Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Diğerleri

Sol Gazete

Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Devrim için devrimci okul
Cevaplar
2
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
841
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 05.Ocak.2015, 14:40   #1
 
Sàralondë - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sàralondë
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 22.Temmuz.2014
Üye No: 50738
Mesajlar: 454
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 246
173 Mesajına 294 Teşekkür Aldı
Standart Devrim için devrimci okul

Yürüyüşte yazılan teorik/öğretici yazılar bu başlaık altında taplanabilir.
Sàralondë isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05.Ocak.2015, 14:42   #2
 
Sàralondë - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sàralondë
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 22.Temmuz.2014
Üye No: 50738
Mesajlar: 454
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 246
173 Mesajına 294 Teşekkür Aldı
Standart

Ders: BEN DEĞİL, BİZ

“Ben” Değil “Biz” Olmayı Başarmalıyız

Hepimiz devrimci mücadeleye az veya çok düzenin tortularını üzerimizde taşıyarak adım atıyoruz. Mücadelenin içerisinde bilinçlendikçe, devrimcileştikçe ve kendimizle, eksik-zaaflı yanlarımızla mücadele ettikçe, bize ait olmayan tortulardan birer birer kurtuluyoruz.
Kendimizle bu savaşta, “ben” değil “BİZ” olmayı başarmak, pratiğimizde bunu göstermek, her koşulda kolektivizmi büyütmek önemlidir. Düzenin tüm bencil, bireyci, kendini düşünen olumsuz özelliklerinden ancak bu şekilde kurtulup mücadele edebiliriz. Ve ancak bu şekilde devrimciliğimizi büyütüp, düzene tüm kapıları kapatabiliriz.

Ben Olmak Burjuvazinin Kültürüdür!
“Ben” ile başlayan her şey, her cümle sosyalist kültüre ait olmayan, burjuvazinin kültürünün dile ve giderek pratiğe yansımasıdır.
Eşitsizliğin, adaletsizliğin, gelecek kaygısının olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bireyciliğin, yaşamın her alanında anında tek tek insanların beyinlerini teslim alıp hayat bulması için, burjuvazi tüm olanaklarını seferber etmektedir.
Burjuvazi basın-yayını bu anlamıyla verimli kullanır. TV artık halkın her kesiminin evinde vardır. İnternet gittikçe yaygınlaşmakta, özellikle gençliği çepeçevre sarmaktadır. Burjuva TV, gazete, kitabı, interneti ile durmaksızın halka bireyciliği, bencilliği aşılamaktadır.
Elbette bu saldırıdan biz de muaf değiliz. Çünkü biz de bu düzende yaşamaktayız.
Burjuvazi, devrimci mücadelede “Biz” olmak yerine “Ben” olmayı tek tek insanların düzenden kalma alışkanlıkları üzerinden yeşertmeye çalışır. “Benim düşüncem”, “benim önerim”, “yalnız çalışınca daha verimli oluyorum”, “ne yapayım, ben böyleyim” vb. söylemlerle pratikte hep kendini dayatan ve ben olarak mücadelenin içinde kalmayı kabullendirmek isteyen bu yoz kültürün hayat bulmasını ister! Bu kültür ile burjuvazi, mücadele içinde “BİZ”i yok ederek, örgüt içinde örgütsüzlüğü savunan bireyleri yaratmayı hedefler. Ki, solda bunun çokça örneği vardır.
Örgütlülük İçinde Birey Olmak, Bireyciliği Savunmaktır!
Örgütlü mücadele içinde birey olarak davranan kişinin; yaptığı tüm işlerde, çalışmalarda, tüm alışkanlıklarında sadece ve sadece kendisine ait doğruları yaşaması söz konusudur.
Bu kişiler, örgütlü yaşama mücadeleye kendini dayatıp beyninde yüreğinde örgütsüzlüğü yaşarlar.
Bir devrimci örgütlü mücadelenin neresinde olursa olsun, yaşamı ve pratiğinde bireyciliğin tortularının yerine “BİZ” olabilmeyi koymadıkça, bu tortularla barışık yaşadığı her an çürüme, gerileme; giderek devrimciliğin bitmesi söz konusu olacaktır.
Örgüt içinde birey olanlar, çalışma tarzlarını ve yaşamlarını bir statü haline getirirler. Statüleri onlar için değerlidir. Yapılan her müdahaleyi veya kolektif işleyişi bireysel özgürlük alanlarına müdahale olarak düşünür, kendi inisiyatiflerinin kırılması olarak gördüklerinden, statülerini her fırsatta örgütlü mücadeleye dayatırlar. Bu kişiler statükocu ve benmerkezcilerdir. Dünyayı kendi etraflarında dönüyor sanırlar. Mütevazı değillerdir.
Örgüt içinde birey olmak, kendi başına iş görmek, tek başına iş yapmak ideolojik bir tercihtir. Devrimciliğin doğasında olan örgütlü çalışma tarzının karşısına, bireyci çalışma tarzı tercih edilmesidir. Bireycilik ise burjuvazinin kültürüdür.
Burjuvazinin kültürü ile yaşamını şekillendiren, yön veren statüler oluşturan bir devrimci, kimseye bir şey öğretemez, öğretme çabasında da olmaz. Kitlelere taşıyacağı tek bir kültür vardır; o da burjuvazinin kültürüdür. Ki, orada da ne örgütlenme çıkar, ne de mücadelenin büyütülmesi.

