Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Politik Gündem

Politik Gündem Güncel Politik Konuların Okunup Tartışıldığı Bölüm

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi Suçun Yetiştirme Yurtları: Hapishaneler - Pyotr Alekseyevich Kropotkin
Cevaplar
1
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
157
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 05.Temmuz.2018, 18:20   #1
 
ÖzgürToplumsallık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplumsallık
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2016
Üye No: 54673
Mesajlar: 387
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 96
157 Mesajına 249 Teşekkür Aldı
Standart Suçun Yetiştirme Yurtları: Hapishaneler - Pyotr Alekseyevich Kropotkin

Son zamanlarda birçok tanınmış avukat ve sosyoloğun gündemini meşgul eden, büyük “suç ve ceza” sorusunu şimdilik bir kenara bırakacak ve elimden geldiğince şu sorunun cevabını arayacağım: “Hapishaneler toplumdaki anti-sosyal davranışların sayısında azalma sağlayabiliyorlar mı?”

Bu soruya; hapishanelerde neler olup bittiğini bilen, önyargısız her insan güçlü bir ‘Hayır’ yanıtını verecektir. Aksi takdirde, konu ile ilgili ciddi bir çalışma yapılacak olursa, hapishanelerin -en iyisinin bile- “suç”un yetiştirme yurtları olduğuna ve anti-sosyal davranışların daha kötü bir hale gelmesine sebep olduklarına; sözgelimi suç olarak bilinen her ne varsa onun liseleri, üniversiteleri oldukları sonucuna varılacaktır. Tabi ki bir zamanlar hapsedilmiş kim varsa hapishaneye geri döneceği iddiasında değilim. Her yıl binlerce kişi yanlışlıkla hapse atılıyor. Ancak hapishanede geçmiş birkaç yılın -buranın bir hapishane olmasından dolayı- bireyi yargı önüne çıkaran kusurları artırdığını savunuyorum.

Bu nedenler; risk alma isteği, çalışmaya karşı duyulan antipati, (büyük oranda yapılacak işin iyi bir uzmanlaşma gerektirmesi sebebiyle) adaletsizlik ve ikiyüzlülükten dolayı toplumu hor görme, fiziksel enerji isteği ve bütün bu sebepler hapishanede tutsak edilerek pekiştirilir.

Yirmi beş yıl önce bu fikri geliştirdiğim ve şimdilerde baskısı tükenen kitabımda (Rus ve Fransız Hapishanelerinde) Fransa’da ikinci kez hapsedilen tutukluların sayılarıyla ilgili yürütülen bir soruşturmayla açığa çıkarılan gerçekleri inceleyip bu düşünceyi destekledim. Bu incelemenin sonuçlarına göre mahkemeye çıkanların neredeyse yarısı yargı önüne çıkarılmadan önce, beşte ikilik kısmı ise polis sorgusuna çıkarılmadan önce zaten bir ya da iki kez hapsedilmiş oluyor. Fransa’da ortaya çıkan bu yüzde kırklık korkunç oranın yanı sıra, Michael Davitt’e(1) göre kürek cezasına çarptırılmış tutsakların yüzde doksan beşi daha önce hapishane ‘eğitimi’ görmüş kişilerden oluşuyor.

Küçük bir düşünme süreci, meselenin başka türlü olamayacağını gösterecektir. Bir hapishane, tutsaklar üzerinde yozlaştırıcı bir etkiye sahiptir ve hep öyle olacaktır. Birini ilk kez hapse atmış olun. Binaya girdiği andan itibaren bütün insanlığını kaybeder, o artık sadece “Numara XY” dir. Kendi iradesiyle hiçbir şey yapamayacaktır. Onu aşağılık bir duruma düşürmek için aptal bir giysinin içine koyarlar. Onu bağlı olduğu bütün ilişkilerden mahrum bırakırlar ve böylece üzerinde olumlu etkisi olabilecek her bireyin eylemini dışarıda bırakırlar.

