaya özen göstermişlerdi.

Karşı devrimci faaliyetlerine sadece ihbarcılıkla sınırlamayan bu Aydınlıkçılar 78 Kasım’ında Dev-Genç’li Turgut İpçioğlu’nu katleden karanlık, lanetlenmiş bir örgüttür. 1980’de, Halkın Kurtuluşu’ndan Oktay Çiğdemol ve Faysal Helleci’yi Adana’da kasap satırlarıyla katleden bunlardır. Devrimcilere silahlı saldırılar düzenleyen Perinçekler daha sonrasında da yaptıklarını savunmuşlardır. Ellerinde devrimcilerin kanı vardır.

80’lerin ortalarında ise haftalık olarak yayınlanan bir dergideki röportajda ihbarcılık hatırlatıldığında ise “İsteyen ihbarcılık desin yine yaparım” diyerek savunuyordu. (Yeni Gündem 23-29 Haziran 86)

Burjuva milliyetçi, ihbarcı Aydınlıkçılar bugüne kadar “bağımsızlık, anti-emperyalizm” gibi sol söylemlerle; ihbarcı, provokatör, düzenin değirmenine su taşıyan politikalarını gizlemeye, yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışırken, bir taraftan da kitle zemini yaratmaya çalışmıştır.


Bakmayın Perinçek’in, Vatan Partisi’nin NATO, ABD, emperyalizm karşıtı söylemlerine. Yalandır! Halkımız der ki ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
Perinçek’e bakınca, geçmişte yaptıklarına bakınca söylediklerinin yalan olduğu açıktır. 1970’lerde Sovyetler’i tehdit görüp NATO’yu savunan bir işbirlikçidir Perinçek. O tarihlerde, Türkiye’nin SSCB’ye karşı Avrupa ve ABD emperyalizmiyle cephe kurmasını savunmuştur.

Cunta mahkemelerinde “NATO düşmanlığı önyargısına karşı çıktık”, “NATO’dan, Sovyetlere teslimiyet yönünde bir ayrımdan yana değiliz.” diyen Perinçek’lerdir. Yine cunta mahkemelerine verdikleri 11.03.1982 tarihli dilekçesinde: “Bırakalım Türkiye ordusunun güçlendirilmesi gerektiğini savunmamızı, Avrupa’nın Sovyetler Birliği’ne karşı güçlü olmasını ve direnmesini savunduk.” demişlerdir.

İşte Perinçek’in ve arkadaşlarının bağımsızlık, antiemperyalizm gibi sol söylemleri demagojidir. Tayyip Erdoğan bile zaman zaman en keskin söylemlerle Avrupa’ya, ABD’ye kafa tutar gibi gözükür, mazlumdan yana
demagoji yapar. Erdoğan’dan Perinçek’e tüm düzen siyasetçileri
emperyalizmin uşağıdır. Ve bu seçim yarışında emperyalizme uşaklık yarışındadırlar.


Perinçek’in dünü ile bugünü arasında değişen bir şey yoktur. 1980 faşist cuntasını bile savunabilecek kadar alçaktır. Bugün nasıl Erdoğan’ı tercih etseler bile beni tercih etmiş olurlar diyerek, Erdoğan’la düşüncelerinin ortak olduğunu söylüyorsa, aynısını 80 faşist cuntasında da yapmıştır. Doğu Perinçek ve arkadaşları Kenan Evren’e de “aynıyız” seslenişinde bulunmuştu:

“Evren’in kamuoyuna ilk konuşmasında bizim partimizin bugüne kadar parlamentoyu, AP’yi, CHP’yi ve hakim sınıfları eleştirirken takındığı tutum gözüküyor. Darbeye Sovyet yanlısı unsurlar ‘faşist’ diye saldırıyorlar. Kesinlikle söyleyebiliriz ki darbe faşist değildir.”


Geçmişte Kenan Evren’le aynıyız diyen Perinçek ve arkadaşları, bugün de Tayyip Erdoğan’la aynı olduklarını söylüyorlar. Halk düşmanlığında da aynıdırlar. Halk düşmanı Perinçek, Cizre’de insanlar yakılarak katledilirken, evler yıkılır yıkıntılar arasından kan fışkırırken, sokaklar kana doymuşken Perinçek doymamıştı kana. Twitter’dan “çok mutluyum” diyecek kadar halk düşmanı bir alçaktır Perinçek.


Sonuç olarak; Doğu Perinçek’in, Vatan Partisi’nin ABD, NATO, emperyalizm karşıtlığı sadece göstermeliktir. Sol söylemlerle işbirlikçi yüzlerini maskelemeye çalışmaktadırlar. Halkımızın sorunlarının çözümü bir işbirlikçiden diğerine geçişte değildir. İhbarcı Aydınlık ve Perinçek’in halk düşmanlığını arttırarak sürdürmek dışında bir programı yoktur.

Seçim çare değildir. Sorunlarımızın çözümü emperyalizme karşı bağımsızlık,
faşizme karşı demokrasi, kapitalizme karşı bağımsızlık mücadelesindedir.

Seçimler, emperyalizm işbirlikçisi faşist düzen partilerini halkın gözünde
meşrulaştırmak ve faşizmin gerçek yüzünü gizlemeye çalışan mecliste değildir. Halkın meclislerini kuralım, halkın iktidarını kuralım...

Yürüyüş, Sayı: 71
______________________________________________________
“Her Cepheli'nin yüreği, basılmaya hazır bir şiir kitabıdır.”
Feda Cephesi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com