BİZ Olmak Sosyalizmin Kültürüdür!
Farklı alanlarda, illerde, ülkelerde BİZ olmak örgütlü olmaktır; örgütlü düşünüp, örgütlü yaşamaktır! Aynı şeylere sevinmek, öfkelenmek, kinlenmektir. Örgütsel disiplini, işleyişi, kültürü hayata geçirmektir.
Her şeyden önce bu ideolojik birlik, ruhsal şekilleniştir. Bizler Marksist-Leninist’iz! Bize yön veren ideolojimiz budur! M-L olabilmek, hayatın her alanında “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!” kararlılığıyla hareket etmektir. Bedreddin’in deyişiyle, “Yarin yanağından gayrı, her şeyde, hep beraber” olabilmektir!
İşte bunun içindir ki; sosyalist kültürde bireycilik, bencillik, bir tek kendisini düşünme, kendi doğrularıyla hareket etme yoktur! Bütün bir ülkenin, bütün dünyanın kurtuluşu için mücadele edenler “Ben” değil “BİZ” olanlar olmalıdır.
BİZ olmak; kolektivizmi mücadelenin her alanında içselleştirmek, her koşulda hayata geçirmektir.
BİZ olmak; BEN olan tüm bireyci-bencil yanlarımızı, statülerimizi yıkıp denetime, eleştiri-özeleştiriye, disipline açık olmak; örgütlü yaşamı-kuralları benimseyip, içselleştirip yapmaktır.
BİZ olmak; mütevazı, alçak gönüllü, verdiği sözü tutan olmaktır.
BİZ olmak; halkın ileri kültür, gelenek ve değerlerine sahip çıkmak, onları yaşatmaktır.
BİZ olmak; sosyalizmi bugünden kendi yaşamımızla, pratikte yaptıklarımızla, politikalarımızla halka taşımaktır.
BİZ olmak; burjuvazinin “Her koyun kendi bacağından asılır”, “Babana bile güvenmeyeceksin” kültürü karşısında kolektivizmi, yaptığımız tüm işlerde kitlelere taşıyarak sosyalist kültürü yaygınlaştırmaktır.