Sonra emeğini koyar ortaya, ancak bu onun ahlaki gelişimine yardımcı olabilecek bir emek değildir. Hapishane emeği, temelinde bir intikam aracıdır. Tutsak, uyguladığı cezaları “reform” yaparmış gibi gösteren bu “toplumun ileri gelenleri”nin zekası hakkında ne düşünmelidir?

Fransız hapishanelerinde tutsaklara bir çeşit faydalı ve maaşlı bir iş verildi. Ancak bu iş için bile saçma bir şekilde düşük ücret uygulandı ve hapishane otoritelerine göre başka türlü olması mümkün değildi. Hapishane emeği, diyorlar; değersiz köle emeğidir. Bunun sonucunda tutsak, çalışmaktan nefret etmeye başlar ve şöyle söyleyerek yaptığı işe son verir; “Gerçek hırsızlar biz değil, bizi burada zorla tutanlardır.”

Böylece tutsağın beyni, dolandırıcı şirket yöneticilerine saygı duyan, onu ise yeterince kurnaz olmadığı için kötü bir şekilde cezalandıran toplumun adaletsiz olduğu fikriyle tekrar tekrar dolup taşar. Ve dışarı çıktığı an çoğunlukla intikamını ilkinden daha ağır bir şekilde alır. İntikam, intikam doğurur.

Ondan alınan intikam üzerine, o da toplumdan intikam alır. Her hapishane, bir hapishane olduğu için, tutsakların fiziksel enerjilerini yok eder. Onlara kutup soğuklarından bile kötü davranır. Geçtiğimiz günlerde İngiliz Tabipler Birliği Kongresi’ndeki konuşmasında Miss Allen’ın gayet açık bir şekilde ortaya koyduğu gibi; temiz havaya duyulan istek, varoluşun monotonluğu, özellikle izlenim edinme isteği, tutsağın bütün enerjisini alır ve uyarıcılara (alkol, kahve) yönelik bir arzu üretir. Ve nihayet, anti-sosyal eylemlerin çoğu irade zayıflığına dayandırılabilir, hapishane eğitimi ise tamamen, iradeyi her ortaya çıktığı yerde öldürmeye yöneliktir.

Daha da kötüsü. Ben hapishane reformcularına ciddi anlamda, Amerikan hapishanelerinde 14 yıl tutulmuş ve deneyimlerini büyük bir samimiyetle kitabında anlatmış olan Alexander Berkman’ın “Hapishane Anıları”nı (Prison Memoirs)(2) okumalarını tavsiye ediyorum. Okuyan, eğer bu cehennemden kurtulmaya karar vermezse, dürüst duyguların nasıl baskılanması gerektiğini görecektir. 5-6 yıllık böylesi bir eğitimden sonra bireyin iradesi ve iyi niyetini arttıracak ne olabilir?

Ve serbest bırakıldıktan sonra, onlarla birlikteliği yüzünden hapse girdiği dostlarının yanına dönmecekse nereye gidebilir? Onu kendileriyle eşit görenler yalnızca o dostlarıdır. Ama eğer onlara katılırsa mutlaka birkaç hafta içinde geldiği yere geri dönecektir. Ve sonunda döner. Gardiyanlar bunu iyi bilir.

Bana sıkça “hapishaneler için nasıl reformlar öneriyorsunuz” diye soruluyor; şimdi, 25 yıl önce olduğu gibi, hapishanelerin nasıl düzeltilebileceğini gerçekten bilmiyorum. Onların temeline kadar yıkılması gerekir. Şöyle de denebilir ya da şöyle bir yol çizilebilir; her ne yapıyorsanız daha az zalim, daha fazla düşünceli olun. Ancak bu, şunu beraberinde getirecektir: Her hapishaneye müdür olarak bir Pestalozzi(3)ve gardiyan olarak da 60 Pestalozzi’yi görevlendirelim, ne kadar saçma olurdu. Ama bunun dışında hiçbir şey işe yaramaz.