Kolektivizm, Bencilliğin-Bireyciliğin Panzehiridir!
Biz olmak için önce kendimize bakacağız. Nasıl düşünüp nasıl yaşıyoruz, hedeflerimiz, amaçlarımız neler, öfkelendiğimiz, sevindiğimiz, kinlendiğimiz şeyler neler?
Tüm bunlarda örgütlülüğün büyütülmesi, halkın ve vatanımızın kurtuluşu yoksa, beynimizde düzeni yaşıyoruz demektir.
Birbirinden bağımsız, başıbozuk, denetimsiz, örgütlü bir yapının işlemediği bir örgütte, örgütlü yaşam yoktur. Burjuvazinin kültürü olan bireycilik, BEN vardır orada. BİZ yoktur.
Örgütlü düşünüp örgütlü yaşayarak, kolektivizm mümkün olur ancak.
Kolektivizm, ortaklaşmaktır. Birlikte hareket etmek, birlikte yapmak, birlikte üretmektir.
Kolektivizm, zorluklar karşısında çözüm yolumuzdur. Tek başımıza bir hiçiz! Zorlukların altından ancak ve ancak kolektivizmi orada yaşatarak başarılı olabiliriz.
Kolektivizm, bugünden yarına kuracağımız sosyalist toplumu yaşamaktır.
Kolektivizm, bencilliğe, bireyciliğe vurulmuş bir darbe, tüm bunların panzehiridir.
Kolektivizm, BİZ demektir. Kolektivizm, tek tek su damlalarını bir araya getiren, onları birleştiren bir bütünlük sağlayarak önüne çıkan tüm engelleri aşan bir ruh ve coşku halidir.
“İnsanların tecrübe ve birikiminden yoksun olmaları, yeterli siyasi eğitimden geçmemiş olmaları vb. konulardaki yetersizlikleri, ancak kolektif örgütlenme içinde aşılabilir.
Kolektif örgütlenmeye gidilmediği sürece, insanları daha yakından tanımak, yetenek ve kapasitelerini gözleyebilmek, eksiklerini tespit ederek gidermek mümkün değildir” (Yolun Neresindeyiz)
Kolektivizm, bizi bir adım öne taşıyan, yeni insanları tanımada, onların kendilerine olan güvenlerinin, kapasitelerinin açığa çıkarılmasında bir nedendir.
Yaptığımız her işte hareketin bir parçası olduğumuzu görmemizi, hissetmemizi sağlar kolektivizm.
Bunların hepsini yapmamız, kolektivizmi yaşamımızda hayata geçirmemiz için önümüzde hiçbir engel yoktur. Üretimlerimizi kolektif bir şekilde planlayıp her aşamasında bunu hayata geçirdiğimizde, içeriği zenginleşecek, daha farklı ürünler elde edebileceğiz.
“Birlikten kuvvet doğar” der halkımız! Birlikte yaptığımız her işte birbirimizin bilgisinden, deneyimlerinden faydalanırken, bilmediklerimizi de hızlıca öğreneceğiz.
Birlikte hareket ettiğimizde; örgütsel bütünlüğü, ruhu, coşkuyu, heyecanı, öfkeyi, kini, sevinci, sevgiyi, bağlılığı yaşar, bizi biz yapan her şeye sahip oluruz. Birlikten doğan gücümüzle karşımıza çıkan tüm engelleri aşarız. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” kararlılığıyla hareket etmiş oluruz. Birlikte tek vücut halinde hareket ettiğimiz için Güler Zere’yi zulmün elinden çekip aldık. Daha onlarca, yüzlerce zaferler kazandık.
Kolektivizm BİZ olmaktır.
Kolektivizm, yüzlerce, binlerce Parti-Cepheli yüreği; yüzlerce, binlerce Parti-Cepheli beyni birleştirmektir. Binlerce beynin aynı hedef için çalıştığını, binlerce yüreğin aynı hedefe ulaşmak için attığı büyük bir güçtür BİZ olmak.

Milyonları Örgütlemek İçin BEN Değil, BİZ Olacağız
Milyonları örgütleyerek, milyonları savaştırarak devrim yapacağız. “BEN” yanlarımızla bırakalım milyonları örgütlemeyi, yanı başımızda yoldaşlarımıza dahi bir faydamız olmaz. Sadece kendisini düşünen, kendisini dayatan, geri yanlarını meşrulaştıran vb. bencil-bireyci bireyler, örgütlenmenin önündeki ilk ve en büyük engeldir.
Bu engeli BİZ olabildikçe yıkıp geçeceğiz. Attığımız her adım, kurtulduğumuz her tortu, bizi biraz daha güçlendirip devrim yürüyüşümüzü hızlandıracak.
Her şey dönüp dolaşıp BİZ’de düğümleniyor. Tekrar tekrar dönüp kendimize bakacağız. Bildiğimizle asla yetinmeyeceğiz. Eğitimin sürekliliğine inanarak yaptığımız her işte, her şeyden öğrenen bir öğrenci oldukça, BİZ olacağız.
Devrimcilik bir yanıyla sürekli bir öğrencilik, öğretmenliktir. Milyonlardan öğrenirken, milyonlara sosyalist yaşamı, sosyalizmi bugünden yaşamımızla öğreteceğiz.
Evet, mücadeleyi ancak ve ancak BİZ olabilenler sürdürür.
Biz olabilenler halkı komitelerde, meclislerde örgütleyebilirler.
Biz olabilenler; halkın geri yanlarını değiştirip düzenden kurtuluşlarını sağlayabilirler.
Biz olabilenler; milyonları örgütleyip, Bağımsız, Demokratik ve Sosyalist Türkiye yolunda emin adımlarla yürüyebilirler.
Bu yolda BİZ olarak, kalarak yürüyüp, Devrimci Halk İktidarını kuracağız!

Örgüt içinde birey olmak, kendi başına iş görmek, tek başına iş yapmak ideolojik bir tercihtir. Devrimciliğin doğasında olan örgütlü çalışma tarzının karşısına, bireyci çalışma tarzı tercih edilmesidir. Bireycilik ise burjuvazinin kültürüdür.


Yürüyüş.
Sàralondë isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.Ocak.2015, 13:51   #3
 
Sàralondë - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sàralondë
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 22.Temmuz.2014
Üye No: 50738
Mesajlar: 454
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 246
173 Mesajına 294 Teşekkür Aldı
Standart

Devrimcilerin Dine Bakışı Nasıl Olmalı?