Oldukça iyi niyetli Massachusetts hapishane görevlileri, önerilerimi sormak için yanıma geldiklerinde onlara tek söyleyebildiğim şuydu: Eğer hapishane sistemini tamamen ortadan kaldıramıyorsanız, o zaman kesinlikle çocukları ya da gençleri hapishanelerinize almayın. Eğer bunu yaparsanız, bu bir cinayettir. Ve sonra, hapishanelerin ne olduğunu deneyimleyerek öğrendikten sonra, gardiyan olmayı reddedin ve suçla mücadele etmenin tek doğru yolunun onu önlemek olduğunu anlatmaktan asla yorulmayın. Maliyetine, sağlıklı belediye konutlarında, okulda veya ailede, hem ebeveynlerin, hem çocukların; her kızın ve erkeğin bir meslek öğrendiği, komünal ve mesleki iş birliği, her türden uşraş için topluluklar ve her şeyden önemlisi gençlerde, insan doğasını ahlaki duyarlılığa taşıyabilecek bir özlemin, idealizmin gelişmesi. Bunlar cezalandırnanın asla yapamayacağı şeyleri başaracaktır.

1- Michael Davitt (1846-1906), IRA’nın öncüsü olan İrlandalı Fenian Kardeşliği’nin üyesi, toprak ağalarına karşı köylü hareketini örgütleyenlerdendi.
2- Bu metnin Türkçesi, Kavram Yayınları’ndan yayınlanan “Anarşistin Yaşamı-Alexander Berkman’ın Yazıları” isimli kitabın birinci kısmında yer almaktadır.
3- Johann Heinrich Pestalozzi (1746-1827), Toplumun eğitimle düzeltilebileceğine, her insanın iyiliğe elverişli olduğuna inanan, bireylerin toplumdaki yaρıcı rolünü yerine getirebilmesi için, ahlaki eğitimin, hayati bir değeri olduğunu öne süren pedagog.

Yazının orjinali için:

http://www.theanarchistlibrary.org/l...ities-of-crime

Çeviri: Zeynel Çuhadar

[email protected]

Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 40. sayısında yayınlanmıştır: http://meydangazetesi.org/gundem/201...ich-kropotkin/
ÖzgürToplumsallık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
ÖzgürToplumsallık Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 2 Kisi:
Alt 05.Temmuz.2018, 18:45   #2
 
ÖzgürToplumsallık - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplumsallık
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 11.Ocak.2016
Üye No: 54673
Mesajlar: 387
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 96
157 Mesajına 249 Teşekkür Aldı
Standart

Hazır ortalıkta idam şakşakçıları dolaşırken paylaşayım dedim.

İlginçtir,suçun toplumsal zeminleri ve karakterini tartışmak aslında mevcut sistemler için bir "tabu" dur.Hem de bozanları suçlu ilan edecek kadar büyük bir tabu.

Suç-Ceza diyalektiğini anlamak ise bu kadar zor değil.Suç olmasa Ceza olmaz demekte genelde bir problem yoktur.Mantıken herkes bunu söyleyebilir.Sistem yanlıları da aslında bu gerçeği dillerine dolayabilirler.Çünkü onlara göre "suç doğal bir olgudur" ve suç olduğu için haliyle ceza da olmalıdır.

Fakat en tehlikeli ifade.Özellikle kullanılmayan fakat aslında suç özelinde ve Suç-Ceza diyalektiğini tümden deşifre eden ifade şu şekildedir.

Ceza Suçu yaratır,onu besler ve büyütür

evet diyalektiğin en önemli ve gizlenmiş boyutu.Suç-Ceza diyalektiğinin "suçun doğuş" kısmı işte buradadır.Suçu var eden şey,onu yaratan anti-sosyal zeminlerdir.Ve bu anti-sosyal zeminleri belirgin hale getiren şey de "ceza" dır.

Kadın üzerinde erkek mülkiyeti evet vardır.Aile hukuku olarak,sevgililik anlamında,boşanma anlamında vs.Bir mülkiyet hukukudur.Ve bu hukuku var eden şey insanların özgür birleşme-anlaşma zeminin kısıtlayan adı üstünde "mülkiyet" temelli bir anlaşmadır.İnsanların özgür birlikteliğini kısıtladığı için kendini korumak için insanların önüne belli başlı engeller ve cezai yaptırımlar koymak durumundadırlar.