Sevgili Devrimci Okul okurları Merhaba;
Bu hafta dersimizde din konusunu ele alacağız.
Geçen hafta AKP iş cinayetlerine karşı hiçbir önlem almazken Diyanet İşleri tarafından İstanbul’daki bütün camiilerde “Cuma hutbesi” okutuldu. Okutulan hutbede de “Allah’ın taktiridir ve O ne dilerse o olur’ deniyor.
AKP, katliamlarını Allah’ın üstüne atarak sorumluluktan kurtulmaya çalışıyor. Halkın inançlarını sömürerek pisliklerinin üstünü örtüyor. Biz de bu hafta dersimizde din konusunu ele alacağız.
– Dinler ve İnançlar Nasıl Ortaya Çıkmıştır?
Yıllar önce ilk insanların bilgi ve becerileri bu kadar gelişmiş değildi. Bu nedenle insanlar doğadaki olayları açıklayamıyor, çok güçsüz kalıyordu. Bu güçsüzlükleri ve yetersizlikleri nedeniyle kendilerince bazı şeyleri güç olarak görmeye, ona inanmaya, güvenmeye, tapmaya başladılar. Açıklayamadıkları herşeye tanrı gözüyle baktılar.
Vahşi hayvanları uzaklaştırdığı, kendilerini ısıttığı vb. nedenlerle ateşe taptılar, şimşek çaktı, korkup şimşeğe taptılar. Su yaşamlarını devam ettirebilmek için vazgeçilmez bir madde olduğu için suya taptılar. Güçsüzdüler, açıklayamadıkları, korktukları çok şey vardı. Yani dinin ortaya çıkışı, insanlığın yaşam mücadelesinin, ihtiyaçlarının, çaresizliğinin sonucudur. Sorunlarına çözümü bu şekilde, bulabileceklerini düşünüyorlardı.
Böylece din, insanlığın zayıflıklarını, korkularını örten bir araç haline geldi. Umutlarını, özlemlerini ifade ediyordu.
Dinler önceleri coğrafi sonra da toplumsal çalkantıların yaşandığı dönemde ortaya çıktı. Bu din kitaplarında “Ademoğullarının Allah’ın yolundan çıktığı” şeklinde ifade edilir.
İslamiyet de Arap Yarımadası’nda putlara tapan, fuhuş ve içkiyle gittikçe çürüyen Arap kabilelerini yola getirmek için gelmiştir. Yani zulmün, sömürünün dolayısıyla insanlığın umutsuzluğun, çaresizliğin en yoğun olduğu süreçlerde yeni dinler, yeni peygamberler ortaya çıkmıştır. Ve dünyadaki yaşamı düzenleyecek yeni kurallar ortaya koymuştur.
– Dinleri Neden Egemenler Kullanabilmiştir?
Bütün dinler ilk çıktıklarında mevcut düzenin emekçiler lehine nispeten iyileşmesini sağlayacak düzenlemeler de getirmiştir. Mevcut düzenin egemenleri daima yeni çıkan dinlerin ezmeye, peygamber ve müritlerini zulmederek yoketmeye çalışmışlardır. Ancak hiç bir baskı ve zulüm amacına ulaşamamış, insanlara daha iyi bir dünya vaat eden dinlerin yayılmasını engelleyememişlerdir.
Zaman içinde toplumların gelişmesiyle her dönemin egemenleri tanrıları ve dini kendi çıkarları için kullanmaya devam etmiştir. Toplumların gelişmesini üretim araçlarındaki gelişmeler belirliyordu. Böylece din tarihsel gelişimi içinde egemenlerin elinde “halkın afyonu” olma özelliğini de kazanmış oldu. Sınıfların ortaya çıkmasıyla birlikte dinsel kuralların uygulanmasını tekellerine aldılar. Egemenliklerini sürdürmenin bir aracıydı onlar için. Aksi taktirde egemenliklerini koruyamazlardı. Kitlelerin kendi dinlerinde yer alan “tanrılarına itaat et emri” böylece tanrının oğlu-kızlarına, rahiplerine vb. olan toplumun egemenlerine itaat et emrine dönüşmüş oldu.
Egemen sınıflar çıkarları için dinin topluma etkilerini olumsuz anlamda derinleştirmektedir. Yoksa tarih içinde İslamiyet yorumlayarak isyan bayrağı açan, çağına göre ilerici sayılabilecek hareketlerde söz konusu olmuştur. Kurtuluş Savaşı içinde Sütçü İmamlar, Latin Amerika’daki devrimci rahipler bunların örnekleridir.
AKP iktidarı da tüm yolsuzlukları, katliamlarını din ile örtmeye çalışıyor. Fıtratında vardı diyor ölen işçiler için. Bu şekilde halkın öfkesinin kabarmasını, iktidarını sarsacak duruma gelmesini önlemeye çalışıyor. Oysa dini en fazla tahrip eden de kendisidir.
– Devrimcilerin Bakış Açısı Nasıldır?