Tecavüz-Taciz cinsel şiddetin bir türüdür.illegal olmasının nedeni "aile hukuku" ya da "sevgililik hukuku" dışında bir egemenlik olgusu olmasındandır.Yani mevcut egemenliği takmayan bir eylemdir ve onu tehdit ettiği için cezai yaptırım gerektirir.

Tecavüz-Taciz de mülkiyet ürünüdür,Aile de.Ancak geçerli olan hukuk aile hukukudur.Taciz-Tecavüz istenmeyen ve geçerli hukuğu bozan bir biçimdir.Haliyle "yasaklanmış" ve cezai yaptırım uygulanarak illegalize edilmiştir.

Ve aslında illegalize edildiği için de taviz-tecavüz olgusu bugüne kadar var olmaya devam etmiştir.Zira sen bir şeyi yasaklar fakat onun zeminlerini ortadan kaldırmaz ve üstelik kendi sistemini onun üstüne koyarsan.O yasaklar illegal zeminleri besler ve büyütür.


Cezai yaptırım ne kadar şiddetlenirse,Suçun şiddeti de o kadar artar.Cezai yaptırım suçun zeminlerini meşrulaştırmaktan ve sistem içindeki "haksızlığı" ortaya sermekten başka bir işe yaramadığı için.Suç daha da artmaktadır.

aynı direniş gibi.Özünde suç da bir tür direnmedir.İnsanın zihnindeki mülkiyetçi olguların direnmesidir.Mevcut olana başkaldırması ve yoluna devam etmesidir.

Sen direnişin zeminlerine dokunmaz,onu yıkacağım diyerek şiddetin dozunu artırırsan işte o zaman direniş daha da yayılır ve önüne geçilemez bir duruma gelir.

Suç da böyledir.Cezai hükümler ne kadar "anti sosyal" temelli ve suçıuyu tehcir edecek şekillerde uygulanırsa o kadar hem toplum içinde hem de hapishanelerde suçu daha da besleyecek ve onun önüne geçemeyecektir.


Aslında dinler dahi bu gerçeği görerek kendilerini ona göre yapılandırmışlar.Dinler cezai yaptırımı,sonraki hayat için geçerli bir olgu olarak kabul ederler.Fakat bu yaptırım için bir cennet bir de cehennem gibi ikili bir ayrışmadan bahsederler.

Dinler de cezai yaptırımın insanlığı düzeltemeyeceğinin farkında olarak bir "cehennem" tasarlamışlardır.Yani suçlu olanlar illaki olacaklardır,hatta çoğunlukla tanrının onu cezalandıracağını bile bile bunu yapar.Çünkü her Müslüman cennete gitmeyecektir.


Bu tartışmanın mantıki zeminleri daha da çoğaltılabilir.Sadece şunu söylemek istiyorum.Suçun olduğu yerde ceza nın da olacağı,Ceza nın olacağı yerde suçun da olacağını unutmamak lazımdır.

Suçu bitirecek olanın Ceza olmadığını anladığımız süreçte,suç olgusunun toplumsal zeminlerini ortadan kaldırdıkça,haliyle ceza gerçeğinin de altını oyar hale geliriz.

Komünizm tabii ki suçun olmadığı bir dünyanın hayal edilmesidir.Bazıları bu ifadeyi "ütopik" bulur.Fakat sınıfların olmadığı bir dünya ne kadar "ütopik" ise suçların olmadığı bir dünya da o kadar "ütopiktir".Zira bu olgular birbirlerini beslerler.

Kendi ailen içinde.dostların içinde "suç işlenmeyeceğine" nasıl inanıyorsan ve yaşamını bu yönlü düzenliyorsan.Bir toplumun da bu şekilde örgütlenebileceğini ön görmek çok zor değildir.Bir toplum kendi gücüne güvenmezse zaten ne sınıfların kalkacağını ne de suçun ortadan kalkacağını söyleyebiliriz.
ÖzgürToplumsallık isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
ÖzgürToplumsallık Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Cevapla


Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com