Devrimciler ise olayları ve olguları değerlendirme, niteliklerini belirlemelerindeki temel kıstas, halkın hak ve özgürlüklerine, mücadelesine olumlu ya da olumsuz yöndeki etkileridir. Toplumsal gelişmelere etkide bulunan dinlere de, islami örgüt ve kişilerin de değerlendirmesinde de temel kıstas budur. Dinler çıktıkları tarihte toplumda ilerici özellikler göstermiştir. Etkide bulunduğu toplumların sosyal yaşamını kendine has düzenlemeleriyle etkilemiştir. Ancak zaman içinde egemenlerin elinde halkı denetim altında tutmanın aracı haline getirilmiştir. Egemenler dini tanrı ile kulları arasındaki bir inanç ilişkisi olarak bırakmayıp “din adına” diyerek sömürü ve zulümlerini, yağma ve talanlarını kitlelere kabullendirmeye çalışırlar.
Devrimciler buna karşı çıkarlar. Devrimciler dini inançlara karşı çıkmaz. Toplumsal ve tarihi bir gerçektir. Soyut bir ateizm propagandası yapmazlar. Samimi şekilde inanç taşıyan dindar insanlara gerici gözüyle de bakmazlar. Çünkü geçmişten bugüne dindar insanların sömürüye, zulme, vatanlarının işgallerine karşı mücadele ettikleri bilinen bir gerçektir.
Siyasallaştırılan ve ideolojik olarak sınıfsallığı ve ulusallığı yok sayan, dinciliğe karşıdır. Zulme karşı mücadeleyi reddeden bunun yerine kaderciliği ve ümmetçiliği koyan dinciliğe karşıdır. Bu halkın dini duygularının egemenler tarafından kullanılmasıdır. “Din adına” halk düşmanlarının düzenin sürmesine hizmet etmedir. Emekçilerin sınıfsal ve ulusal kurtuluş mücadeleleri içinde yer alma bilincinin gelişmesinin önünde ideolojik olarak engeldir. Din, mezhep gibi ayrımlarla emekçilerin birlikte mücadelesini engelliyor. Bu biçimiyle dinciler halkların kurtuluş savaşına zarar vermektedir. Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin halkı sömürmesinin ömrünü uzatıyorlar.
Çağımızda ilericilik, gericilik kıstası, emperyalizm karşısındaki tavır alışta ifadesini bulmaktadır. Bu nedenle dini temelde de olsa emperyalizm ve uşaklarına karşı mücadele veriliyorsa, emperyalist politikaların önünde engel teşkil ediliyorsa, zarar veriyorsa bu tür kişi, örgüt ve ülkeler ilerici bir karakter gösterir. Emperyalizmi zayıflatan bir hareket din temelinde bile olsa desteklenebilir. Emperyalizme karşı bir araya gelinebilir, birlikler oluşturulabilir.
Ancak ülkemizdeki islamcıların büyük kısmı tarihleri boyunca devrimcilere saldırmıştır. Egemenlerle işbirliği içinde hareket etmişlerdir. Katliamlara, saldırılara ortak olmuşlar, bu tavırlarıyla da halk saflarına zarar vermişlerdir.
Haziran Ayaklanması’nda bunun olumlu örneklerinide somut bir şekilde görebildiler. Devrimciler 28 Şubat sonrası türbanlı öğrencilerin mücadelelerine destek vermiş polisin saldırısına birlikte direnmiştir.
Bu anlayışla devrimciler samimi şekilde inanç taşıyana gerici gözüyle de bakmazlar. Dini bayramlarını kutlar, oruç tuttuklarında büyük sofralar hazırlar, onlarla beraber geleneksel günlerine özgü faaliyet gösterirler. Düzenin halk içinde yaratmak istediği ayrımcılığa, devrimcilere karşı geliştirmek istediği düşmanlığı politikaların birliğin, paylaşımın olduğu bu sofralarda bozar. Sömürülen kesimin bir olduğu, düşmanın sömürenler olduğu gerçeği ortaya çıkar.
– Devrimci Halk İktidarında Din ve İnanç Özgürlüğü Nasıl Ele Alınacak?
Halkın din ve inanç özgürlüğü önündeki tüm engellerin kaldırılması hedeflenir. Hiç kimsenin dini kendi çıkarları için kullanmasına izin verilmez. Halkın hiçbir etki altında kalmadan özgür bir şekilde ibadetlerini yerine getirmesine de saygı gösterip, güvence altına alırlar.
Anti-emperyalist, anti-faşist temelde büyük bir halk cephesi ile devrimi yapacağız. Yoksul olan sömürülen, madenlerde katledilen bizleriz. Asıl bizi dinci, laik, alevi-sünni diye egemenler bölüyor. Biz bütün inançlardan, uluslardan milyonlarca Anadolu halkı birleşip onları boğalım diye “birleşelim bizi sömürenleri boğalım” mesajını anlatmakla görevlidir bir devrimci.
Sevgili okurlar
Haftaya başka bir konuda görüşmek üzere..
Hoşçakalın..


Yürüyüş.
Sàralondë isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com